AKŞEN FINDIK SATIŞ VE PAZARLAMA

FINDIK BiZDEN SORULUR

Nisan, 2008 için Arşiv

FINDIĞIN ÜRETİM VE PAZARLAMA AŞAMASINDAKİ SORUNLARI

Yazan: findik28 Nisan 29, 2008

 

Dr. Haydar KURT

Fındık Araştırma Enstitüsü

 2004

Fındığın Doğu Karadeniz Ekonomisindeki Yeri

Fındık-Hopa-Terme arasında yer alan ve sahil kesiminden 1000 m. yüksekliğine kadar ulaşan “Eski üretim bölgesinin, yüzyıllar boyu en önemli tarımsal dolayısıyla ekonomik üretim dalını oluşturmaktadır. Fındık bu bölge için bugünde en önemli hatta alternatifsiz tek üründür.  Doğu Karadeniz bölgesi ekonomik yönden incelendiğinde bir tarım bölgesi olup Trabzon, Giresun ve Ordu Ekonomisinde en büyük pay fındığa aittir

Fındığın Türkiye Ekonomisi içerisindeki yeri ve Önemi

Fındık ülkemizin tarımsal üretimi ve ekonomisi içerisinde önemli bir yeri olan, geleneksel ihraç ürünlerimizden birisidir. Ülkemiz dünya fındık üretim sahalarının yaklaşık % 80’nine üretiminin ise % 75’nine sahiptir. Fındık tek kuruşluk ithal girdisi  olmaksızın milli ekonominize her yıl ortalama 750.000.000 $ lık bir döviz girdisi  sağlamakta ve 4.500.000 insanımızın tek geçim kaynağını oluşturmaktadır.

 

Bölgenin sosyo ekonomik durumu tamamen fındığa bağlı olduğundan bu bölgede ekonomi adeta fındığa endekslenmiştir. Bütün sosyal aktiviteler ve piyasaların canlanması fındığın pazara indiği Eylül ve sonrasına ayarlanmıştır.

Tarımsal üretim ve işleme sanayi ile bölge insanının tek istihdam ve geçim kaynağı olan fındığın sorunlarının gün geçtikçe katlanarak artması ve tek başına   geçim kaynağı olmaktan çıkması, bölge insanını daha geniş iş sahalarının bulunduğu büyük şehirlere göç etmeye hatta denizaşırı ülkelerde iş aramaya zorlamıştır.

Fındığın Temel problemleri

Fındığın Üretim Aşamasındaki Problemleri

Mevcut Yasaların Uygulanmamasından Kaynaklanan Problemler

Fındığın Pazarlama aşamasındaki problemleri

Bahçelerin Yaşlı Olmasından Kaynaklanan Verim Düşüklükleri

Doğu Karadeniz Bölgesinde fındık üretiminin yapıldığı yaklaşık 350.000 hektarlık olanın en az 150.000 hektarını ekonomik ömrünü tamamlamış, verimsiz, kim tarafından ve nasıl dikildiği bilinmeyen alanlar oluşturmaktadır.. Ekonomik ömrünü tamamlamış  olan bu bahçeler kötü bakım şartları ve  çeşit özelliklerinden dolayı yüksek oranda periyodisite eğilimi göstermektedirler. Bu durum yıldan yıla verimde dalgalanmalara neden olmaktadır.

    Arazi ve Toprak Yapısından   kaynaklanan verim düşüklüğü

Fındık dikim alanları genellikle   yüksek eğim ve çok sığ topraklı olması nedeni ile yeterli kültürel uygulamalara imkan tanımamaktadır. Toprak derinliği az ve eğimin yüksek olduğu  bahçelerde uzun yıllardan beri fındık tarımının yapılmış olması, topraktan kaldırılan bitki besin elementlerinin toprağa yeterince verilmemesinden ve toprak  yorgunluğundan kaynaklanan verim düşüklükleri görülmektedir.   Öncelikle bu tip plantasyonların tespiti yapılmalı fındığın bitkisel özellikleri ve toprak istekleri de dikkate alınarak bir program dahilinde mutlaka verimli ve kaliteli çeşitlerle yeniden tesis edilmelidir.  Toprak işleme ve kültürel uygulamaların zor olduğu,  yüksek eğimli ve sığ topraklı alanlarda  dikim için cep teraslar oluşturulmalıdır.

  Bakım ve Gübrelemeden  Kaynaklanan Verim Düşüklüğü

           Üreticilerimizin fındık yetiştiriciliği konusundaki bilgileri eksik ve fındık bahçelerindeki bakım çalışmaları yetersizdir. Fındık birim alandan fazla miktarda NPK kaldırmaktadır. Her  3 yılda bir toprak ve yaprak analizleri yaptırılarak bu analiz sonuçlarına göre yeterli miktar ve çeşitte gübre tekniğine uygun bir şekilde ocak taç iz düşümüne verilmelidir. Toprak analizleri yapılmadan tek yönlü olarak verilen N ‘lu gübreler bitkide vegetatif gelişmeyi teşvik ederek verimi ve meyvede kabuk kalınlığını arttırarak randımanı düşürmektedir. Fındıkta generatif faaliyet kış aylarına denk geldiğinden iyi bir ürün için bitkinin kışa sağlıklı ve dengeli bir şekilde girmesini, olumsuz kış şartlarından etkilenmesini minimuma indirmek ve generatif faaliyeti artırmak için dengeli bir şekilde kışlık ( Fosfor ve Potasyum lu ) gübre uygulaması yapılmalıdır.

Tozlanma ve Döllenme Noksanlığından Kaynaklanan Verim Düşüklüğü

Fındıkta  iyi bir verim için bahçede mutlaka tozlayıcı çeşitlere yer verilmelidir. Fındık iki evcikli bir meyve türüdür.   erkek ve dişi çiçekler aynı bitki üzerinde fakat ayrı yerlerde bulunur. Türk fındık çeşitlerinin dişi çiçekleri, kendi çiçek tozlarıyla gereği gibi tozlanıp ekonomik anlamda yeterli meyve bağlayamazlar. Bu nedenle yabancı tozlanmaya ihtiyaç vardır. Bahçe içinde ana çeşitler ile birlikte bir  veya iki tozlayıcı çeşidin bulunması zorunludur. Tozlayıcı çeşitlerin ana çeşitlere oranı en az 1/10 olmalıdır. Tozlayıcı çeşitler ana çeşitle eşeysel bakımdan iyi uyuşan yüksek oranda meyve tutumu sağlayan bol ve kaliteli çiçek tozu oluşturabilen çeşitler olmalıdır. Tozlayıcı çeşitlerle ana çeşidin meyveleri mutlaka aynı şekil grubundan olmalı ve çiçek açma zamanları birbirine denk gelmelidir.

Fındık Çeşitleri İçin Önerilen Tozlayıcı Çeşitler

Ana çeşit                                            Tozlayıcı  (Baba)   çeşitler

Tombul (Giresun yağlısı,Yağlı fın.)    Palaz, Çakıldak, Foşa, mincane, karafındık.

Palaz                                                 kalınkara, Tombul, Mincane, Foşa, Uzunmusa.

Çakıldak (Delisava)                           Tombul,Palaz, Foşa.Mincane.

Foşa (Yomra,Boyhane)                     Tombul, Palaz, Mincane, Kalınkara

Mincane(Sıra fındık,Sarı yağlı)         Tombul, Palaz, Foşa, Kalınkara

Karafındık (Karayağlı)                       Tombul, Mincane, Foşa, Kalınkara

Uzunmusa (Oskara yağlısı)              Palaz, Mincane, tombul, Kalınkara

Kalınkara                                           Çakıldak, Tombul, Palaz, Mincane, Foşa.

Sivri                                                   Palaz, İncekara, Tombul, Foşa.

Budama Yetersizliğinden Kaynaklanan Verim Düşüklüğü

Fındık yetiştiriciliğinde üreticilerin iyi bir budama bilgisine sahip olması gerekmektedir. Ülkemizde ocak sistemi yetiştiricilik yapılmaktadır. Sık yaşlı ve verimden düşmüş bahçelerde verimi arttırmak için ocaktaki dal sayıları seyretme yoluyla azaltılmalıdır. Kurumuş, kırılmış, hastalıklı ve zararlılardan etkilenmiş dal ve dalcıklar kesilerek ortamdan uzaklaştırılmalıdır. İyi ve kalıteli bir ürün için ocaktaki dal sayısı  4 – 6  yi geçmemelidir. Ocakta bulunan dallarda meyve dalı oluşturmaya yönelik gerekli müdahaleler yapılmalıdır.  Ocakların iç kısımlarının havalanma ve güneşlenmesi sağlanmalıdır. Ocaktaki dalların birbirlerinin gelişmesine engel olmayacak şekilde düzenli ve dengeli bir taç oluşturması sağlanarak fizyolojik denge kurulmalıdır.

Hastalık ve Zararlılardan Kaynaklanan Verim Düşüklüğü

Fındık yetiştiriciliğinde  verim ve kaliteyi etkileyen en önemli faktörler den biriside hastalık ve zararlılarla mücadeledir. Çiftçilerimiz fındık kurdu haricindeki hastalık ve zararlılar hakkında  yeterli  bilgiye  sahibi değildir.  Fındık kurdunun yaptığı zararlardan sadece birisi delik fındık oluşumudur. Fındık filiz güvesi, kozalak akarı, mayıs böceği, uç kurutan, yeşil kokarca ve son yıllarda oldukça yaygınlaşan koşnil ve dalkıran fındık için en önemli zararlı grubunu oluşturmaktadır. Üreticiler bu zararlılarla mücadele zamanını  iyi ayarlayamamakta erken veya geç davranmaktadırlar. Mücadele ilaçları yeterli dozda ve usulüne uygun olarak kullanılmadığından verimde büyük kayıplar meydana gelmektedir. Zararlılar usulüne uygun kullanılmayan ilaçlara karşı bağışıklık  kazanmaktadırlar.

Ayrıca taban arazilerde ve vadilerde taban suyu yüksek ağır topraklarda yeterince drenaj sağlanamadığından kök çürüklüğü hastalıklarına rastlanmaktadır.

Mevcut Yasalardan  Kaynaklanan Problemler

               Ekonomik İşletme Büyüklüğünün Korunamaması

    problemlerden en önemlisi miras hukukumuzun en olumsuz yanını oluşturan  arazi bölünmeleridir.  Aile işletmesi şeklinde yapılan üreticilikte işletmelerin %80’ine yakını ortalama 13 da ‘lık arazi büyüklüğüne sahiptir.İşletmelerin yetersiz büyüklükte, çok parçalı ve dağınık olması, teknolojik alet ve makine gibi işletme  vasıtalarının kullanımının olmaması, verimin düşmesine ve maliyetin yükselmesine neden olmaktadır. Aile ihtiyaçlarını tam olarak fındıktan sağlayamayan üreticiler  başka alanlara yönelmekte, fındığı ek gelir olarak düşünmektedir. Böylece üretimi artırmak için gerekli olan (gübre ve ilaç gibi girdilere) gereken önemi vermemekte, bunun sonucu olarak ta  bahçelerden istenilen  verim alınamamaktadır.

Dikim Alanlarının  Plansız  Artmasından Kaynaklanan Problemler

fındık üretiminde görülen en önemli problemlerden biriside 2844 sayılı fındık üretiminin planlanması ve dikim alanlarının sınırlandırılması hakkındaki kanuna rağmen fındık üretim alanlarının plansız bir şekilde süratle artmasıdır.

Doğu Karadeniz Bölgesinde maksimum sınırına ulaşan fındık üretim alanları ikinci üretim bölgesi dediğimiz, başta Samsun, Düzce, Sakarya gibi illerde ve özellikle taban arazilerde süratle genişlemektedir.  Fındıktaki destekleme alımlarının etkisi ile ürünün güvencesinden etkilenen üreticiler,daha karlı olabilecek ancak Pazar ve fiyat garantisi olmayan ürünlerin yerine iyi nitelikli arazilerini fındık bahçesi haline dönüştürmektedirler.

 

Tarım Bakanlığı tarafından yürütülen Alternatif Ürün projesine işlevlik kazandırarak başta Samsun, Çarşamba, Terme, Bafra gibi taban arazilerde ülke ekonomisine daha çok katkı sağlayacak ürünlerin yetiştirilmesi teşvik edilmelidir. Yılda  bir milyar dolar ‘ın üzerindeki yağ ve yağlı tohum açığı bulunan ülkemizde bu alanlarda yağ bitkileri üretimi teşvik edilerek fındık üretimi sınırlandırılmalıdır. Denetimsiz ve kontrolsüz saha artışlarının önlenmesi ile birlikte kaliteli fındık üretimi teşvik edilmelidir. Verim ve Kalitesi düşük peryodisite eğilimi yüksek çeşitlerle yapılan üretimden vazgeçilmeli tüketici ülkelerin talebi doğrultusunda uygun çeşitlerle üretim yapılmalıdır. Bu özellikleri taşımayan eski planstasyonlar süratle yenilenmelidir. Alıcı ülkelerin Türk fındığına olan güveni korunmalıdır. Kaliteli fındığa yüksek fiyat uygulanması yapılarak, çeşit bazında kaliteli fındık üretimi teşvik edilmelidir.

 

 

Bütün bu olumsuzluklara rağmen  Karadeniz insanı; Karnını doyurmanın, ailesini geçindirme’nin, toprağına sahip çıkmanın ve onu korumanın yolunu fındık tarımı ile bulmuştur. Bu bölgede  iki milyonu aşkın insan doğrudan veya dolaylı olarak  geçimini fındıktan sağlamaktadır.   Bölge insanı yüksek eğimli sığ toprak yapısına sahip VI. – VII. Sınıf tarım arazisi karakterindeki alanlarda  yılda yaklaşık  350.000 bin ton fındık üretimi gerçekleştirmektedir.  Fındığın kg. fiyatını 3.000.000 Tl. olarak kabul edersek  bu üretimin  bugünün fiyatları ile  karşılığı  2.785.000 ton  buğday üretimine eşdeğer dır.  Bu  ürün  450kg/da   verim ile  ancak 620.000 ha lık  bir alandan alına bilir.   Fındık üreticisi  bu zor koşullarda bile toprağından  en az çukur ova değerinde  yararlanmanın  ve ona sahip çıkmanın yolunu bulmuştur.

FINDIĞIN PAZARLAMA AŞAMASINDAKİ PROBLEMLERİ

Türkiye’de üretilen fındığın % 85-90 gibi büyük bir kısmı ihracata yöneliktir. Türkiye dünya fındık ihracatının % 75, 80 ini elinde bulundurmasına ve kaliteli fındık üretimine karşılık, ihracatta  yeterli  artış sağlayamamakta, stoklar oluşmakta ve ihracat geliri arttırılamamaktadır. Dünya fındık ihracatında Türkiye’nin en önemli rakibi İtalya’dır. Türkiye, İtalya’nın AB üyesi olmasının sağladığı ticaret avantajı, pazara yakın olma ve pazarlama organizasyonu bakımından üstünlüğünü bilerek pazarlama politikasını daha iyi  düzenlemelidir.

Dünya  üretiminin % 70-75’ini karşılayan ve dünyanın en kaliteli fındığını üreten ülkemizin dış pazarlarda fiyatların teşekkülünde etkinliği yok gibi gözüksede  pıyasa fıyatının oluşmasında Türkiye’nin fındık rekoltesi  belirleyici  rol oynamaktadır.  Fakat  fındık ihracatçılarının  dış ülkelerde fiyat yönünden yaptıkları  rekabet hem bu kuruluşlara  hem de ülkemiz ekonomisine zarar vermektedir.

 

Taban fiyatın tespitinde fındığın maliyetinin dikkate alınarak, üreticiye uygun kar sağlaması ve ihracatta güçlükler yaratmaması esas alınmalıdır.

Fındıkta fiyat dalgalanmalarının önlenerek istikrarlı bir yapıya kavuşturulabilmesi  için üretici birlikleri güçlü bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Fiskobirlik tam bir üretici birliği haline getirilerek fındığı üreticiler adına alan, içte ve dışta üreticiler adına pazarlayan bir yapıya kavuşturulmalıdır. Böylece taban fiyat sorunu ortadan kalkacak, Pazar şartları yakından takip edilerek ürün gerçek değerine satılacaktır.

Fiskobirlik yüksek kar ettiği dönemlerde işletme giderleri haricindeki kazançtan ortaklarına kar payı dağıma şansına sahip olacaktır.

 

Asgari ihraç fiyatları tespit edilirken rakip ülkelerin fiyatları, dünya piyasası, dünya fındık üretimi ve ülkelerin tüketim eğilimleri dikkatle izlenmelidir. Asgari ihraç fiyatı en fazla fındık ihraç edebileceğimiz en yüksek fiyat olmalıdır.

Dünya fındık üretimi ve ihracatı yakından takip edilerek fiyatlar özellikle AB Ülkeleri ve ABD ‘li üreticiler için cazip olabilecek yüksek rakamlara ulaşması engellenmelidir.

Fındık İtalatcısı konumundaki Firmalar  fındığın oynayan fiyatları karşısında  Antepfistığı, badem, ceviz ve yerfıstığına kayabilmektedir. Onun için fındığın dış fiyatı dolar bazında sabit ve istikrarlı olmalıdır.

Ülkemizde bugün iki bakanlık ile 20 civarında kamu ve özel sektör kuruluşu fındığa hizmet götürmektedir. Fakat bunlar arasında yeterli işbirliğinin sağlandığı söylenemez.

 

Asgari  ihraç fiyatlarının alıcı ülkelere  zamanında duyurulmalı  ve bunun altında kesinlikle satış yapılmayacağı mesajı verilmelidir.

Fındığın bir gıda maddesi olarak  insan beslenmesindeki rolünü artırmak için  AR-GE çalışmalarına önem verilmelidir.

Son yıllarda Aflatoksin oluşumundan dolayı ihracatta yaşanan sıkıntıların giderilmesi için eğitim çalışmalarıyla üreticiler  bilinçlendirilmeli ve aflatoksin oluşumunu önleyici tedbirler suratle alınmalıdır.

Verim artırıcı tedbirler alınıp, eski plantasyonlar yenilenmelidir.  Olumsuz arazi şartlarından dolayı, mekanize olamayan fındık tarımı, gelecek yıllarda  artan işgücü maliyetleri nedeni ile ekonomik olmayabilir.

 

 

 

 

 

Yazı kategorisi: FINDIGIN PAZAR SORUNLARI | » yorum bırak;

2 bin ‘Fındık Kavuran’ satıldı

Yazan: findik28 Nisan 29, 2008

Ordu Valisi Dr. Said Vakkas Gözlügöl’ün iki yıl önce yaşanan fındık krizi sırasında seyyar satıcılar için geliştirdiği ‘Fındık Kavurma Makinesi’ ile Ordu ve diğer illerde en az 100 bin istihdam yaratmayı hedefliyor.

Ordu Valisi Gözlügöl, ortalama bin ile 1500 lira arasında satılan ‘Fındık Kavurma Makinesi Fındık Kavuran’ ile ayda ortalama 5 bin YTL kazanılabildiğine dikkat çekti.

İKİ BİN MAKİNE SATILDI: Gözlügöl, “Fındık Kavuran ile iki yıl önce hem işsizlere iş sağlayacak, hem de Türkiye’nin fındık arzı fazlasının günlük tüketimle eritilmesini sağlayacak bir projeyi hayata geçirdik. Bugüne kadar sadece Ordu’da iki binin üzerinde makine satıldı. Hedefimiz en az 100 bin istihdama ulaşmak” diye konuştu.

MAKİNEYE İLGİ SÜRÜYOR: Ordu’nun Türkiye fındık üretiminin yüzde 35′ini gerçekleştirdiğini belirten Vali Gözlügöl, iki yıl önce piyasaya sundukları Fındık Kavuran makinesine talebin devam ettiğini söyledi. Gözlügöl, şöyle konuştu: “Ordu Sosyal Yardım ve Dayanışma Vakfı adına 100 makine alıp ihtiyaç sahiplerine dağıttık. Şu anda Ordu’da 4 firma bu makineden üretiyor. Antalya, Ağrı, Siirt, Erzurum, İstanbul, Ankara gibi illere çok sayıda makine gönderildi. Hem 8 milyon fındık üreticisinin sorununa çözüm bulmaya çalışıyoruz hem de 70 milyon insanımızın daha fazla fındık tüketmesini istiyoruz.”

PROJELİ YAŞAMA GEÇTİK: Ordu Valiliği Strateji Merkezi’nin hazırladığı 20 değişik projenin hayata geçirildiğine işaret eden Vali Gözlügöl, şöyle konuştu: “Ordu’da günübirlik uygulamalardan çok stratejik bir hareket tarzımız olsun istedik. Strateji Merkezi’ni bu amaçla kurduk. Avrupa Birliği hibe programı çalışmalarına yoğunlaştık. Bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmayı hedefleyen 24 milyon Euro’luk hibe programından, Ordu olarak 41 projeyle 4.2 milyon Euro hibe desteği sağladık. Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Hibe Programı Çalışmaları kapsamında 20 il için 2010 yılına kadar toplam 269.8 milyon Euro hibe kaynak ayrıldı. Bu projelerle denizden daha çok yararlanacağız.”

Sosyal yardım kartlarıyla dertlerden kurtulduk

ORDU Valisi Said Vakkas Gözlügöl, uygulamaya soktukları projelerin en önemlilerinden birinin de sosyal yardım kartları olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na başvuran ihtiyaç sahiplerine Eylül 2007′den bu yana sosyal yardım kartları veriyoruz. Bu karta belli kategorilerde harcanmak üzere yükleme yapıyoruz. Gıda isteyene gıda, giysi isteyene giysi için harcayabileceği rakam yüklüyoruz. Kart sahibi bu miktarı istediği yerde istediği zaman harcıyor. Böylece biz de valilik olarak ihalelerle, depolamayla, dağıtımla uğraşmıyoruz. Bir sürü dertle uğraşmaktan kurtulduk.”

Ordu’yu marka yapmak için proje başlatıldı

ORDU’yu marka yapmak istediklerini söyleyen Ordu Valisi Said Vakkas Gözlügöl, “Markalaşmada New York ile yarışıyoruz. Ordu’yu ‘oksijen diyarı’ olarak konumlandırdık. Temmuz 2007′de Ordu Şehri Markalaşma Projesi’ni devreye soktuk” dedi. Gözlügöl, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şehrimizin sahip olduğu kültürel, tarihsel, doğal ve toplumsal özellikleri ile ekonomik ürün, hizmet, imkán fırsat ve avantajlarını bir bütünlük içinde diğer şehirlerden ayırt etmek amacıyla kendine özgü bir sembolle destekleyerek, tanıtım ve imaj projesiyi hayata geçirdik. Ordu Şehri Markalaşma Projesi, butik bir ilde markalar yolculuğunda hayatın bütün şubelerine dinamizm, ilham ve enerji vermeyi hedefliyor.”

Yazı kategorisi: FINDIKLA ILGILI HABERLER | » yorum bırak;

FINDIK VE AFLATOKSIN

Yazan: findik28 Nisan 28, 2008

  

 

                  Günlük yaşantımızda sık görülen ve hemen her çeşit gıda maddesinde üreyebilen küfler, son yıllarda üzerinde önemle durulan bir araştırma konusu olmuştur. Küfler, uygun koşullarda ham ve işlenmiş materyalde çoğalarak bir yandan ürünün kalite ve kantitesini değiştirip bozulmasına neden olmakta diğer yandan da insan sağlığı için az veya çok zararlı toksik maddeler oluşturmaktadırlar. Funguslar (küfler) geniş bir grup olup bunları halkımız; mayalar, pas hastalığına neden olan organizmalar, bitkilerde çürümelere neden olan  ve insan-hayvanlarda hastalık yapan etmenler olarak bilirler. Ancak insanlarca gıda olarak tüketilen, yemeklik mantarların da aynı gruptan olduğu pek bilinmez. Bu organizmalar bitki, hayvan ve insanlarda birçok hastalığa neden olduğu gibi her yıl tarımsal ürünlerin büyük bir çoğunluğunu da kayba uğratmaktadırlar.

 

 

                   MİKOTOKSİNLER

                       

                   Küfler, üzerinde geliştikleri ürünlerde belirli koşullarda toksinler oluşturur ve bunların canlı organizmaya etkileri çok farklılık gösterir. İnsan, bitki ve sıcak kanlı hayvanlar için toksin olanlar mikotoksinler olarak adlandırılmaktadır. Mikotoksinler funguslar (küfler) tarafından üretilen sekonder metabolitlerdir. Bunlar bitki, insan ve hayvanlarda doğal olmayan ve zararlı biyolojik değişmelere neden olmaktadırlar.Doğal koşullarda insanlar ve hayvanlarda kitle halinde zehirlenmeler yapan en önemli mikotoksinler ise Aspergillus, Penicillium ve Fusarium cinsi küfler tarafından oluşturulmaktadır. Kimyasal yapısı belirlenen ilk mikotoksin Aspergillus flavus ve Aspergillus parasitucus türleri tarafından oluşturulan “aflatoksin” dir.

 

                    Mikotoksinler üzerindeki çalışmalar, 1960’da aflatoksinin bulunmasından sonra yoğunluk kazanmış ve bütün dünyada inceleme konusu olmuştur. Yapılan çalışmalar aflatoksinin B1, B2, G1, G2 olmak üzere dört temel bileşiği olduğunu göstermiştir. Ultraviole ışık altında bunlardan ikisi mavi, ikisi de yeşildir. Bu fluorans renklere göre ortaya çıkan toksinlerden mavi olanlarına Blue’nun baş harfi olarak B1 ve B2 , Green’in baş harfi olarak da G1 ve G2 adı verilmiştir. Bugün 18 türevi olduğu bilinen aflatoksinin en toksik özellikteki olanı B1 ‘dir.

                   

      

                   FINDIĞA KÜF BULAŞIM NOKTALARI VE KÜF OLUŞUMUNA ETKİ EDEN UNSURLAR :

 

                   Fındıkta küf bulaşması yaygın olup, gelişmeleri insan ve hayvan sağlığı için önemli bir risk oluşturmaktadır. Küf gelişimi bahçede başlamakta, hasat ve yetersiz veya uygun olmayan kurutma koşulları nedeniyle gelişebilmekte , depolama ve taşıma sırasında da bulaşma miktarı büyüyebilmektedir.

 

                  Fındıkta Aspergillus flavus ve Aspergillus paraticus  adlı küfler insanlar için toksin olan “aflatoksin” adlı mikotoksini oluşturmaktadırlar.

                  TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir araştırma sonucuna göre kabuklu fındıkta hasat , kurutma ve depolama süresince Penicillium , Aspergillus ve Rhizopus cinsine ait türlere rastlanılmıştır. Kabuklu fındıkta A.flavus gelişmesi ağaçta başlamakta, hasat işlemleri boyunca artmaktadır. Ancak harman ve depolamada kabuğu çatlamış fındık daneleri dışında ağaçtaki ve yerdeki kabuklu fındık tanelerinde  A.flavus görülmemiştir.

                                    Aflatoksin oluşumu, ortam bağıl nemi ile dolayısıyla ürünün su aktivitesi ile ilgilidir.Güneşte kurutma sırasında, su aktivitesinin yüksek olduğu ilk 6-10 günde aflatoksin oluşabilmektedir. Naturel iç fındıklar aflatoksin açısından riskli iken , kavrulmuş fındıklar daha dayanıklıdır. Naturel fındıkta 0,38 , kavrulmuş fındıklarda ise 0,24 su aktivitesi aflatoksin oluşumunu önlemektedir. Ayrıca yağışın fazla olduğu durumlarda küflerin toplam sayısı artmaktadır. Bu nedenle özellikle  yağışlı havalarda yere düşmüş gerek zuruflu gerekse zurufsuz fındıkların yerde fazla kalması önlenmelidir.

 

 

                   KÜFLERİN FINDIKTA YAPTIĞI BOZULMA BELİRTİLERİ:

 

                   Küfler fındıkta protein, yağ ve karbonhidratları enzimatik faaliyetlerle parçalayarak gıdanın dokusunu değiştirmekte, yağ içeriğinin azalmasına,serbest yağ asiti miktarının artmasına, proteinlerin parçalanmasına, amino asit bileşiminde değişime, besin değerinin düşmesine, renk değişimine, kötü koku oluşmasına, tat değişimlerine, ağırlık kaybına ve toksin oluşmasına yol açmaktadırlar. Küfler sağlam gıdanın içine de girebildiklerinden bakterilerden daha fazla zarar vermektedirler. Yüksek nem ve yüksek bağıl nemde depolanan fındıklarda mikrobiyal kaynaklı invertaz enzimi, sukrozu parçalayarak glukoz  ve fruktoz oluşturmaktadır. Taze fındıkta 0.05 g/100g olan glukoz ve fruktoz miktarlarının 0.1g/100g’ı aşması fındıkların eski yada kötü depolanmış olduğunu göstermektedir. Sukroz miktarının 4g/100g’dan 2g/100g’a düşmesi fındıkların bozulduğunu göstermektedir.

 

     FINDIKTA  AFLATOKSİN  SINIR  LİMİTİ  VE DENETİM  MEKANİZMASI:

                   

                Tüketici ülkeler ve dünya piyasaları kanserojen olan aflatoxin açısından riskli ürünlerde aflatoxin limitinin sıfıra indirilmesini hedeflemektedirler. Bu hedef doğrultusunda birçok ülkede aflatoksin B1 limiti 5 ppb ‘den  2 ppb’ye fındıkta  Toplam Aflatoksin (B1+B2+G1+G2)= 10 ppb’den, 4 ppb’ye indirilmiştir.          

 

                Küfler Gıdalarda mikrobiyal faaliyetler, gıda bozulmaları ve/veya gıda zehirlenmelerine neden olabilmektedir. Gıdaların PH’ı, su aktivitesi,toplam asitliği, koruyucuların varlığı, doğal mikroflora, besin içeriği, indirgenme potansiyeli, çevrenin kimyasal ve fiziksel özellikleri, gaz bileşimi, depolama sıcaklığı ve depo bağıl nemi mikroorganizmaların faaliyetlerini etkileyen önemli unsurlardır.

 

                 AFLATOKSİNSİZ FINDIK İÇİN NE YAPILMALI:

                     

                Özellikle, insan gıdası olarak tüketilecek, ham ve işlenmiş tarım ürünlerinin miktarı kadar kaliteli ve güvenilir olması da gerekmektedir.

                Ülkemizin geleneksel ihraç ürünleri arasında yer alan ve büyük ekonomik değere sahip olan fındığımızın hak ettiği değeri bulabilmesi , ihracatının sürdürülebilir olması, Türk fındığı kalitesinin ve itibarının zedelenmemesi için fındıkta aflatoksin oluşumu mutlaka engellenmelidir.

               

Bu amaçla aşağıdaki hususlara uyulması gerekmektedir.

 

1-     Hasat mevsiminden en az 5-10 gün önce fındık bahçelerindeki yabancı otlar temizlenmelidir.

 

2-     Bahçede bulunan ve farklı zamanlarda hasat olgunluğuna gelen farklı çeşitler hasat olgunluğuna göre ayrı ayrı hasat edilmelidir.

 

3-     Hasat, yerden ve  fındıklar tam olgunlaştıktan sonra yapılmalıdır.

 

4-     Hasat olgunluğuna gelip kendiliğinden yere dökülen fındıklar yerde bekletilmeden toplanmalıdır.

 

5-     Hasat edilen fındıklar jüt çuvallar içerisinde, aynı gün harmana getirilmeli, kesinlikle naylon çuvallar içinde ve sıkışık bir vaziyette bahçede bekletilmemelidir. Çünkü bunun sonucunda küflenme ve çürüme başlar.

 

6-     Harmana getirilen zuruflu fındıklar büyük yığınlar ve kalın tabaka oluşturacak şekilde yığılıp bekletilmemelidir.

 

7-     Zuruflu fındıklar toprakla temas ettirilmemeli ve yağmurdan korunmalıdır. Üzerine örtülen naylon örtü çardak şeklinde olmalıdır.

 

8-     Zuruflu fındıklar; beton harmanlarda 15-20 cm kalınlığında serilerek güneşte 1-2 gün soldurulduktan sonra patoza verilmelidir.

 

9-     Fındığı verdiğimiz patoz fındıkları zurufundan tam olarak ayırırken fındık kabuğuna zarar vermemelidir.

 

10- Zurufundan ayrılmış dane fındıkları; hafif meyilli ve temiz beton harmanda kurutulmalıdır. Eğer harman beton değilse fındığın toprakla temasını önlemek için jüt tente veya bez kullanılmalıdır.

 

11- Beton veya jüt tente üzerine sererek kurumaya bıraktığımız fındıkları yağmurdan korumak için üzerine örteceğimiz naylon örtü direkt fındığın üzerine değil, en az 30-40 cm yükseklikte çardak yaparak örtülmelidir.

 

12- Tam olarak kuruyan (en fazla %12 nem) kabuklu dane fındıkların içindeki patozun kırdığı iç fındıklarla yabancı maddeler seçilmelidir.Çünkü bu maddelerin dayanıklılık süresi az olduğu için küflenerek aflatoksin oluşturabilmektedir.

 

13- Kuruyan fındıklar iyice soğuduktan sonra, sabah erken veya akşam geç saatte jüt    çuvallara koyulmalıdır. Naylon çuvallarda fındıklar kızışma yapmakta, bunun sonucu da küflenme oluşacağından jüt çuval kullanılmalıdır.

 

14- Kuruyan kabuklu fındıklar hemen pazara götürülmeyecekse, temiz , rutubetsiz ve havalandırma özelliğine sahip bir depoda muhafaza edilmelidir

Yazı kategorisi: FINDIK ZARARLILARIYLA MÜCADELE | » yorum bırak;

BAKANA GÖNDERILEN FINDIK RAPORU

Yazan: findik28 Nisan 28, 2008

15 Nisan 2008

Tarım Bakan’ı Mehdi Eker’e fındık ile ilgili gönderilen rapor. İşte rapor ile ilgili detaylar…

Fındık sektöründe kısa, orta ve uzun vadede uygulanabilecek destekler ve sistem konusunda, konseyimiz yönetim kurulunda yer alan, her kesimden temsilcilerin yaptıkları araştırmalar ve yapılan toplantılar sonucu aşağıdaki kararlar alınmıştır.

Rapordan da anlaşılabileceği gibi, orta ve uzun vadeli alınabilecek tedbirlerle ilgili çalışmalarımız devam etmektedir.

Sebahattin Arslantürk

ULUSAL FINDIK KONSEYİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

YÖNETİM KURULU (Asil Üyeler)
1-Sebahattin ARSLANTÜRK –Trabzon Ticaret Borsası Y.K Başkanı
2-Nurettin KARSLIOĞLU – Düzce Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı
3-Özer AKBAŞ – Giresun Ziraat Odası Başkanı
4-Mustafa POYRAZ- Poyraz Karlıbel Fındık Entegre San. Tic. A.Ş
5-Mehmet SARGIN – Fiskobirlik Genel Müdür Vekili
6- Ali Haydar GÖREN – Nuteks Zirai Ürünler Gıda Paz. San. Ve Tic. A.Ş
7-Nejdet BUZBAŞ – Türkiye Gıda İşverenleri Sendikası Genel Başkanı
8- Onur Şahin – Üretici Temsilcisi
9- Dursun Oğuz GÜRSOY – Karadeniz İhracatçı Birlikleri Başkan Yrd.

DESTEKLEMELER:
1- Üretici bazında destekleme, Çiftçi Kayıt Sistemi temel alınarak yapılmalıdır.
2- Desteklemede, üretim artışı, kaliteli üretimi ve gıda güvenliğini öne çıkararak, bölgelere göre fındıkta dekar başına üretim miktarları ve maliyetlerinin farklı olması nedeniyle, yasalarda kayıtlı bulunan 1 ve 2. Standart Üretim Bölgeleri için iller bazında ayrı ayrı yapılmalıdır.
3- Her yıl fındık rekoltesi ve maliyet hesaplarının daha gerçekçi olabilmesi için tespitler Haziran ayının sonunda yapılmalıdır.
4- Fındık fiyatı genel anlamda serbest piyasa koşullarına bırakılmalıdır. Ancak sistem koşulları içinde bir kurumunun piyasada varlığı ve dengeleyiciliği her zaman korunmalıdır.
5- Maliyet fiyatları üzerinden yapılacak desteklemelerde verim ve kaliteyi arttırmak için ilave olarak özendirici destekler uygulanmalıdır.
Buna göre;
A- Genel destekleme oranı maliyetin yüzde 10′u,
B- Organik ve İyi Tarım yapanlara ilave yüzde 5,
C- Dünyada var olan, yüksek verim ve kaliteyi teşvik için dikimde sistem değişikliği ile bahçe yenilemesi yapanlara ilave yüzde 5,
D- Sözleşmeli tarım yaparak olumsuz kalıntı bırakmayan ve uygun tarımsal girdi kullananlar ile çevreyi ve toprak erozyonunu koruyanlara artı yüzde 3 ilave destek verilmelidir.

GEREKÇE:
Fındıkta tek ürünün yetiştirilebildiği başka da alternatifinin olmadığı 1. Standart Bölge’deki eğilimli arazilerde optimum araç ve gereç kullanımına uygun yol ve diğer şartlar müsait olamadığından tüm iş ve işlemler insan gücü ile yapılmaktadır.
Bu nedenle de, üretimde verim düşük, maliyetler yüksek olmaktadır.
Bunun için 1.ve 2. standart bölgede üretilen fındıkta maliyet unsurları coğrafi şartlara bağlı olarak eşit olmadığından, desteklerin ve fındık fiyatlarının tespitinde sosyal devlet anlayışına da uygun olarak standart bölgelerdeki bu farklılıklar dikkate alınıp yapılması daha doğru olacaktır.
Tarımda verim ve kaliteyi arttırmak, gıda güvenliğini sağlamak için teşviklerin doğru zamanda ve doğru kişilere gerçek değerler üzerinden uygulanması şarttır.
Bu nedenle kontrolü Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yapılmak kaydıyla, söz konusu ilave desteklerin etkili olacağına inanıyoruz.

REKOLTE ve MALİYET TESPİTİ
1- Rekoltenin kesin olarak tespiti Haziran ayı içinde, UFK’ nın da yer alacağı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın oluşturacağı komite tarafından bilimsel esaslara dayalı olarak yapılarak kamuoyuna açıklanmalıdır.
2- Dekar başına üretilen ürüne göre yapılacak desteklemenin sağlıklı olabilmesi için 1 ve 2. standart bölgedeki maliyetler yine UFK’ nın yer alacağı komisyon tarafından Haziran ayı sonu veya Temmuz ayı başında yapılmalıdır.

GEREKÇE:
Bugüne kadar rekolte tespitleri, fındığın olumlu veya olumsuz etkilenebileceği dönemler geride bırakılmadan yapıldığı için, sağlıklı sonuçlara ulaşılamamıştır.
Bu nedenle, rekolte ile birlikte maliyet tespitinin de, ürünün en net görüldüğü, dökümlerinin sona erdiği Haziran sonuna doğru yapılması gerekir.

KISA VADE DE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER
-BİRİNCİ ÖNERİ
Devlet müdahalesi olmaksızın, lisanslı depoculuk sistemi devreye girinceye kadar, sezon başında yaşanan arz baskısını azalmak ve mevcut emanetçilik sisteminin olumsuzluklarını ortadan kaldırmak gerekecektir.
Üreticileri yeni uygulanacak bu sisteme yönlendirmek amacıyla, 3 sezonla sınırla olmak kaydıyla TMO’nun depolarına ÇKS’ye kayıtlı olanlardan, teslim ettikleri ürün karşılığında kendilerine verilecek makbuz senedine istinaden, Tarım Kanunu Tarımsal Destekleme Araçları’nı kapsayan 19. maddenin “f” bendine göre avans verilebilir.
Örneğin bu avans, 1. standart bölge için kilo başına 1.75 YTL, 2. standart bölge için 1.25 YTL olabilir.
Tarım Kanunu’nun 19. Maddesinin “g” bendindeki özel depolama yardımı ve piyasa düzenlemeleri ve tarım havzaları desteklerine dayanılarak,verilebilecek bu avanslar için gereken finansman ile bütün genel giderler Hazine tarafından karşılanmalıdır.
ÇKS’ye kayıtlı olanlar dışında teslim yapanlar, sadece genel giderlerden muaf olacaklardır. ÇKS dışı ürün teslimatlarına Hazine destekli avans ödenmeyecektir.
2008 fındık sezonunun yakın olması nedeniyle, uygulamada gerekecek finansmanın kaynağı, bu sezon ürünü için Tarım Kanunu’nun 21. Maddesine dayanılarak Hazine tarafından sağlanmalıdır. Takip edecek dönemler için bütçe desteğine ilave olarak halen TMO’nun stoklarında bulunan fındıkların değerlendirilmesinden elde edilebilecek gelirler kullanılabilir.
Bu öneriler, lisanslı depoculuk sistemi ve fındık ihtisas borsasının alt yapısının oluşmasına büyük katkı sağlayacaktır.
Sistemin başarılı olabilmesi için:
TMO’nun mevcut depo imkanları’nın devreye sokulup aktif hale getirilmesi, sistem finansmanın kaynağı, sezon öncesinde Hazine tarafından aktif hale getirilmesi gerekir.
Önerilen bu sistem, Tarım Kanunu’nun Tarımsal Destekleme Amacı ve İlkelerini içeren 18′inci maddesi ile uyuşmaktadır.

-İKİNCİ ÖNERİ
Mevcut sezon için birinci öneri uygulamaya konulamadığı takdirde, ve de arz fazlası oluşması halinde, piyasada regülasyon görevini üstlenecek bir kurumun bu günkü koşullarda devreye sokulması gereklidir.
Bunun için Fiskobirlik ve TMO gibi üretici kuruluşları, devlet görevlendirebilir.
Böyle bir kuruluşun piyasaya müdahalesi, alım ve satımlar için alış ve satış (taban ve tavan) fiyatlarının önceden açıklanması şekli ile yapılmalıdır.
Uygulamada alım taban fiyatı için maliyetler baz alınıp, üzerine refah payı ilave edilmelidir.
Satış için ise, Türkiye üretiminin tamamının pazarlanmasına imkân teşkil edecek bir fiyat baz alınmalıdır.

ORTA VE UZUN VADELE TEDBİRLER
1- Mevcut fındık alanları korunurken, yeni alanların artmaması için yasalar tavizsiz bir şekilde uygulanmalıdır.
Mevcut alanların kesin olarak tespit edilmesinin ardından uygulanacak cezalar ağırlaştırılmalı ve takibi için de sistem oluşturulmalıdır.
2- Uzun vadede arz talep dengesini oluşturmak için, tıpkı yaş çay yaprağı üretimindeki budama sistemine benzer şekilde yıllara göre belirli oranlarla bahçe yenileme sistemi getirilmelidir.
3- Fındık üretiminde, en büyük sorunlardan birini oluşturan arazi bölünmesinin ortadan kaldırılması için, arazi toplulaştırılması tavizsiz olarak uygulanmalıdır.
4- Üretici bazında teşvikler yapılarak, modern tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması için gereken tedbirler acil olarak alınmalıdır.
Orta ve uzun vadeli olarak alınması gereken tedbirler ve yapılması gerekenlerle ilgili olarak detaylı raporlar daha sonra sunulacaktır.

Yazı kategorisi: FINDIKLA ILGILI HABERLER | » yorum bırak;

FINDIK ÜRETIMINDE YAPISAL SORUNLAR

Yazan: findik28 Nisan 28, 2008

KARADENİZ BÖLGESİ’NDE TARIMSAL YAPI, SORUNLAR VE

GELİŞME EĞİLİMLERİ

 

Doç. Dr. Harun TANRIVERMİŞ

 

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

 

 

lEkonomik gelişme sürecinde ülke ekonomisinin bütün sektörlerinde birçok sorunla karşılaşılabilmekte ve bu sorunların çözümü ile ekonominin bütün sektörlerinin birbirine örümcek ağı gibi örülmesi sağlanmaktadır.

l1950’lerden sonra gelişmiş ülkelerde kırsal kesimde yaşayan nüfusun toplam içindeki payının gerilemesine paralel olarak kırsal kesim, tarımsal üretim ve kırsal nüfusun refah düzeyinin iyileştirilmesine yönelik politikaların uygulanmasına ağırlık verildiği görülmektedir.

lToplumsal ve ekonomik gelişmenin temeli, esasen mevcut sorunların tanımlanması ve bunların çözümü için kısa, orta ve uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi ve uygulanmasına bağlı olacaktır.

lÜlkemizde özellikle 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararlarının uygulanması ile dışa açık ekonomik büyüme, dış ticaretin serbestleştirilmesi, ihracata yönelik sanayileşmenin teşvik edilmesi ve büyük ölçüde tarımın ihmal edilmesi ile tarımın ulusal ekonomi içindeki payı istenilen düzeye indirilemediği gibi, tarım ve kırsal kesimin esasen planlı döneme boyunca bilinen ekonomik ve sosyal sorunlarının ağırlaşarak devam ettiği gözlenmektedir.

lTarımın bütün alt sektörlerinde söz konusu alanların kendilerine özgü değişik sorunlarla karşılaşılmaktadır. Tarımda alt sektörler ve makro düzeylerde belirlenen politikaların yukarıdan aşağıya doğru olduğu, alt sektörlerin kendilerine özgü ekonomik ve sosyal özellikleri yeterince bütün-parça ilişkileri çerçevesinde analiz edilmeden kararların alınması, belirlenen politikaların rasyonel sonuçlar vermesine olanak vermemektedir.

 

lÜlkemizde özellikle 1950’li yıllardan itibaren sanayileşmeye büyük önem verilmiş, sanayileşme ve ekonomik kalkınma eşdeğer olarak görülmüştür. Ancak Cumhuriyet döneminde tarım, ekonominin sürekli olarak itici gücü olmuştur.

 

lTarımın ekonomik gelişmeye olan işgücü, sermaye, faktör, üretim ve ödemeler dengesi katkılarının arttırılabilmesi için, bu kesimde verimliliğin yükseltilmesi gereklidir.Tarımın yapısal sorunları çözülmeden, verimliliği arttırmak için alınabilecek önlemlerin yetersiz ve etkisiz kalması doğaldır.

 

lTürkiye tarımında işgücü ve arazi yeterli miktarda bulunmakta, sermaye ve özellikle işletme sermayesi ise yetersizliğini sürdürmektedir. Bunun esas nedeni ise tarım işletmelerinin çok önemli bir kısmının küçük işletme olması, bunlarda tasarruf düzeyinin düşüklüğü ve etkin tarımsal kredileme sisteminin oluşturulamaması da mevcut sabit sermaye unsurlarının etkin kullanımını olumsuz etkilemekte ve tarımda sermaye oluşum süreci yavaşlamaktadır.

 

lCumhuriyet döneminde tarım işletmelerine yönelik olarak yapılan ekonomik ve sosyal nitelikli araştırmalar, tarım işletmelerin sermaye unsurlarının dağılımının dengesiz olduğunu göstermektedir. Bu dengesizliğin bir diğer nedeni de, ülkenin makro ekonomik politikaları ve özellikle kronik yüksek enflasyonun tarımdaki sermaye oluşum hızını azaltması ve tarımdan diğer kesimlere kaynak aktarımıdır.

 

 

l Tarımsal politika ve programların belirlenmesinde, tarımsal yapının dikkate alınması zorunlu olmaktadır. Ülkemizde ise, bu yönde izlenen politikaların sorunların çözümü bakımından arzulanan düzeyde olduğunu ifade etmek oldukça güçtür.

 

lÜlkemizde özel mülkiyete dayalı küçük aile işletmelerinin hakim olduğu bir tarımsal yapı mevcuttur. Bu nedenle işletmelerin birçoğunda girdi kullanımı ve tarımsal teknoloji seviyesinde yeterli/yetersiz işletmelerin olduğu ikili yapı, faktör verimliliği (prodüktivite) düşüktür. İşletmelerin büyük bir bölümü yeter seviyede gelire sahip olamamaktadırlar.

 

lBurada özellikle Karadeniz Bölgesi’nde tarımsal yapıyı tüm yönleriyle değil, tarımsal gelişmeyi olumsuz yönde en çok etkileyen yönleri incelenecek olup, işletmelerin arazi büyüklükleri, arazi kullanımı ve değişim, işgücü ve sermaye kullanımı, üretim deseni ve örgütlenme gibi konular üzerinde durulacaktır.

 

lEkonomik, doğal ve sosyal yönlerden Karadeniz Bölgesi, diğer bölgelere oranla daha farklı özelliklere ve koşullara sahiptir. Arazinin bölgede toplam arazi varlığı içinde tarım alanlarının payının çok düşük olması, arazinin parçalı ve dağınık olması, arazinin engebeli ve mülkiyet yönlerinden sorunların olması, tarım işletmelerinin küçük ölçekli olmasına ve ekonomik olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir.

 

lMevcut koşullarda kırsal hanelerde yeter gelir elde edilmesi ve aile bireylerinin istihdam olanakları kısıtlı olacağından, açık ve gizli işsiz aile bireylerinin büyük şehirler ve dış ülkelere göç etmelerine neden olmaktadır.

 

lBölgede tarım ve tarım dışı istihdam ve gelir olanaklarının kısıtlı olması, toprağa bağlılık ve miras paylaşım düzeni gibi nedenlerle işletme arazilerinin parçalanması sonucu, aile başına düşen arazi ve gelir giderek azalmaktadır. Bu koşullarda kırsal aileler ve bölge ekonomisinin gelişme trendi, fındık ve çay gibi temel ürünlerin tarımı ve ticaretine bağlılığı daha da artmaktadır.

 

Tarımsal Yapı ve Üretimde Dönüşüm

lİlk dönemler: toplama ekonomisi (göçebelik)

lYerleşik düzene geçiş: ilkel tarım, avcılık ve balıkçılık

lGeçimlik tarım

lPazara yönelik tarım

lEndüstriyel veya ticari tarım (1944 Sonrası)

lÇevre dostu tarım (organik tarım, İyi Tarım Uygulamaları, doğal ürün arayışları, 1970 Sonrası)

lDünyada değişen tüketici tercihleri, zorunlu olarak tarımsal üretimin yapısında da önemli değişmelere neden olmuştur.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lBölgesel gelişmeyi sınırlayan ekonomik, sosyal ve tarihsel nedenler bulunmakla birlikte, esasen gelişme ekonomik faaliyetler için kullanılmaya uygun kaynak arzı, nitelikli işgücü ve sermaye birikimi ve teknoloji faktörü ile ilişkilidir.

lKaradeniz Bölgesi’nde doğal kaynak arzı ve sermaye oluşumunun kısıtlı ve işgücünün ise söz konusu kaynaklara oranla daha bol olduğu görülmektedir. Bölge içinde yaşama ve gelir elde etme olanağı sınırlı olan nüfusun başka şehirler ve ülkelere göç etmesi de kaçınılmaz olacaktır.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lKaradeniz Bölgesi illerinde GSYİH’da tarımın payının % 6,7 (Zonguldak) ile % 41,0 (Gümüşhane) arasında değiştiği görülmektedir. Karabük ve Zonguldak gibi sanayinin oldukça gelişmiş olduğu iller hariç tutulursa, bölgede GSYİH’da tarımın payı % 17,7 (Trabzon) ile % 41,0 (Gümüşhane) arasında değişmektedir.

lTarımın özellikle Gümüşhane, Ordu, Bolu ve Bayburt illerinin ekonomisinde hala çok önemli bir yere sahiptir. Bu illerdeki sanayinin genellikle tarıma dayalı imalat sanayi olduğu dikkate alınırsa, tarımın yerel ekonomideki rolü daha belirgin olacaktır.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lKaradeniz bölgesinde kişi başına düşen gayrisafi yurtiçi hasıla; Bolu, Zonguldak, Kastamonu, Rize, Samsun illerinde diğer illere göre fazlalık göstermektedir.

lBölge ortalaması olarak kişi başına düşen GSYİH 2.238 $ olup, illere göre bu değer 1.308 $ (Bayburt) ile 5.687 $ (Bolu) arasında değişmektedir. Kişi başına düşen GSYİH’nın en düşük olduğu iller ise; Bayburt, Bartın, Ordu ve Gümüşhane’dir.

lBölgede sivil istihdam tarımın payı % 45 ile % 65 arasında değişmektedir.

lBölgede sabit sermaye yatırımları, diğer tarım bölgelerine oranla daha düşük ve nüfus yoğunluğu ise nispeten yüksektir.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lÜretim faktörlerinin çeşitli şekillerde birleşimi ile oluşan tarımsal yapıda, bölgeler ve iller düzeyinde büyük deşiklikler görülmektedir.Tarım işletmelerinin en önemli sorunu; toprak varlığı, nüfus (işgücü), sermaye ve üretim deseni ile ilgili yapısal sorunlardır. Bu yapı, uzun yıllar izlenen ekonomi ve özellikle tarım politikalarının sonucudur. Tarıma yönelik önlemlerin tarımsal yapı ile uyumlu olması gerekir.

lYapısal bozukluklar, tarımsal gelişmeyi de sınırlamaktadır. Tarımsal yapının iyileştirilmesinde; toprak, insan, sermaye ve işletmenin bulunduğu ortamın doğal, teknik, ekonomik ve sosyal çevresini oluşturan unsurların bütününe yönelik önlemler dikkate alınmalıdır. Tarımda gelişme, üretim faktörlerinin yeterli miktarda varlığı ve birbiri ile dengeli olmasına bağlıdır.

 

TÜRKİYE’DE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lİşlenerek tarım yapılacak alanın marjinal sınırına ulaşmış ve miras hukukunun da etkisiyle tarım toprakları sürekli parçalanmakta, işletme sayıları artmakta ve işletme büyüklüğü gittikçe azalmaktadır. 1950-2001 döneminde işletme büyüklüğü aynı dönemde 77 dekardan 61 dekara gerilemiştir.

 

lTürkiye’de tarım topraklarının sürekli parçalanmakta olduğu ve işletme büyüklüğünün de sürekli azalarak aile işletmelerinin sayısının gittikçe arttığı söylenebilir. Bu durum işletme büyüklüğü bakımından bozuk bir yapının varlığını göstermektedir. Kırsal kesimde yaşayabilir ve yeter gelirli aile işletmelerinin oluşturulabilmesi için, tarımdaki fazla nüfusun ilk planda tarım dışı iş olanakları ile olduğu yerde istihdam edilmesi gerekir.

 

lTürkiye’de işletme sayılarının artması ve işletme genişliklerinin azalmasına karşın, gelişmiş ülkelerde işletme sayıları azalmakta ve genişlikleri artmaktadır. Bu eğilim desteklenmektedir. İşletme sayıları azalırken işletme genişliğinin artması, işletmelerde modern teknoloji kullanımı ve verimliliğin yükseltilebilme imkanlarını arttırmaktadır.

 

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lBölgede özellikle 1930’lu yıllarda başlayan çay ve fındık tarımını geliştirme çalışmalarına paralel olarak özellikle planlı dönemlerde yapılan destekleme uygulamaları, tarımsal yapıda önemli bir değişim yaşanmasına neden olmuştur.

lBölgede 1950-2001 döneminde tarla arazisi varlığında % 9,5 oranında daralma görülmekte olup, bu özellikle işlenen arazinin çay ve fındık gibi sürekli tesislere ayrılmasının bir sonucu olarak görülmektedir. Diğer yandan esasen işlemeli tarıma uygun olmayan çayır ve mera arazilerinin aynı dönemde yaklaşık % 65 nispetinde gerilemesi dikkat çekicidir.

lİncelenen dönemde en önemli alan artışı 2,1 kat ile orman ve koru arazisinde ve % 62,6 ile meyve ve sebze arazisinde yaşanmıştır. Ancak bu grupta bağ ve sebze arazilerinde gerileme meyve arazisinde ise artış olduğu ortaya çıkmaktadır.

lÜlkemizde diğer tarım bölgelerinde yapılan araştırmaların sonuçlarına benzer biçimde (Tanrıvermiş 2003), Karadeniz Bölgesi’nde arazi varlığındaki değişimi etkileyen temel faktörlerin; tarımda entansifleşme, nüfus artışı ve diğer faktörler olduğu ortaya konulmuştur.

 

Tarım İşletmelerinin Sayıları ve Faaliyet Alanlarına Göre Dağılımı

lKaradeniz Bölgesi’nde 1950’de 444.600 olan tarım işletmesi sayısı 1991’de 643.794’e ulaşmış ve 2001 yılında ise 665.754 olmuştur.

 

l1950-2001 döneminde ortalama işletme arazi genişliği de 33,35 dekardan 31,61 dekara gerilemiştir. İşlenen arazi 1950’de 14,8 milyon da iken, 1991’de 18 milyon da ve 2001 yılında ise 21,1 milyon dekara ulaşmıştır.

 

l1950-2001 döneminde, işlenen alanda % 43′lük artış olmasına karşın, işletme sayısının % 50 oranında artması, işletmelerin sürekli bölünerek parçalanmaya devam ettiğini göstermektedir.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE sORUNLAR

lİşletme arazisi varlığı 1950’de ortalama 5,54 ve 2001’de ise 5,12 adet parselden oluşmaktadır.

lBölgede 49 da ve daha az toprağa sahip olan işletmelerin oranı 1950’de % 81,4 iken, 1991’de % 85,9 ve 2001’de ise % 82,2 olmuştur. Bu işletmeler işlenen alanın 1950’de % 48,6’sına, 1991’de % 55,1’ine ve 2001’de ise % 47,5’ine sahip olmuşlardır.

lBölge tarımında küçük aile işletmeleri ağırlıklı yapıyı oluşturmaktadır. Tarımın yapısını iyileştirmek ve verimliliği artırmak ve korumak için, işletmelerin ekonomik bir yapı veya büyüklüğe ulaştırılması gereklidir.

lMülkiyete dayalı küçük aile işletmeleri ağırlıklı yapıyı oluşturmaktadır. Bölgede sosyo-ekonomik yapı ve yasal durum nedeniyle tarım işletmeleri sürekli olarak parçalanarak bölünmektedir.

 

 

Karadeniz Bölgesinde Bitkisel Üretim Değeri İçinde Fındığın Payı (%)

 

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE sORUNLAR

lİşletmelerin 1950’de % 83,4’ü, 1991’de % 96,8’i ve 2001’de ise % 92,2’si yalnız kendi arazisi üzerinde tarımsal faaliyet yapmaktadır.

lKaradeniz Bölgesi’nde, hemen kıyıdan başlayan ve denize paralel olarak uzanan sıradağlar nedeniyle arazi varlığının çoğunluğu engebeli bir yapıya sahiptir. Bu yapı bölgede tarımsal üretimi ve özellikle yüksek derecede girdi kullanımına dayanan entansif tarımı sınırlayan en önemli faktörlerden biridir. Arazinin eğiminin fazla olması, özellikle toprak işlemeli tarıma uygunluğu olumsuz etkilemekte ve özellikle yüksek kesimlerde üreticilerin çay ve fındık dışında başka ürünlere yönelme imkanlarını da kısıtlamaktadır.

l Özellikle orta ve yüksek kuşaklarda fındık tarımı bir bakıma zorunlu olarak yapılmaktadır. Dik yamaç ve dağlık olan bölgede, toprak derinliği 1-2 metreyi geçmediğinden, fındık tesis edilmediği takdirde, söz konusu toprak tabakası erozyon nedeniyle daha da incelmekte ve hatta zamanla tamamen kaybolma tehlikesi bulunmaktadır.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE sORUNLAR

lTarımsal yapıda dönüşümün hızlandırılabilmesi için öncelikle tarım işletmelerinin sürekli parçalanması (asgari işletme büyüklükleri bölgeler itibariyle belirlenerek işletmelerin bundan daha küçük birimlere ayrılmaları) önlenmelidir.

lBozuk yapının düzeltilmesi ve işgücü prodüktivitesinin artması, tarım sektöründeki fazla nüfusun diğer sektörlere aktarılması ile ancak mümkün olabilecektir. Nüfus azalmasının sadece nispi azalma olmaması, mevcut çiftçi ailesi (işletme) sayısının da azalması gerekmektedir. Tarımsal nüfusun azalması ile ortalama işletme büyüklüğü artacak, cüce işletmeler zamanla yeter aile işletmesi veya optimum işletme büyüklüğüne ulaşacaktır. Ancak kısa dönemde alınabilecek bazı önlemler de vardır. Bugünkü tarımsal yapının daha da bozulmaması için yeter gelirli ve küçük işletmelerin veraset yoluyla bölünmeleri önlenmesi, bölgelere göre değişen “asgari işletme büyüklüğü” ölçüsü getirilmiştir.

lTürk Medeni Kanununda tarım işletmelerinin bölünmesini engelleyici hüküm bulunmasına rağmen, bu düzenlemenin uygulamada sorunu tamamen çözmesini beklemek hatalı olur. Bunun için öncelikle bölgede tarım dışı iş imkanlarının geliştirilmesi ve toprak üzerindeki baskı hafifletilmelidir.

 

ARAZİ VARLIĞI VE KULLANIM SORUNLARI

lBölge arazi varlığının ancak % 21,45’i olan 1.457.226 hektarı, I-IV. yetenek sınıflarındaki tarım arazisidir. Bunun % 2,18’i sulanabilmektedir.

lArazi kullanımındaki en önemli sorun, arazilerin yetenek sınıflarına uygun kullanılamamasıdır. Tarımsal üretim kaynağı olmayan çalı ve fundalar, VI-VII. sınıflarda olması gereken orman arazileri, VI. sınıf arazilerde yer alması gereken çayır ve mer’alar, esas tarım yapılması gereken I-IV. araziler üzerinde bulunmaktadır.

lBölgede çok kıt olan I-IV. sınıf arazilerin % 23,34’ü bu biçimde esas amacı dışındaki kullanımlara ayrılmıştır.  Yerleşim alanı, sanayi, turistik ve askeri tesisler ile altyapı yatırımları için I-IV. arazilerin % 1,15’i tahsis edilmiştir. Buna karşın 1.186.732 ha kuru ve sulu tarım arazisi VI-VII. araziler üzerinde yer almaktadır.

lVI-VII. araziler üzerindeki tarım alanları, toplam tarım alanlarının % 51,59’unu ve toplam arazi varlığının % 17,50’sini oluşturmaktadır. Bu dengesiz yapı ile tarım girdilerinin bilinçsiz, aşırı ve kontrolsüz kullanımı ile üretim tekniğindeki hatalar birleştiğinde, bölgede erozyon ile oluşan kayıplar artmaktadır.

 

ARAZİ VARLIĞI VE KULLANIM SORUNLARI

lBölge arazi varlığının % 0,04’ünde çoraklık, % 4’ünde yaşlık, % 35,7’sinde taşlılık ve % 89,7’sinde de çeşitli derecelerde olmak üzere erozyon sorunu bulunmaktadır.

lErozyon sorunu bulunan arazilerin % 17,7’si II-IV. sınıf ve % 82,3’ü ise VI-VII. sınıf arazilerdir. Bölgede su erozyonu etkili olmakta, rüzgar erozyonu ise saptanamamıştır.

lKaradeniz Bölgesi’nde verimli ve tarıma uygun araziler genellikle kıyı şeridinde bulunmakta ve bu arazilerde genellikle entansif tarım yapılmaktadır. Ancak Bölgede ana karayollarının inşası ve geliştirilmesi çalışmaları ile kıyı şeridi yer yer tahrip edilmiş, yollar üzerinde hızla yeni konutlar, işyerleri, oteller ve fabrikalar kurulmuş ve bu süreç devam etmektedir.

lYakın gelecekte -eğer yeterli düzenlemeler yapılmaz ve uygulanmazsa- bölge için çok değerli olan bu küçük düzlüklerin önemli kısmı veya tamamı amaç dışı kullanımlara tahsis edilebilecektir. Bölgede özellikle Samsun ve Trabzon İlleri çevresinde bu tür amaç dışı kullanımlar çok belirgin olarak gözlenmektedir.

lTarıma ayrılması gereken I.-IV. sınıf araziler tarım dışı amaçlara ayrılırken, V.-VII. sınıf arazilerin de tarıma açılması çok önemli bir risk olarak görülmektedir.

 

ARAZİ VARLIĞI VE KULLANIM SORUNLARI

lTarım arazisinin önemli bir kısmının işlemeye uygun olmadığı ve mevcut uygulamalar ile bir süre sonra üretim dışı kalacağı bilinmektedir. Toprağın sınırlı ve yenilenemeyen bir doğal kaynak olduğu dikkate alındığında, tarım dışı kalmaları, tarımsal üretimde sürdürülebilirliği olumsuz etkileyecektir. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde verimli tarım arazileri çok kıt bir üretim faktörüdür.

lI ve IV. sınıf arazilerin kullanım ve koruma dengesinin sağlanması gereklidir. Tarım topraklarının korunması Anayasa, kanunlar (3202, 3083 ve 3573 sayılı Kanunlar ve 441 sayılı Kanun Hükmünde Kararname) ve yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Meri mevzuata göre I.-IV. sınıf araziler tarıma uygun arazilerdir. Tarım topraklarının tarım dışı amaçlarla kullanılmasının esaslarını düzenleyen ilk yönetmelik çerçevesinde verimli arazilerin korunması gerekecektir.

l2844 sayılı Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanunun uygulanması ile ilgili yönetmelik 2.4.1990 tarih ve 90/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilmiştir. Buna göre rakımı en çok 750 metreye kadar olan yerlerde, eğimi en az % 12 ve arazi kullanma kabiliyeti IV. ve daha yüksek olan sınıflardaki arazilerde fındık üretiminin yapılabileceği ve dolayısıyla I- III. sınıf arazilerin fındık tarımına ayrılamayacağı belirtilmektedir.

l Yasal düzenlemelere göre, I- IV. sınıf sulu ve yağışa bağımlı tarım yapılan I-II. sınıf araziler, tarım dışı amaçlar için kullanılamayacak ve I- III. sınıf kuru ve sulu arazilerde fındık tarımı yapılmayacaktır.

 

lBölgede arazi varlığının %15,45’i çayır ve mer’a arazisidir. Çayır ve mer’a arazileri sürekli olarak azalmaktadır. Hayvan populasyonundaki değişmelere paralel olarak aşırı otlatma ile bu alanların verim ve kaliteleri düşmüş, vetejasyon özellikleri bozulan ve tarım arazilerine dönüştürülen mer’a ve çayırlarda erozyon sorunu artmıştır.

l1950’li yıllardan itibaren tarımda mekanizasyon ve özellikle de çekigücü olarak kullanılan hayvanın yerine traktörün ikame edilmesi, çayır ve mer’a arazilerinin aleyhine tarla arazilerinin giderek genişlemesine neden olmuştur. İşlenerek tarım yapılabilecek arazilerin son sınırına ulaşılmış ve hatta marjinal araziler de tarıma açılmıştır. Bu durum doğal kaynakların sürdürülebilirliği yönünden birçok sorunları da gündeme getirmektedir.

l1998 tarih ve 4342 sayılı Mer’a Kanunu ile mer’a, yaylak ve kışlaklara belirlenen miktarlardan daha fazla hayvan sokulamayacağı (Md.23), bu alanlardan yararlanan çiftçilerin yapılacak bakım ve ıslah çalışmalarına ilişkin giderlere gerekli görülürse katılacağı (Md.26) ve otlatma haklarından yararlanacakların her yıl belirlenen miktarda ücret ödeyecekleri gibi düzenlemeler yapılmıştır.

lMer’alarda aşırı otlatma ve vejetasyon özelliklerinin bozulması büyük ölçüde önlenebilir. Ancak mer’a alanlarının, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile ormanlarda olduğu gibi, turizm yatırımlarına açılması çok önemli bir eksikliktir.

 

 

lTarıma yapılan devlet müdahaleleri ile bölgede monokültür yoğunlaşmış, girdi kullanım seviyesi yükselmiş, fındık ve çay gibi bazı ürünlerde normal ekolojinin dışına çıkılmıştır. Bu yapı tarımda biyolojik dengenin bozulmasına, hastalık ve zararlıların artmasına, yoğun kimyasal kullanımına, hayvancılığın gerilemesine ve genetik kaynakların hızla kaybolmasına neden olmaktadır.

lBölgede monokültürün sağladığı ekonomik avantajlar ile çevresel maliyetlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Monokültür tarım alanlarında kivi, ahududu, böğürtlen, ipekböceği yetiştiriciliği, arıcılık, kültür balıkçılığı ve özellikle Rize’de narenciye gibi tarımsal faaliyetler, dağ ve yayla turizmi gibi alternatif ve sürdürülebilir turizm faaliyetleri, tarımsal ormancılık ve el sanatları gibi gelir kaynakları geliştirilmesi ve bir ölçüde de olsa farklılaşmaya gidilmesi yararlı olacaktır.

lÇay, tütün ve fındık gibi Bölge’nin temel ürünlerinin talep ve gelir elastikiyetleri düşük olarak tanımlanmaktadır. Bu ürünlerin üretiminin artırılması yolu ile üreticilerin, ülkede sağlanan genel gelir artışı veya refah düzeyindeki iyileşmelerden gittikçe artan oranda pay almaları mümkün olmamaktadır. Bu durum Bölge’de tarımsal gelirlerin toplam gelir içindeki payındaki gerilemenin en önemli nedeni olmaktadır.

 

 

lVerimi artırmak için kullanılan tarım kimyasallarının bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı, insan ve çevre sağlığını olumsuz etkilemektedir. Günümüzde tüketicilerde besin maddeleri üretim yöntemleri ve bu maddelerin içerdiği çeşitli kimyasal kalıntı düzeylerinin insan sağlığına olan etkileri konusunda duyarlılık göreli olarak artmaktadır. Bitki besin maddesi olarak ülkemizde tüketilen kimyasal gübrenin yıllara göre % 6,9-9,0’u bölge tarımında kullanılmaktadır. Bitki besin maddesi olarak 54 kg/ha gübre kullanılmakta olup, bu değer 120-130 kg/ha arasında olan ülke ortalamasından daha düşüktür.

lTürkiye’de bitki besin maddesi olarak toplam gübre tüketiminin %1,5’i çayda ve %2,5’i de fındık tarımında kullanılmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 1960’lı yıllardan 1990’lı yıllara kadar çay topraklarında aşırı asitlik oluşmuş ve toprakların yaklaşık % 85’inde asitlik kritik düzeyin (pH=4,00) altına düşmüştür. Bu durum bitki ve toprak analizi sonuçlarına bakılmaksızın Amonyum Sülfat gübresinin yıllarca gereğinden çok fazla miktarda tek yanlı olarak kullanımından kaynaklanmıştır. Nitekim çay işletmelerinin gübre kullanım düzeyinin Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün önerisi olan 80 kg/da’dan daha yüksek olduğu saptanmıştır.

 

lBölgede tarım ilacı ve büyümeyi düzenleyici maddelerin kullanımı ile ilgili güvenilir veriler olmamakla birlikte, entansif tarımın yaygınlığına paralel olarak söz konusu kimyasalların da kullanımının arttığı görülmektedir. Örneğin, fındık tarımında ortalama 1,40 kg/da mücadele ilacı kullanılmakta ve çayda ise hiç kullanılmamaktadır.

lBolu’da sözleşmeli Amerikan tipi tütün üretiminde, fidelik hazırlığında methyl bromide adlı fümigasyon ilacı kullanılmakta, bu işlemin mutlaka fümigasyon operatörü kontrolünde yapılması gerektiği ve bu amaçla kullanılabilecek ilaçların seçiminde Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerinin görüşlerinin alınması gerektiği halde, uygulamada buna dikkat edilmediği belirlenmiştir. Toprak fümigasyonu dışında üretim döneminde tütün tarımında 7 defa ilaçlama yapıldığı ve preparat olarak 1.453,63 g/da ilaç kullanıldığı saptanmıştır.

lEcevit vd (1999) tarafından yapılan bir araştırmada ise, bölge tarımında yaklaşık 3.019.982 kg pestisid kullanılmakta, bunun % 84’ünü insektisid, % 11’ini herbisit ve %5’ini ise fungusitler oluşturmaktadır. Çalışmada büyük firmaların bölge müdürlüklerinin kayıtları esas alınmış olup, bölgede faaliyette bulunan bütün kuruluşlar dikkate alınırsa, bu değer biraz daha yüksek olacaktır. Buna göre bölgede ortalama 168 g/da pestisid kullanılmaktadır.

 

 

lBölge tarım işletmelerinde kimyasal girdilerin kullanımı yönünden de işletmeler arasında önemli  farklılıklar bulunmakta ve ikili bir yapı gözlenmektedir. İşletmelerin bir kısmı kimyasal gübre ve ilaç kullanmadan ve hayvancılıkta kesif yem ve büyümeyi düzenleyici kimyasal madde kullanmadan üretim yaparken, diğer önemli bir kısmı da gerek bitkisel ve gerekse hayvansal üretimde bütünüyle denetim ve kontrolden uzak biçimde bu maddeleri kullanmaktadır.

lÜreticilerin ilaçlar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve ilaçlama yapmadan önce ilaç ambalajlarını dikkatli okumadıkları, etikette sadece ilaç dozuna bakıldığı, ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süre, son kullanma tarihi, kullanılırken dikkat edilecek hususlar ve ilaç ambalajlarının çevre için risk oluşturmayacak biçimde kontrol altına alınması gibi konulara dikkat etmedikleri belirlenmiştir.

 

üMarjinal tarım arazileri (VI.-VII. sınıf) üzerindeki işletmelerin emek yoğun olduğu, sabit ve özellikle döner sermayelerinin genellikle yeterli olmadığı, ekonomik üretim birimi olmaktan uzak, küçük, dağınık ve organize olmamış bir yapıya sahip oldukları bilinmektedir. Bu işletmelerin durumlarının iyileştirilmesi amaçlandığında, bitkisel ve hayvansal üretim, ormancılık ve diğer üretim alternatiflerinin kombine edilmesi gerekir.

üMarjinal arazilerde toplum ormancılığı veya tarımsal ormancılık gibi katılımcı yaklaşımlar benimsenerek gelir artışı ve dolayısıyla yaşam standardı yükseltilebilir. Marjinal arazilerde tahıl, çay, fındık, tütün gibi ürünlerin yetiştirilmesi  ve bunlara yönelik desteklemeler, mer’a ve ormanların tahribi ve erozyona neden olmaktadır. Bu alanlarda hızlı gelişen türler ile özel orman alanları kurulmalı ve bu teşvik edilmelidir.

üTürkiye Kalkınma Vakfı, FAO ve Orman Bakanlığı ile işbirliği yaparak 1991’de Sinop-Durağan’da Türkiye’de Uygun Toplum Ormancılığı Metotlarının Geliştirilmesi Projesi’ni uygulamış, proje ile doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi açısından özellikle gelir artışı, entegre yaklaşım, yöre halkının katılımı ve kadın konularında önemli gelişmeler sağlanmıştır. Benzer çalışmalar Bölgede diğer yörelerde de uygulanabilir ve bu konuda ilgili kurumların deneyimlerinden de yararlanılabilir.

 

Tarım İşletmelerinde Sermaye Yapısı & Sorunlar

qÜretim sürecinde tarımsal girdilerin temini ve yeni teknolojilerin izlenmesi, tarımsal ve aile gelirinin yeterliliğine ve eksik olan sermayenin uygun koşullarda para ve kredi piyasasından teminine bağlı olacaktır. Tarıma yatırılan sermayenin miktarı ve üreticinin uygun koşullarda kredi bulma imkanı, girdi kullanımı ve üretim teknolojisinin değiştirilmesinde etkili olmaktadır.

qTarımda verimli ve karlı olarak üretim faaliyetlerinin yürütülebilmesi için sermaye miktarının yeterli ve dağılımının dengeli olması gereklidir. Karadeniz Bölgesi’nde 1960’lardan günümüze kadar yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre, bölge ortalaması olarak tarım işletmelerinin sermaye varlıklarının % 87,31’i çiftlik (sabit) ve % 12,69’u ise işletme sermayesi unsurlarından oluşmaktadır.

qHayvancılık işletmelerinde bile toplam aktif sermaye içinde sabit sermaye unsurlarının payının % 76 gibi oldukça yüksek düzeyde olduğu ve genel olarak aktif sermaye içinde toprak sermayesinin payının ortalama % 55,52 olduğu ortaya konulmuştur. Bölgede özellikle taşlık, yaşlık, kayalık ve eğim gibi toprak sorunları olmasına karşın, işletmelerde araziyi ıslah etmek için teras, drenaj, sulama, büyük hacimli taş ayıklama, kanal, kuyu, duvar gibi arazi ıslahı yatırımlarının büyük ölçüde ihmal edildiği ve toplam aktif sermaye içinde ortalama % 0,5 oranında pay aldığı görülmektedir. 

 

TARIMDA SERMAYE VE KREDİ

lİşletmelerde arazi, bina, bitki ve arazi ıslahı gibi sabit sermaye unsurlarının verimliliğini yükselten işletme sermayesi % 12,7 düzeyinde kalmaktadır. Genel olarak işletmelerde arazi varlığı ve buna bağlı sabit unsurların verimliliğini yükselten işletme sermayesi unsurlarının oldukça yetersiz olduğu görülmektedir. İşletmelerde besi ve süt hayvanı, alet ve ekipman, yardımcı maddeler ve para sermayesi unsurlarının yeterli düzeyde olmadığı ve dağılımlarının dengeli olmadığı ortaya çıkmaktadır.

lTürkiye tarımının temel sorunlarından biri, işletmelerin yeterli ve uygun koşullarda kredi temin edememeleri ve genellikle yetersiz olan öz kaynaklarla üretim yapmak zorunda olmalarıdır. Karadeniz Bölgesi tarım işletmelerinin tarıma yatırdıkları toplam kaynakların ortalama % 93,9’u öz kaynaklarla finanse edilmekte ve borçluluk oranı genel olarak düşük düzeydedir. Bunun esas nedeni işletmelerin yeterli ve uygun koşullarda işletme sermayesi kaynaklarına ulaşamamalarıdır.

lTürkiye’de toplam kredi hacminin % 17-20’si tarımsal kredi iken, bu oran bölgede % 32-36 arasında değişmektedir. Ancak bölge içinde kredi hacminin illere göre dağılımı ile tarımsal üretim değeri arasında yüksek düzeyde korelasyon bulunmaktadır. Bölge’de en fazla kredi Giresun İli’nde kullanılmakta olup, bunu Samsun, Bayburt ve Kastamonu İlleri İzlemektedir. Ancak bölgede kullanılan kredilerin genellikle kısa vadeli işletme kredisi olduğu, uzun vadeli yatırım kredisi kullanımının hemen hemen hiç olmadığı görülmektedir. Bu koşullarda tarım işletmelerinde gelirlerinin yükseltilmesi ve çeşitlendirilmesi ve mevcut arazi ve işgücünün etkin olarak kullanılması mümkün olmamaktadır.

 

TARIMDA SERMAYE VE KREDİ

lKaradeniz Bölgesi’nde nispeten gelişmiş, birden fazla ürün yetiştiren ve ulaşım olanakları iyi olan illerde kredi kullanımı yoğunlaşmaktadır. Ancak bölgede tarımla uğraşan nüfusun kredi kaynakları arasında % 44 ile % 48 düzeylerinde tüccar ve tefeci gibi örgütlü olmayan kredi kuruluşlarının yer alması ve bunların da genellikle yüksek faizle kredi vermeleri, bölgede yaşam standardı ve gelir artışını sınırlamaktadır. İşletme büyüklüğü arttıkça kredi talebi de artmakta, ancak kredi talepleri güvence olarak gösterilebilecek arazi varlığının kıtlığı ve kadastro işlemlerinin genellikle yapılmamış olması gibi nedenlerle, kredi talepleri bu amaçla örgütlenmemiş kişi ve kuruluşlardan temin edilmektedir.

 

TARIMDA SERMAYE VE KREDİ

lÜlkemizde Cumhuriyet Döneminde uygulanan tarım politikaları ve özellikle girdi sübvansiyonu ve ürün destekleme alımları gibi araçlarla tarım işletmelerinin sermaye yapılarından belirli bir iyileşme sağlanamamıştır. Örneğin, Ordu, Giresun, Trabzon ve Samsun İlleri’nde 1955-1970 döneminde yapılan araştırmaların sonuçları ile 1990-2003 döneminde yapılan araştırmaların benzer sonuçlar verdiği, tarım işletmelerinde sermaye birikiminin yetersiz olduğu, sermaye unsurlarının dağılımının dengesiz olduğu ve zaman içinde iyileşmenin olmadığı ortaya çıkmaktadır.

lHer ne kadar ülkemizde 1950’lerden sonraki dönemde yaşanan yüksek enflasyona bağlı olarak tarım arazilerinin aşırı değer kazanması ve aktif içindeki paylarını korudukları bilinmekle birlikte, diğer sermaye unsurlarında önemli bir gelişmenin olmaması, ya işletmelerin gelirlerinin yaşam ve geçim yeterli olmaması veya yıllık faaliyet karlarının tarım dışı alanlara transfer edildiğini göstermektedir.

lBölgede yapılan gelir ve geçinme araştırmalarına göre, tarım işletmelerinin tarım dışı alanlardan elde ettikleri faiz, kira ve diğer gelirlerin payının düşük olması, işletmelerin tarım dışı alanlardaki yatırımlarının düşük düzeyde olduğunu, genellikle yeter gelir elde edemedikleri için, tarımda gelişme, değişim ve yapısal iyileşmenin çok yavaş olduğu sonucuna ulaşılacaktır.  

 

TARIMDA İŞGÜCÜ VE İSTİHDAM

lTarımsal nüfusun fazlalığı, arazinin dar, parçalı ve engebeli olması, bölgede sermaye (işletme) ve işgücü kaynaklarının verimliliğini sınırlamaktadır. Tarımsal faaliyetlerin Samsun, Amasya, Tokat ve Düzce gibi iller hariç, genellikle işgücüne dayandığı görülmektedir. Arazinin sınırlı, işgücünün fazla ve tarım dışı istihdam olanaklarının kısıtlı olması, aile başına düşen işlenen arazi varlığının düşük düzeyde kalmasına ve zaman içinde ortalama işletme genişliğinin hızla azalmasına ve ekonomik olmayacak çok küçük ve cüce aile işletmelerinin yoğunluk kazanmasına neden olmaktadır. İşletmelerin parçalanarak küçülmesi, üretim maliyetinin yükselmesine neden olmaktadır. Bunun yanında bölgede ürün verimlerinin düşük olması, faaliyetlerin kararlılığını olumsuz etkilemektedir. Bu koşullarda ilde yoğun iş gücü talep eden faaliyetler (tütün gibi) önem kazanmaktadır.

lBölge ilerinde kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki payı genellikle % 50 dolayındadır. 1980’den sonraki dönmede genel olarak kırsal kesimde nüfus artışı, kentlerin gerisinde kalmıştır. İlde tarım dışı istihdam olanaklarının sınırlı olması ve tarımsal arazi varlığının sınırlılığı, nüfusun sürekli ve/veya geçici olarak diğer şehirlere ve ülkelere göç etme eğilimini artırmaktadır.

 

TARIMDA İŞGÜCÜ VE İSTİHDAM

lBölge halkının % 86,6’sının esas işi tarım olup, başka işi bulunmamakta ve esas işi tarım olanlardan % 20,2’sinin esas işi olan tarım dışında ikinci işleri de bulunmaktadır. Esas işi tarım dışı faaliyet olanların % % 5,8’ini ikinci işi tarımsal faaliyet olmaktadır.

lÖzellikle kırsal kesim ve tarıma yönelik politikalarda hedef kitlenin esas işi sadece tarımsal faaliyet olan ve tarım dışı kaynaklardan gelir elde etme olanağı olmayan kesim olması gerekecek olup, bu kesimin bölgedeki oranı % 66,4 düzeyindedir. Bunun dışında yarı zamanlı tarım yapanlar ve sürekli bölgede yaşamayan veya bölge dışında ikamet edip hasat mevsiminde gelen ailelerin tarımsal üretim faaliyetlerinden dolayı desteklenmesi uygun olmayacaktır. Ancak Cumhuriyet Döneminde uygulanan tarım politikalarında tam ve yarı zamanlı tarım yapan haneler birbirinden ayrılmamış ve esas işi tarım olan ve büyük ölçekli tarım işletmesine de sahip hanelerin mevcut desteklerden esas işi tarım olanlara oranla daha yüksek düzeyde yararlandıkları bilinmektedir.

lÜlkemizde kırsal dönüşüm ve tarımsal yapıyı iyileştirme ve bölgelerarası gelişmişlik farklarının giderilebilmesi için, öncelikle tam ve yarı zamanlı çiftçilik yapanların birbirinden ayrılması ve destekleme sisteminin bölge ve işletme tiplerine göre farklılaştırılması zorunlu olacaktır.

 

lBölgede dağınık yerleşim şekli ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden kalkınmayı olumsuz yönden etkilemekte ve altyapı hizmetlerinin maliyetini yükseltmektedir. Bu tip yerleşimlerde ürünlerin pazarlama organizasyonunun kurulması çok güç olmakta, örgütlenme ve işbirliği olanakları da zayıflamaktadır. Diğer yandan Bölge tarımındaki aşırı nüfus baskısının azaltılması gerekmektedir.

lTarımda önemli gizli işsizlik sorunu bulunmaktadır. Bölge illerinde toplam nüfus içinde tarım nüfusunun payı % 54,7 ile % 65,2 (Giresun’da % 56,1, Gümüşhane’de % 65,2, Kastamonu’da % 64,9, Ordu’da % 59,4, Rize’de % 61,8, Samsun’da % 54,7, Sinop’ta % 64,5, Trabzon’da % 61,9, Zonguldak’ta % 61,7 ve Bayburt’ta % 61,5) arasında değişmekte olup, bu oranlar oldukça yüksektir.

lTarımda çalışanların emek verimliliği de son derece düşüktür. Bölge illeri net göç vermekte, ancak Samsun ve Trabzon gibi bazı illerde iç göç nedeniyle kısmen yığılma vardır. Bölgede tarımında aile işgücünün % 36-53’ünün atıl kaldığı, buna karşın işletmelerde fiilen kullanılan işgücünün % 17-25’inin yabancı işgücü olduğu belirlenmiştir. Bölgede işsizliğin genel bir olgu olmaktan çok işletme tipine bağlı olduğu vurgulanmaktadır. Buna göre Bölgede doğal ve insan kaynaklarının etkin kullanım planlamasının yapılamadığını göstermektedir.

 

TARIMDA ÖRGÜTLENME VE KOOPERATİFÇİLİK

lKaradeniz Bölgesi’ndeki tarımsal amaçlı kooperatiflerin sayısına baktığımızda, 1.041 adet tarımsal kalkınma kooperatifi ve bu kooperatiflere üye  214.033 ortak bulunmaktadır. Ayrıca bölgede 189 sulama, 66 Su ürünleri ve 3 pancar ekicileri kooperatifi, 322 Tarım Kredi Kooperatifi, 54 Tarım Satış kooperatifi bulunmaktadır. Bölgede toplam kooperatif sayısı 3.374 adet ve ortak sayısı ise 2,1 milyon’dur.

lTarımsal amaçlı kooperatiflerin oransal dağılımları incelendiğinde toplam kooperatif sayısının % 80,14’ünü Tarımsal kalkınma kooperatifi oluştururken, toplam kooperatif ortaklarının %44,41 ‘i bu kooperatife üyedir. Bu bölgede ayrıca 24 kooperatif üst birliği bulunmakta ve bu birliklere de 792 birim kooperatif üye bulunmaktadır.

lKaradeniz bölgesinde toplam nüfus 8.439.355 olup bu nüfusun, bu nüfusun 4.119.113’ü köylerde yaşamaktadır. Kırsal alanda yaşayan insanlarının % 25,62’sinin tarımsal amaçlı kooperatiflere üye oldukları göz önünde tutulduğunda örgütlenme seviyesinin düşük olduğu görülmektedir.

 

BAŞLICA SORUN/ÇÖZÜM ALANLARI

lKısa vadede bölgede tarımsal yapının iyileşmesi beklenmemektedir. Özellikle işletmelerin arazi varlığının yetersizliği  ve arazi parçalılığının uzun bir süre daha etkili olması beklenmektedir.

lBölgede toprak üzerindeki nüfus baskısı orta vadede devam edecek olup, yasal düzenlemelerle tanımlanan asgari işletme büyüklüğüne ulaşılması pratik olarak güç olacaktır. 

lÖzellikle Ordu, Samsun, Trabzon ve Rize gibi illerde yapılan çalışmalar, işletmelerin yeter tarımsal gelir elde edemediklerini göstermektedir. Bu koşullarda tarımda sermaye birikiminin hızlanması, tarımda teknoloji kullanımının artırılması ve bölge tarımının tamamen ticarileşmesi olanakları kısıtlı olacaktır.

lBölgede mutlaka alternatif tarım ve tarım dışı gelir getirici faaliyetlerin geliştirilmesi desteklenmelidir.

lBölgesel düzeyde gelişme eğilimlerinin tanımlanması ve özellikle doğal kaynak potansiyelleri ve farklı amaçlar için kullanım olanaklarının ekonomik ve teknik yönlerden değerlendirilmesine gereksinim bulunmaktadır. Bu yapılmadan bölgede tarımsal yapının iyileştirilmesi için geliştirilecek politika önerilerinin uygulanma olanakları sınırlı olacak ve etkinliği de zayıf olacaktır.

BAŞLICA SORUN/ÇÖZÜM ALANLARI

lBölge ve ülke tarımında üretken politikaların belirlenmesi ve uygulanmasına gereksinim bulunmaktadır. Mevcut DGD, alternatif ürün ve prim/fark ödeme sistemi, sübvansiyonlar gibi araçlar, dağılımı politikaları olarak tanımlanmaktadır. Bunlar, üreticilere gelir ve varlık transfer edilmesine imkan verir, ancak bunlarla kısa ve orta vadede bölgede tarımsal yapının iyileştirilmesi beklenmemektedir. 

lBölgede altyapı hizmetleri, enformasyon ve pazarlama hizmetleri, ürün sigortası, araştırma ve yayım, alış-veriş maliyetini azaltma, üretim planlaması, ürün çeşitlendirme, standardizasyon ve kalite kontrol gibi ekonomik ve politik getirileri zaman içinde uzun vadeli stratejilerin belirlenmesi ve uygulanması gerekecektir.

Yazı kategorisi: FINDIK ÜRETIMINDE YAPISAL SORUNLAR | » yorum bırak;

FINDIK ÜRETİMİNİN PLANLANMASI VE DİKİM ALANLARININ BELIRLENMESI HAKKINDA KANUN

Yazan: findik28 Nisan 28, 2008

          Kanun Numarası                  : 2844

          Kabul Tarihi                         : 16/6/1983

          Yayımlandığı R.Gazete         : Tarih : 18/6/1983   Sayı : 18081

          Yayımlandığı Düstur             : Tertip : 5   Cilt : 22   Sayfa : 412

*

* *

Bu Kanun ile ilgili olarak Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren

yönetmelik için, “Yönetmelikler Külliyatı”nın kanunlara göre

düzenlenen nümerik fihristine bakınız.

*

* *

             Amaç

             Madde 1 – Bu Kanunun amacı; fındık üretiminin en uygun alanlarda yapılmasını ve üretimin talepteki gelişmelere göre yönlendirilmesini düzenlemektir.

             Fındık üretimi yapılacak alanlar

             Madde 2 – Fındık üretimi yapılacak alanlar; kalite özellikleri ile arazi kullanma kabiliyet sınıfları dikkate alınarak bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Bakanlar Kurulunca belirtilecek alanlarla sınırlandırılır. Bu alanların tespitinde,ülke ekonomisi bakımından daha yararlı başka tarım ürünlerinin üretilemeyeceği hususu da da göz önünde bulundurulur.

             Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren her beş yılda bir veya Ticaret Bakanlığınca lüzum görüldüğünde, talepteki gelişmelere göre tahmin edilen üretim hedeflerine ulaşabilmek için fındık üretimine izin verilecek yeni alanlar, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanlığınca müştereken kalite özellikleri ve arazi kullanma kabiliyet sınıflarına göre tespit ve Bakanlar Kurulu kararıyla ilan olunur.

             Mevcut fındık bahçelerinin beyan ve kontrolu

             Madde 3 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan fındık bahçelerinin sahipleri veya işleticileri; 6 ncı maddede belirtilen yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içinde bu yönetmelikte belirtilecek esaslara göre beyanname vererek bahçelerini bildirmekle yükümlüdürler.

             Bu beyannameler üzerine; Tarım ve Orman Bakanlığınca,beyanname verme süresinin sona ermesinden itibaren en geç iki yıl içinde gerekli incelemeler ve kontrollar yapılarak fındık bahçelerinin yerleri ve yüzölçümleri tespit edilir ve sahiplerine Fındık Üretici Belgesi verilir. Bu hüküm, Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılan inceleme ve kontrollar sırasında beyan edilmediği, ancak bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olduğu tespit edilen fındık bahçeleri hakkında da ceza hükümleri saklı kalmak kaydıyla aynen uygulanır.

             Yasaklamalar

             Madde 4 – Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra izin alınmadan yeni fındık bahçesi kurulamaz, belirlenen alanlar dışında mevcut fındık bahçeleri yenilenemez

             İzin alınmadan yenilenen veya yeni kurulan fındık bahçeleri ceza hükümleri saklı kalmak kaydıyla sahiplerince, kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde sökülür. Sahipleri tarafından süresi içinde sökülmeyen fındık bahçeleri Tarım ve Orman Bakanlığınca söktürülür ve yapılan masraflar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kendilerinden tahsil olunur.

             Teşvik tedbirleri

             Madde 5 – Arazi kullanma kabiliyet sınıflarına göre, fındık yerine ülke ekonomisi bakımından daha yararlı başka bir tarım ürünü yetiştirmesi Tarım ve Orman Bakanlığınca önerilen veya bu talebi Bakanlıkça uygun bulunan fındık bahçesi sahiplerine;

             a) Fındık bahçesi, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olmak ve Bakanlar Kurulunca belirlenen alanlar dışında bulunmak,

             b) Kanunun 3 üncü maddesine uygun olarak beyanname vermiş olmak.

             Kaydıyla Tarım ve Orman Bakanlığı ile Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanlığınca kredi ve teknik yardım sağlanır.

             Yönetmelik

             Madde 6 – Tarım ve Orman Bakanlığı Koordinatörlüğünde Ticaret Bakanlığı ve Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanlığı ile müştereken hazırlanacak yönetmelik Bakanlar Kurulunca bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulur.

             Bu yönetmelikte;

             a) Yeni fındık dikim alanlarının tespit ve ilanı ile yeni fındık bahçesi tesisine veya yenilenmesine izin verilme usul ve esasları,

            b) Mevcut fındık bahçelerine ait beyanname verme şekil ve şartları, beyannamelerin ihtiva edeceği bilgiler,beyanname üzerine yapılacak inceleme ve kontrol usul, esas ve sorumlulukları,

             c) Fındık Üretici Belgesi verilmesine ve iptaline ilişkin hususlar,

             d) Teşvik tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar,

             İle Kanunun uygulamasına ilişkin diğer hususlar belirtilir.

             Ceza hükümleri

             Madde 7 – Tarım ve Orman Bakanlığından izin almadan yeniden fındık bahçesi kuranlar ile belirlenen alanlar dışında mevcut fındık bahçesini yenileyenler altıyüzdoksandörtmilyon lira idarî para cezası ile cezalandırılır.(1)

             Üçüncü madde gereğince beyanda bulunmayanlar veya yanlış beyanda bulunanlar hakkında üçyüzkırkyedimilyon lira idarî para cezası verilir. (1)

             (Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.

             Yürürlük

             Madde 8 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

             Yürütme

             Madde 9 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

––––––––––––––––––___________________

(1)  24/4/2003 tarihli ve 4854 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle,  birinci fıkrada yer alan “onbin liradan az olmamak üzere ağır para cezası” ibaresi, “altıyüzdoksandörtmilyon lira idarî para cezası”;ikinci fıkrada yer alan “beşbin liradan onbeşbin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.” ibaresi, “üçyüzkırkyedimilyon lira idarî para cezası verilir.” olarak 6/5/2003 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

 

 

 

Yazı kategorisi: FINDIKLA ILGILI YASAL DÜZENLEMELER | » yorum bırak;

FINDIK BORSASI KURULMALI MI ?

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

1970 yılında kaptırılan fındık borsasının hikayesi. (Yerel Kaynak Kullanımı Açısından Fındık İhtisas Borsası”nın Türkiyeye Alınması):

 

 Cumhuriyet’in ilanından sonra büyük önder Atatürk’ün, ”Belli başlı ürünlerimizi ilgilendiren birlikler kurulmalıdır.” sözüyle toplanan  I. Ulusal fındık kongresi sonrasında 1938 yılında Fiskobirlik  kurulmuştur. Kurucular da, Ali Arif LARÇIN (GİRESUN), Hasan AKALIN (GİRESUN), Halil KAMİ (TRABZON), Yahya SUBAŞI (TRABZON), Hüsnü AKYOL (ORDU), Arif Hikmet ONAT (ORDU), Rıza KURT (BULANCAK), Avni ÖZDEN (BULANCAK), Hasan KASAPOĞLU (KEŞAP), Hüsnü ÖZKAN (KEŞAP) olmuştur. 1938 yılından 68 yıldır fındık ürünümüz Fiskobirlik tarafından alınmıştır. Ne var ki yıllar itibarıyla Fındık ekim alanları ve fındıktan geçinen nüfus katlanarak artarken fındık ihracında bu katlanarak artış görülmemiştir. Elbette ki bu sorumluluk o günden bu güne gelmiş geçmiş bütün yöneticilerin, tarım bakanlığı, ihracattan sorumlu devlet bakanlığı, Odalar ve Borsalar Birliği, Ticaret ve Sanayi odaları, ve esasta en sorumlu kurum da FİSKOBİRLİK tir.

 

 Fiskobirlik şu ya da bu şekilde yıllara göre ürün artış miktarındaki artışa göre ürünün pazarlanması için söz konusu ivmeyi devlet mekanizmalarına yeterince yansıtamamıştır. Aradan geçen 68 sene içinde kayda değer bir gelişme olmamıştır. Ancak buraya kadar. Çünkü artık fındık kaderine terk edilemez. Bu nedenle II. Ulusal Fındık kongresi’nin toplanması için girişimlere şahsen başlamış bulunmaktayım. Bu konuda en başta İstanbul olmak üzere Karadeniz bölgemizde ön çalışmalar başlatılacaktır. Bu konuda 3 Eylül tarihinde (kurultay kapsamında) yapılacak olan FINDIK PANELİ II. ULUSAL FINDIK KONGRESİ’nin altlığını oluşturacaktır. Bu kongrede de ana tema Fındık Borsası’nın ülkemize alınması olacaktır. 1938 yılında I. Ulusal Fındık Kongresinde FİSKOBİRLİK kurulmuşsa 2007 yılında düzenlemeyi planladığımız II. Ulusal Fındık Kongresinde de Hamburg’da bulunan 1970 yılında elimizden kaptırdığımız Fındık borsası’nın Türkiye’ye alınması temel misyon olacaktır. Dünya üretiminde hiç payı olmayan, dünya fındık ihracatında dördüncü sıralarında bulunan bir ülkede fındık borsasının kurulu olması içler acısı bir durumdur. Ayrıca söz konusu borsa yapılanması gerçek anlamda üreticilerin ve tüketicilerin buluşma noktası şeklinde olabilir. Büyük meblağda ürün pazara getirenler bizzat kendileri, küçük ölçekli üreticiler de birleşerek borsaya girecek ve alıcılar da bizzat bu noktadan alım yapabilirler. Alıcı ve satıcı aracısı firmalar mümkün olduğunca parçalı bir yapılanmada piyasada kartel veya tröstleşmelere meydan vermeyecek şekilde düzenlenmelidir. Birleşik Devletler (ABD) de de başarı ile uygulanan ürün borsası sistemi, daha önce pamuk için İzmirde uygulamaya konulmuştu. Yıllık 800 milyon dolar ihracat kapasitesi olan fındık sektöründe borsa son derece etkili olacaktır. Borsanın oluşturulmasında elde bulunan en temel veri Gürbüz Mızrak’ın Kasım 2005 tarihinde Ordu Ticaret Borsası için hazırlamış olduğu rapor altlık yapılabilir. Yalnız fındık borsasının Türkiye’de kurulması konusunda kamuoyu hemfikir iken Türkiye’de nerede kurulması konusunda tam bir karmaşa bulunmaktadır.

 

 Ülkemizde 650-700 dolayında tüccar, 70 dolayında imalatçı ve ihracatçı olmak üzere yaklaşık 720-770 dolayında firma fındık ticaretiyle uğraşmaktadır. Firmaların yüzde 47′’si fındık ticareti ile iştigal eden işletmelerin yaklaşık 300”ü Ordu içinde faaliyet göstermektedir. Üretici ve üretici birlikleri ve hacmi açısından FINDIK BORSASI nın Ordu’ da kurulması gerekmektedir. Ordu Ticaret Borsası (OTB) Genel Sekreteri Birol Yılmaz, Türkiye’deki fındığın en fazla üretilen ilin Ordu olduğunu, bu nedenle de Fındık Borsası’nın Ordu’da kurulmasının kaçınılmaz olduğunu söylemiştir. Yılmaz, OTB verileri dikkate alındığında Türkiye’de fındığın en çok sirküle edildiği ve ihracatın en çok yapıldığı ilin Ordu olduğunu da dile getirmiştir.[1] Bu borsa’nın Giresun veya İstanbul’da da kurulabileceğini dile getirenler de vardır.[2] Ancak ulaşım ve pazarlama imkanları, hinterland faktörü göz önüne alındığında Samsun’un daha uygun görülebileceği ortadadır. Fındık Borsası Türkiye’ye alındıktan sonra artık borsanın nerede kurulacağı tartışılır ve politik tercihi sivil toplum kuruluşları, odalar ve borsalar birlikleri ve Hükümet tarafından belirlenir. “Dünya tüketiminin yüzde 75”i ülkemizce üretilmektedir. Ürün borsası çerçevesinde fındık borsası tesis edilmesi halinde, fındık rekoltesi tahminleri son derece sağlıklı yapılacak, iç ve dış pazarlama alanları doğru ve isabetli bir şekilde belirlenecektir.

 

Tüccarın alıcı ve satıcı olarak borsaya girmesi arz ve talebin arttırılması için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacak, alıcı ve satıcı sayısının yüksek olması sistemin çalışmasında ve başarısında önemli rol oynayacaktır.”[3] demektedir Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Bayram Cengiz. Cengiz, ayrıca şunları söylemekte: “Türkiye”de 650-700 dolayında tüccar, 70 dolayında imalatçı ve ihracatçı firma, fındık ticareti ile uğraşıyor. Bunlardan 300”ü Ordu”da faaliyet göstermektedir. Bu değerler baz alındığında Fındık Borsası”nın çalışması için yeterli yoğunlukta katılımcı firmanın bulunduğu görülüyor. Ayrıca, borsanın yeterli potansiyele sahip Ordu”da kurulması gerekmektedir.” CHP Bolu il başkanı Yüksel Ceylan ise şunları söylemiştir. (Parti olarak) “Ulusal Fındık Konseyi” kuracağız. “Uluslararası Fındık Alım Satım Borsası’nın” Doğu Karadeniz Bölgemizde kurulmasını sağlayacağız.”[4] Bu pasaj neden buraya alınmıştır. Bolu yani Batı Karadeniz Kesimi bile borsanın Doğu Karadenizde kulumasını istemektedir. Fındıkla ilgili bir araştırma raporu bulunmaktadır. T.C. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI TARIMSAL EKONOMİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ bünyesinde hazırlanan bu raporda,[5] Almanya’nın fındık üretiminde esamesi bile okunmazken fındık ihracatında ise çok gerilerde bulunmaktadır. Fındık sorunlarının görüşülmesi için 6-7 Eylül 2005 tarihinde Ordu ilinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koordinatörlüğünde Türkiye Ziraat Odaları ve Fiskobirliğin katılımı ile “Ulusal Fındık Zirvesi” düzenlenmiştir.[6] Bu zirvenin sonuç bildirgesinin 10. maddesinde, 2844 sayılı “Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanun” çerçevesinde fındık üretimine izin verilen alanlarda fındık yetiştiriciliği yapan üreticilerin desteklenmesi, 19. maddede, –  Fındık İhtisas Borsası’nın (FİB); salon satışı, elektronik ürün senedi, e-ticaret,  vadeli işlemleri, lisanslı depoculuğu kapsayacak şekilde kurulması gereği, 23. maddede de   Yaklaşık 200 dekarlık modern bir fındık plantasyonu içerisinde fındıkla ilgili bütün tesislerin inşa edileceği ve ticari-kültürel faaliyetlerin en iyi şekilde yürütüleceği bir “DÜNYA FINDIK TİCARET ve KÜLTÜR KOMPLEKSİ” Doğu Karadeniz’de kurulması üzerinde durulmuştur.

 

Karadeniz Fındık Mamülleri İhracatçılar Birliği (KFMIB) Genel Sekreteri Selçuk Toramanoğlu, Fındık Tanıtım Grubu”nun (FTG) Türk fındığını Uzakdoğu ülkelerine tanıtma ve yeni pazarlar bulma çalışmalarında büyük başarı sağladığını belirterek, ilk kez tatmış oldukları fındığı çok seven Çinlilerin, fındığa enerji veren kutsal yemiş anlamına gelen Weizhengu adını verdiklerini söyledi.[7] Görüldüğü gibi dünyada fındığın tadına bakmayan milyonlarca insan bulunmaktadır. Demek ki güçlü bir pazarlama ve Türkiye’de bulunan borsa ile fiyat ve destekleme alımına bile gerek kalmayacaktır. Selçuk Toramanoğlu, yaptığı açıklamada, 2000 yılında başlattıkları Türk fındığını Jayonya ve Çin başta olmak üzere Uzakdoğu ülkelerine tanıtma ve fındığa yeni pazarlar bulma çalışmalarını 2001 yılında atkif hale getirerek, bu ülkelere yapılan fındık ihracatında % 400 artış sağladıklarını belirtti.[8] Türkiye’de başta Ordu ve Giresun olmak üzere Karadeniz Bölgesi’nde üretilen fındığın önemli bir kısmı Avrupa’daki çikolata üreticisi büyük gruplara satılıyor. Fiyat konusunda bir istikrarı olmaması ve geçen yıl kentel (100 kilo) fiyatının bin 200 dolara çıkması sebebiyle, üreticiler kendilerine alternatif pazar aramaya başladı. İtalyan çikolata devi Feroro’nun Türkiye ile aynı iklim özelliklerine sahip ülkelere üretim yaptırdığı öğrenildi.[9] Görüldüğü gibi fiyat istikrarsızlığından dolayı önemli çikolata üreticileri alternatif çözümler bulmaya çalışmışlardır. Bu da dünya fındık üretimindeki liderliğimizin sarsılması anlamına gelecektir. 1970 yılında kaptırdığımız[10] borsayı acilen kazanmamız her açıdan acil ve zorunludur. , Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) fındık sorununun çözümü için harekete geçti. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcılıklıoğlu başkanlığında 17.05.2006 tarihinde Ankara’ da yapılan “Fındığın Geleceği ve Yol Haritası” başlıklı toplantıya TOBB Başkan Yardımcısı ve ATB Başkanı Faik Yavuz, Fiskobirlik Genel Müdürlü Nihat Yılmaz ve yönetim kurulu üyeleri, Karadeniz’deki ticaret ve sanayi odaları  ile ticaret borsalarının yönetim kurulu üyeleri, ihracatçılar ve TOBB Yönetim kurulu üyeleri katıldı.[11] Dünya üretiminde ilk onda olduğumuz ürünler ise aşağıdadır.[12] DÜNYA ÜRETİMİNDE İLK ONDA OLDUĞUMUZ ÜRÜNLER Kayısı 1 İncir 1 Fındık 1 Salatalık 2 Mercimek 2 Karpuz 2 Domates 2 Bezelye 3 Biber 3 Koyun sütü 3 Patlıcan 3 Zeytin 4 Fıstık 4 Soğan 4 Pamuk 5 Elma 5 Üzüm 5 Şeker pancarı 5 Tütün 6 Çay 6 Koyun eti 6 Arpa 6 Koyun eti 6 Badem 7 Greyfurt 7 Limon 9 Keçi eti 9 Çavdar 9 Buğday 10 fındık üreticiden alış fiyatı bu gün itibarıyla yaklaşık 2.5 ytl iken  kuruyemişçide satış fiyatı ise yaklaşık 29 ytl civarındadır. Alış ile satış arasında bu kadar fark olan başka bir ürün var mı acaba.. Türkiye’nin Fındık İhracatı[13] 2001 255.893 636.027.664 2002 255.918 593.690.721 2003 217.176 878.754.034 2004 194.594 1.554.156.298 2005 223.805 1.874.495.771 Ülkelere göre Fındık üretimi (Ton) 2003   2004        2005   Türkiye 512.000 360.000 483.000 İtalya 60.000 100.000 70.000 İspanya 20.000 25.000 20.000 A.B.D. 34.000 30.000 25.000 Ara Toplam 626.000 515.000 598.000 1980 yılında ihracatımızın %13 ünü fındık oluştururken. IMF ve Dünya Bankasının basıları ile fındık alanlarının sökümü ve yanlış politikalarla bu oran %3,5 lara kadar gerilemiştir.[14] Fındıkta İsyan Ettiren Fiyat İstikrarsızlığı ve Borsasızlık  Fındık fiyatlarının oluşmasında, oluşturulmasında yönlendirilmesinde Dolar bazında meydana gelen istikrarsızlık2003-2006 yıllarına bakılırsa rahatlıkla görülebilir. 2004 yılındaki dramatik artışta doların TL bazındaki düşüşü etki etmektedir.[1] En dramatik konu da geçen yıl (2005 yılı) 5.27 dolar olan fındığın neredeyse iki katına kadar düşmüş olması ve bu durumun bölge insanı üzerinde ortaya çıkardığı psikolojik linçtir. [1] http://arsiv.sabah.com.tr/2006/09/07/eko110.html# Bu da yine cari bir borsanın ülkemizde olmamasından kaynaklanmaktadır. BORSANIN GETİRECEKLERİ Fındık ihtisas borsasının kurulması durumunda, işlem gören fındığın tahlili borsada yapılabilecek, ihracatta karşılaşılan bozuk fındık sorunu ortadan kalkacak ve borsada işlem gören fındık, AB standartlarına uygun hale gelerek tüketiciye ulaşacaktır. Borsa için önemli olan ürünlerin fiyatın düşük olduğu zamanlarda bekletilmesi sorunu konusunda ise, Emanet sistemine alternatif olarak lisanslı depoculuk sistemi önerilmektedir. Ancak lisanslı depoculuk fındık piyasasındaki fiyatları etkileyecek bir yöntem değil. Sadece ürünün satımının kontrollü olarak ötelenmesi sistemidir.[15] Fındık kulisini arkadan istediği gibi yönlendiren Cüneyd Zapsu”ya sormak gerek; dıştan fiyatları ayarlamak mı daha iyi, yoksa bir borsa oluşturmak mı?..[16]

 

 Zapsu neyin temsilcisi ”Fiyatları yüksek tutmayalım, ithalatçılar bize kızar” diyen veya düşüncesinde olan Cüneyd Zapsu, zamanında Türkiye”nin en önemli fındık ithalatçısı (yurtdışında) idi ve hammaddesi fındık ve çikolata olan Kinder Suprise adlı dünyada en çok satılan çocuk çikolatalarının Türkiye distribütörüdür. İtalyan kökenli Nutella”nın da bayisiydi sanırım. Bunun gibi ithalatçı 5-6 firmanın temsilciliğini yürütmektedir.[17] Fındığın fiyatının bu kadar düşük olmasının kime veya kimlere faydası var sorusu ile bu düşük fiyattan etkilenen milyonların hak ve menfaatlerinin karşı karşıya gelmesi bu günün sorunudur. Fındık borsasının oluşturulması açısından temel adımlardan birisi de TBMM ye sunulacak kanun teklifidir. TBMM Başkanlığına sunulan Fındık Üreticisinin Korunması ve Fındık İçin Devlet Politikası oluşturulması Hakkındaki Kanun Teklifine göre, fındık üreticileri ürünlerini depolamak için FİSKOBİRLİK depolarının kullanacağı bildirilmektedir. Ürünlerini veren üreticiye sertifika verilecek ve istediği zaman sertifikası karşılığında ürünlerini geri alabilecek veya o günün fiyatlarından satabileceği öngörülmektedir. Fındığın üretilmesi, depolanması, pazarlanması ve fiyatının devlet tarafından garanti ve koruma altına alınması için bir konsey kurularak Konsey üyeleri, devletin resmi temsilcileri, kooperatif üretici birlikleri ve sendika temsilcilerinden oluşacak. Konsey, her yıl en az 2 kez toplanacak.[18] Yalnız yasa teklifine katılmayacağımız önemli bir madde bulunmaktadır. Teklifin yasalaşıp yürürlüğe girmesinden itibaren 2 yıl içinde, düzlük arazideki fındık ağaçlarını söküp, alternatif ürün ekmek isteyen üreticilere, dönüm başına 3 bin YTL teşvik primi verileceği geçmektedir. Bu politik ve stratejik bir hatadır. Bu konuda yapılması gereken bu günden itibaren fındık dikiminin kontrol altına alınması her üreticiye yıllık azami fındık satım kapasitesini aşmayacak limitler konulması gereğidir. Yani bu günü değil yarını planlamak daha anlamlı olacaktır. Üreticiye tanınacak bu limitler son on yılın ortalama satış miktarı üzerinden belirlenebilir. Üreticiler bunun üzerindeki ürünü pazara getiremeyecektir. Ama her halükarda varolan fındık alanlarının sökülmesi stratejik açıdan büyük bir hata olur.

 

 YA FINDIK ÜRETİCİSİ Ekseriyetle Milli Gelire sağladığı katkı sürekli düşen ve her yıl artan rakamlarla yine sürekli göç veren bir coğrafyada yaşayan (D.KARADENİZ). Düğününü, yıllık alışverişini (gıda, giyim, yakacak), çeşitli tamirini, eksiğini, gediğini v.b sadece bu paraya endeksleyen başkaca da bir geliri olmayan insan grubu. Vatanına, milletine bağlı, eylem, grev, isyan nedir bilmeyen İki gönül alıcı söze kanmaya dünden razı! bir garip Anadolu insanıdır fındık üreticisi. Son eylemi de artık canına tak etmesinin bir tepkisidir. Bu mitingde aslında üretici kendi bile kendine inanamamıştır nasıl böyle büyük bir tepki verdiğini. Üretici 2004 yılında dondan ağlamıştır. 2005 te gülmüş ama hala parasını alamamışken 2006 yılında da korkunç düşük fiyatlarla gülemez ve ağlayamaz duruma gelmiş şaşkınlık ve şok içindedir. Ordu ve Giresun”da üretici fındığını, 5-6 YTL”ye dahi satamaz iken, büyükşehirlerdeki satış fiyatları kiloda 20-25 YTL arasındadır, bu fiyat farkını üretici adına avantaj haline getirmek için, Fiskobirlik, ürünlerini Türkiye çapında zincir marketlerde pazarlamalı ve karı üretici ile bölüşmelidir.[19]

Dr. AHMET FİDAN tarafindan yazilip  günes gazetesinde yayinlanmistir.

 

Yazı kategorisi: FINDIK BORSASI | » yorum bırak;

GiRESUN TARiHi ve FINDIK

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

 

Giresun’un adının menşei hakkında iki farklı görüş vardır. Bunlardan birincisini ünlü seyyah Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde şöyle ifâde etmektedir. Giresun Kalesi Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Muhâsip Mahmûd Paşa tarafından fethedilmiştir. Fâtih, kale fetholunurken, Mahmûd Paşaya; “Bu gece kale altuna giresun!” diye ferman edince, kaleye tüneller vâsıtasıyla girilip fethedildiğinden Giresun denmiştir. İkinci olarak adının “kiraz” (Karesus veya Keressea)dan geldiği rivâyet edilir. Lâtinler bu şehre “Chirizonda, Kerasounde, Cera Sonte” demişlerdir. Romalı kumandan Lucullus, kiraz ağacını Giresun’dan alarak, Roma’ya getirmiş, buradan dünyâya yayılmıştır. Türkler, Giresun’a hâkim olunca ilk önce “Kerasun” dediler. Zamanla bu kelime halkın dilinde “Giresun” olarak yerleşti. Giresun’un ilk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Tiberanler, Kalipler ve Mosineklerdir. M.Ö. 1100 senelerinde demircilikle uğraşıyorlardı. Hitit İmparatorluğunun yıkılışından sonra Frigya Konfederasyonuna katıldılar. Frigyalılardan sonra Miletliler (Miletoslar) bölgeyi ele geçirdiler.Giresun liman şehri İyonya (Batı Anadolu) kolonisi olarak kurulmuş, fakat İyonya hâkimiyeti sâhilden öteye girememiştir. M.Ö. 6. asırda Perslerin istilâsına uğramıştır. Makedonya Kralı İskender burasını ele geçirememiştir. Pers asıllı olup bilâhare Yunanca konuşan ve Hıristiyanlaşan (Ortodoks olan) Pontus Krallığı bu bölgeye, Kuzey Karadeniz ve Kırım’a hâkim olmuştur.

 

 Roma İmparatorluğu M.Ö. 2. asırda Lucullus emrinde Roma ordusunu göndererek Mithridates’in direnmesine rağmen Pontus Krallığı, bir eyâlet şeklinde Roma İmparatorluğuna bağlandı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu parçalanınca bu bölge bütün Anadolu gibi, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Anadolu’da Türk devletini kuran Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah tarafından fethedildi. Haçlı Seferleri esnâsında Türkler, bir müddet buradan çekildi ve yeniden bu bölgeyi Bizanslılar istilâ etti. 1204’te Dördüncü Haçlı Seferinden sonra burası Trabzon Bizans İmparatorluğunun eline geçti. Türkler, Giresun’u 1381’de geri aldılar. Selçuklu Devleti yıkılınca bölge, Canik Beyliğinin eline geçti. Yıldırım Bâyezîd devrinde Osmanlı Devletine ilhak edildi ise de, kesin olarak Fâtih devrinde 1461’de Osmanlı Devletine dâhil oldu. Osmanlılar devrinde, Trabzon beylerbeyliğine (eyâletine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Cumhûriyetten az önce 1920’de müstakil mutasarrıflık (vilâyet- il) oldu. Birinci Dünyâ Harbi sonunda Giresun gönüllü birlikleri, Rusların Giresun’u işgâlini önledi. Giresun gönüllü birlikleri İstiklâl Harbinde de büyük yararlıklar gösterdiler. Cumhûriyet döneminde bütün mutasarrıflıkların il olması üzerine Giresun da il olmuştur.

 

 

 

Yazı kategorisi: GiRESUN VE FINDIGIN TARiHi | » yorum bırak;

FINDIKKURDUYLA MÜCADELE !…

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

 

 

 

Tanımı ve Yaşayışı:

Ergin dişinin kabuğu virgül yada midye biçiminde koyu kahverenkli 2.5 – 3 mm uzunluktadır. Portakal sarısı larva kabuklarının bulunduğu ön kısım dar, arka kısım ise daha geniştir. Erkek pupa kabuğu daha küçük, dar ve uzundur. Yumurtalar oval ve beyaz renklidir. Hareketli larva açık sarı renklidir.

Kışı yumurta döneminde ergin dişinin kabuğu altında geçirir. Yumurta mayıs başlarında açılır. Çıkan larvalar dal ve yapraklara dağılır. İki larva dönemi geçirdikten sonra temmuz ayında ergin dişiler görülmeye başlar. Bunlar kanatlı ergin erkeklerle çiftleşerek yumurtlarlar. Bir dişi ortalama 66 yumurta bırakır. Bu zararlı Karadeniz bölgesinde yılda bir döl verir.

Zararı: 

Zararlı yaprak, gövde ve dallarda bitki özsuyunu emerek beslendiklerinden bitkinin zayıflamasına ve yoğun bulaşmalarda dal kurumalarına neden olur.

Mücadelesi: 

Her bir dal örneğinde 5 canlı yumurta bulunduran birey varsa o bahçede ilaçlamaya karar verilir. Zararlının kışlayan yumurtalarına karşı Şubat-Mart aylarında ve tomurcuklar patlamadan önce bir kış mücadelesi uygulanabilir. Öte yandan yumurtadan çıkan larvalara karşı Mayıs ayında ve çıkışın % 70-80′ i bulduğu dönemde yaz ilaçlaması yapılabilir.

 

Yazı kategorisi: FINDIK ZARARLILARIYLA MÜCADELE | » yorum bırak;

YAZ TATİLLERİ FINDIK BAHÇESİNDE…

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

 

Uzun yıllar önce, küçükken, çocukluğumda her sene yaz tatilini Türkiye de geçirmek üzere ailecek yola koyulurduk. Önce haftalar öncesi yapılan hazırlıklar kontrol edilir, Türkiye’ deki akrabaların tümüne hediye alınıp alınmadığı tespit edilirdi. Yapılan hesap doğru çıktığında malzemeler bavullara yerleştirilirdi, eğer bir eksik varsa son anda mutlaka tamamlanırdı.İstisnasız kim varsa sülalede onu mutlaka bir hediye beklerdi. 
Okulun son günü, karneler dağıtılır dağıtılmaz eve koşardık. Zaten o saate kadar Annem de tüm hazırlıkları tamamlamış olup bizi, kardeşlerimin okuldan gelmesini ve Babamın da işten gelmesini beklerdi. Hatta yolculuğumuz boyunca yiyebileceğimiz, börek ve köfte gibi yolda bizi üç gün idare edecek yiyecekleri bile hazırlamış olurdu. Sonra hep beraber arabamızı yüklerdik, arka bagaj yetmezdi arabanın üzerine de bir bagaj atılırdı, hatta orası da yetmezdi arabanın içine, arka koltukların ayak kısmına da bir şeyler yerleştirilirdi. Ve ayrıca o arka kısım bize yatak şeklinde hazırlanırdı. Komşuların yolcu etmesiyle ve arkamıza su dökmesi ile başlardı yolculuğumuz. Kimi komşu üzgün yine bir sene izine gidemeyecekleri için, kimileride en kısa zamanda bizim arkamızdan yola çıkacakları için hem sabırsız hem de heyecanlı bir şekilde bizi yolcu ederlerdi. Yol boyu memleket türküleri dinlerdi Babam, arada da kendi söylerdi, heyecan ve özlem memlekete yaklaştıkca artardı çünkü. Yollar o kadar uzundu ki arada sormadan edemiyorduk:‘Daha ne kadar var Türkiye‘ye ’ diye.
Benzin alma ve ihtiyaç molası dışında yolculuğumuz sırasında pek durup dinlenmeyi ailecek istemezdik biran önce memlekete ulaşmak için. Almanya’ dan sonra Avusturya’ ya geçilirdi, Avusturya’ dan sonra yolculuğumuzun en fazla zamanı Yugoslavya’ da geçerdi, git git bitmek bilmiyordu, nihayet Yugoslavya’ yı geçtikten sonra Bulgaristana ulaşmış oluyorduk, en kısa süren memlektede orası olurdu, Bulgaristan demek Türkiye’ ye çok az kaldı demekti, üç saatde geçerdik Bulgaristanı. Ve Kapıkule’ ye ulaştığımızda dünyalar bizim oluyordu, karşımızda dalgalanan Türk bayrağını görür görmez, yolculuğun getirdiği yorgunluktan eser kalmazdı, içimizde de bir dalgalanma başlardı. İnanılmaz sevinirdik, heyecanlanırdık. Kapıkule’ ye ulaşan tüm gurbetçilerin yüzündeki o heyecanı o mutluluğu görmek inanılmaz, o an memleket hasreti ile yollara koyulmuş insanların Kapıkule gümrüğünün önünde oluşturdukları kuyrukta, sabırsızlıkla memleketlerine giriş yapmayı bekleyen, o insanların duygularını hissetmek gerçekten çok büyük bir ayrıcalık. Memleketin bazı gerçekleri ile gümrükte, giriş yapar yapmaz karşı karşıya kalsak da, sevincimizden, heyecanımızdan bir şey eksilmezdi. Gümrük memurlarına mutlaka bir şekilde rüşvet teklif edilirdi işlemleri hızlandırmak için, teklif etmeyi unutanlar da zaten memurlar tarafından uyarılıyordu.
Gümrüğü geçer gezmez soluğu Hürriyet’ in tesislerinde alırdık, güzel bir ayran içip yolculuğumuz boyunca yemek zorunda kaldığımız yolluklardan sonra farklı bir şey yemek için. Daha önümüzde bir günlük bir yolumuz vardı, Giresun a gitmek neredeyse bir o kadar yol daha gitmek demekti. Ama bundan sonrası yolculuğun güzel kısmıydı, çünkü memleketinde yolculuk yapıyorsun, memleketin her türlü doğa güzelliğini hayretler içersinde seyrede seyrede giderdik. Samsuna yaklaştığımızda denizi kim önce görecek diye idaaya girerdik. Denizi görmek demek de, Giresun’a fazla kalmadı demekti. Karadeniz kıyısından devam ederken yolculuğumuz, kendimizi asıl memleketimize gelmiş hissederdik. Karadenizin o eşsiz, yeşilin her türlü tonunun mevcut olduğu o doğasını seyretmek insanın ruhunu öyle bir okşuyordu ki ve aynı zamanda da ne kadar şanslı olduğumuzu düşünürdüm böyle bir memlekete ait olduğumuz için. Denizi, Doğası ve Karadeniz’ in insanları, insanların kendine öz, diğer memleketlerden çok farklı gelenekleri, görenekleri ve şiveleri. Karadeniz havası ile temas eder etmez, bizde başlardık Karadeniz şivesini taklit etmeye, Babaanneme öykenirdik (taklit ederdik) ve çok eğlenirdik. Giresun’a yaklaştıkca neşemizde artıyodu
.Ve nihayet memlekete ulaştığımızda nerdeyse yolun kenarında durup sevincimizden horon tepecek kadar mutlu oluyorduk. Ama durmak yok, biran önce Keşap’a. Anneannem yolumuzun üzerinde Aksu’ da kalıyordu o zamanlar, bizde evvela oraya uğrardık onlarda zaten bir şekilde aşağı yukarı tahmin ediyorlardı ne zaman geleceğimizi ve yemek hazırlamış oluyorlardı. Nerde şimdiki gibi cepten arayıp, şurdayız buradayız, iki üç saat içinde geleceğiz diyebileceğimiz imkanlar. En son Almanya’dan evden çıkmadan telefon ile haber verilirdi.Hatta daha önceleri evde telefon yokken, mektup ile haberleşildiği dönemler daha da bir sürpriz etkisi oluyordu insanların karşısına çıktığımız zaman.Öyle bir mutlu durumdur ki o, en sevdiğin akrabalarına kavuşmak, Anneannem, Teyzelerim ve Dayım. Annemin mutluluğunu görmek zaten yetiyodu bana. Annesine ve kardeşlerine kavuşma sevinci ağlatıyordu bile zaman zaman. Hasret tam giderilmesede kendi evimize de gitme zamanı gelirdi ve mutlaka teyzemlerden biri bizimle gelirdi. Teyzelerim benim için ‘Teyze’ değil de arkadaş gibilerdi. Onlarla bütün yazı geçirmek çok eğlenceli oluyodu.
Nihayet eve geldiğimizde de duyan, gören bütün akrabalar akın ediyodu bize. Genelde Dedem ve Babaannem ya yaylada ya da köyde olurlardı yaz aylarında. Onların yanına da mutlaka ertesi gün ziyarete gidilirdi, ya yaylaya ya da köye. Yaz aylarının ilk dönemlerinde yaylada olurlardı, çünkü Babaannemin orada inekleri ve camışları olurdu. Ayrıca ot biçilirdi yaylada yaz döneminde, kurutulur ve daha sonrada balya yapılıp köye getirilirdi. Yayla dönemi tam bitmeden fındık zamanı başlardı. Fındık zamanı Babaannem ve Dedem köye gelirlerdi, fındık için hazırlıklar yapılırdı. Fındık toplamaya ırgatlar gelirdi köye, onlara Babama ait olan köydeki ev verilirdi fındık toplatılana kadar, genelde en fazla 15 gün içinde toplanırdı Fındık, tabi ırgat sayısına ve çalışmalarına görede değişirdi. Ama Dedemin yanında iyi ve çabuk toplamaktan başka çare kalmıyordu zaten. İyi derken, disiplinli bir şekilde, sabah çok erken başlanırdı fındık toplamaya ve elinin çabuk olması gerekirdi Dedem için çalışan ırgatın ve ayrıca bir tek ağaca bile zarar vermeden toplanılmasını isterdi. Dal kırma falan olduğunda kaçacak yer aramak gerekiyordu Dedemin bastonunu bir yerine yememek için. Benim başıma gelmedi ama kardeşim o bastondan nasibini aldı bir keresinde. Evet bizde ırgatlarla beraber, yaz tatili falan dinlemeden fındık bahçesinde güzel güzel hiç itiraz etmeden topluyorduk fındığı. Valla heralde çocuklukdan olsa gerek bir kerede sorsakya, bizim ne işimiz var fındık bahçesinde diye, biz tatile gelmedik mi? Hani nerde kaldı Karadeniz? Köyden pek görünmüyordu deniz falan, ancak dere görünüyordu. Derede de yüzülmezdiki. Yaa, sen taa Almanya’ dan koşa koşa gel Türkiye’ ye, senmisin koşa koşa gelen, alıp seni çıkarırlar işte böyle köye, yaylaya. Ondan mıdır nedir oldum olası sevememiştim pek köyü ve yaylayı, yani!
Zaman geldi geçti, artık fındık falan toplamıyoruz kendimiz, yarıcımız var sağolsun, ömrü uzun olsun, o hallediyor. Zor iş valla. Artık köyede, yaylayada canım ne zaman isterse o zaman gidiyorum, oda günü birlik. Sabah gidiyoruz akşam geri dönüyoruz, oda o muhteşem manzaraları seyretmek için ve yayladaki etinde tatının çok lezzetli olmasından dolayı. Ayrıca o temiz havayı tenefüs etmek ve yaz ile beraber gelen o dayanılmaz sıcaklardan da biraz uzaklaşıp serinlemek için.

Bu yazı Gülen Akşen tarafından yazılmıştır

Yazı kategorisi: FINDIKLIK HiKAYELERi | » yorum bırak;