AKŞEN FINDIK SATIŞ VE PAZARLAMA

FINDIK BiZDEN SORULUR

‘FINDIK ÜRETIMINDE YAPISAL SORUNLAR’ Kategorisi için Arşiv

FINDIK ÜRETIMINDE VE PAZARLAMA POLITIKASI

Yazan: findik28 Mayıs 1, 2008

ÜLKEMİZ MİLLİ MEYVESİ OLAN FINDIK YETİŞTİRİCİLİĞİNDE UYGULANMASI GEREKEN ÜLKESEL VE BÖLGESEL GERÇEKÇİ POLİTİKALAR

 

 

Yrd. Doç. Dr. İsmail Hakkı KALYONCU

kalyon@selcuk.edu.tr

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi 

Bahçe Bitkileri Bölümü

Kampüs/KONYA

Türkiye’deki üretimi çok eskilere dayanan fındık, geleneksel ihraç ürünü olma niteliğini devam ettirmekte ve ülkemiz ekonomisine oldukça önemli katkıda bulunmaktadır. 2003 yılı verilerine göre 708.389 ton olan dünya fındık üretiminde ilk sırada yer alan ülkemiz, dünya üretiminin yaklaşık % 70’ini üretmektedir (Anon., 2004a; Kutkan, 2002).

Fındık üreten ülkeler arasında saha, üretim ve ihracat bakımından ilk sırada yer almamıza karşılık, birim sahada alınan ürün bakımından diğer üretici ülkelerin gerisinde bulunmaktayız. Yıldan yıla dalgalanma göstermekle birlikte ülkemizdeki fındık üretim artışı denetimsiz ve kontrolsüz olarak genişleyen üretim sahasından kaynaklanmaktadır (Anon. 2004b).

Yoğun olarak Karadeniz Bölgesinde yetiştirilen fındık, maalesef ürün planlaması yapılmadığından bugün ülkemizin 33 ilinde üretilmektedir. Fındığın dünyada en kaliteli ürünlerinin elde edildiği ve standartlarının belirlenmesinde en etkili olan, doğal ve ekolojik şartları nedeniyle en iyi yetiştirme ve 1. standart bölgesi Artvin, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu illeri olmakla birlikte yetiştiricilik denetimsiz olarak çok geniş alanlara dağılmış bulunmaktadır. Buda fındıkta kalite ve verim üzerinde olumsuz etkilerde bulunulmaktadır.

Ayrıca Trabzon, Giresun ve Ordu illerinde fındık üretimi yapan işletmelerin % 61’inin, başka bir ifade ile 240 bin işletmenin en önemli tarımsal geçim kaynaklarının başında fındık gelmektedir. Ekonomik olarak 395 bin aile yaklaşık 540 bin hektar alanda fındık üretimiyle uğraşmakta olup, bu da tahminen 2 milyon nüfusa tekabül etmektedir (Kutkan, 2002).

Beslenmemizde önemli bir yeri olan fındık günlük yaşantımızda çok geniş şekilde tüketilen bir yiyecek olmamakla birlikte, çerez olarak, çeşitli şekilde işlenerek tüketildiği gibi, gıda sanayiinde de yaygın olarak kullanıl-maktadır. Ayrıca fındık dünyada en çok aranan kuru meyve özelliğini yıllardan beri korumaktadır. Kuru meyveler arasında kullanım alanı % 35 civarında olan fındığın yaklaşık % 75’i de ülkemizden ihraç edilmektedir (Kutkan, 2002).

Fındık kabuğu ülkemizde çoğunlukla yakacak maddesi olarak kullanılmaktadır. Oysa fındık kabuğu çeşitli sanayi kollarında hammadde, odunu yakacak ve bazı kullanım eşyaları yapımında, yaprak ve meyve zurufu organik gübre olarak çok rahat kullanılabilir (Kutkan, 2002; Anon. 2004c).

Ülkemizdeki dikim alanlarındaki artışa paralel olarak üretimde meydana gelen artış ve özellikle İtalya ve İspanya’nın üretimi artırması dünya fındık üretimini artırır iken tüketimde çok fazla artış olmamıştır. Türkiye’nin ihracattaki payının zaten yüksek olması ve diğer üretici ülkelerin fındık ürün miktarını artırması neticesinde oluşan pazar darlığından dolayı bazı yıllar ülkemizde büyük miktarda fındık stoku oluşmakta ve ülke ekonomisi bu durumdan olumsuz etkilenmektedir (Kutkan, 2002).

Milli ürün olmayı hak eden, dünya üretim ve ihracatı açısından birinci sırada olduğumuz fındığın muhafaza etmekte olduğu bu durumunun geliştirilmesi yanında, en azından mevcut durumunu koruyabilmesi için gerçekçi politikalar ve alınması gerekli bir dizi tedbirlere ihtiyaç duyulmaktadır. Fındığın, birçok yetiştiricilik, üretim ve pazarlama sorunları ile birlikte, bu milli ürünü geniş anlamda daha iyi konuma getirmek için gerçekçi ülkesel ve bölgesel politikaları hayata geçirme zorunluluğu vardır.

FINDIKTA MİLLİ BİR POLİTİKA OLUŞTURMANIN EN ÖNEMLİ SORUNLARI VE ALINMASI GEREKLİ TEDBİRLER

Bu sorunları 3 gurup altında toplamak mümkündür. Bunlar;

A- UYGULANMASI GEREKLİ DEVLET TARIM POLİTİKALARI ve ALINMASI GEREKLİ TEDBİRLER

1) Ülkemizin Dolayısıyla Bölgemizin Bitki Haritaları Çıkarılmalı.

Son yıllara kadar tarım ülkesi olarak bilinen Türkiye, tarımdaki yanlış politikalar sonucunda, tarım ülkesi olmaktan çıkmış, ihraç eden ülke konumundan ithal eden bir ülke konumuna düşmüştür. Genel olarak Türk tarımındaki birçok problemin yanında, çok önemli bir problem olarak gördüğümüz ve bir an önce hayata geçirilmesi gereken çözüm “Türkiye Bitki Haritası”nın çıkarılmasıdır (Kalyoncu, 1999a).

2) Fındığın 33 Civarında Yetiştiriciliği Yapılan İl Sayısı ve Yetiştiriciliği Yapılan Bölgeler Mutlaka Yapılacak Olan Doğru Planlamayla Daraltılmalıdır. Üretim Kaliteli ve Verimli Olan Gerçek Ekolojisine Çekilmelidir.

Milli meyvemiz olan fındık kendi üretim bölgesinden diğer merkezlere olan insan göçü ile birlikte götürülmüş, buna ek olarak tarımda ciddi anlamda uğraşmayan ve arazilerde üretim yapmayan arazi sahipleri sadece yaz tatilinde değerlendirilmek amacıyla arazilerine fındık dikmişlerdir. Bazıları da kendi bölgelerinde yetişebilirliğini denemek amacıyla hiçbir planlama ve yetiştiricilik teknikleri uygulanmadan fındığı yetiştirme alanları dışına çıkarmışlardır.

Taban alanda yetiştiriciliği uygun olmayan, ayrıca bu arazilerde daha karlı ve birden fazla ürün alınabilecek olunmasına rağmen böyle arazilere fındık dikmek suretiyle fındık alanları 33 il dahiline yayılmıştır. Böylece ekolojisi ve doğal yetiştirme alanı dışına çıkarılan fındıkta verim ve kalite düşüklüğüne sebep olunmuştur

Bu nedenle hem diğer ürünlerin karlı ve kaliteli yetiştiriciliği yapılan alanlar hiçbir denetim olmadan fındık dikilmek suretiyle işgal edilmiş, fındık alanları genişletilmiş, hem de daha karlı diğer ürünlerin yetiştiriciliğinin yapılabileceği alanlar daraltılmıştır. Fındık hem doğal coğrafyası olan, yetiştiriciliği ile erozyonu önleyen hem de bölge insanının sınırlı geçim kaynaklarından biridir. Fındık dikim alanlarının bölge dışına çıkarılması suretiyle aile başına düşen arazi varlığı zaten düşük olan ve coğrafi yapısı itibarıyla sınırlı bitkisel üretim yapılabilen bölge çiftçisinin geçim kaynağına kalitesiz üretimle ortak olunmuştur. Böylece üretimdeki bu plansız artışla birlikte bölge çiftçisinin sosyo-ekonomik yapısı zayıflatılmıştır

Ayrıca önemli tüketim alanları olan gelişmiş ülkelerde nüfus artışındaki gerilemelerden, diğer üretici ülkelerin de fındık alanlarını artırması ve yeni pazarların oluşturulamamasından fındık dış satımında dünyada önemli yeri olan Türkiye’de yapısal sorunların yanında teknik sorunlarda da artış görülmüştür. Böylelikle artan üretime paralel olarak tüketimi yapılamamasından dolayı pazarlama ve stok sorunlarıyla karşılaşılmaktadır

Bütün bunlardan dolayı ciddi ve uzun vadeli bir milli politika ve planlamalarla fındık alanları doğal yetiştirme alanlarına ivedilikle çekilmelidir. Verim ve kaliteyi artırmak amacıyla fındık taban arazilerden, yetiştiriciliğini olumsuz etkileyen iklim alanlarından sökülmelidir. Üretim fazlalığı, stok, depolama zorunluluğu, pazar sorunları yanında zaten küçük arazi varlığına sahip bölge çiftçisinin sosyo-ekonomik yapısını daha da bozmadan fındık yetiştiriciliğini doğal yetiştirme alanı olan Ordu, Giresun ve Trabzon illerine çekmek kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu uygulamayla sosyal bir sorun olan göçler de bir ölçüde engellenmiş olacaktır.

3) Tarımsal Faaliyetlere Yasal Çerçevede ve Yasa Emriyle Mutlaka Uzman Denetimi “Ziraat Mühendisliği Denetimi” Getirilmelidir.

Hiçbir meslek alanında olmayan, fakat tarımsal alanda Ziraat Mühendisliği sınırları içinde çok sık rastlanan, yeterli bilgiye sahip olmayan kişi ve kuruluşlar hiçbir uzman denetimine tabi olmadan veya hiç Ziraat Mühendisliği hizmeti almadan tarımsal üretime geçebilmektedir. Bu yanlış uygulama üretim ve kaliteyi düşürdüğü gibi birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bütün bu konular dikkate alınarak tarımsal alanda üretim yapacak kişi veya kuruluşlara mutlaka ve mutlaka bir denetim getirilerek hizmet verilmelidir.

Bu doğrultuda yasal düzenlemelerle tarımsal alanda “Ziraat Mühendisliği Denetimi ve Hizmeti” getirilmelidir. Özellikle belli ölçeklerdeki tarım kuruluşlarına yeterli Ziraat Mühendisi istihdamı şart koşularak, çiftçi faaliyetleri de bu çerçevede denetim altına alınmalıdır (Kalyoncu, 1999a; Kalyoncu, 1999b).

4) Taban Fiyatlar Kaldırılarak Üretim Doğrudan ve Yeterli Oranda Desteklenmelidir.

Eski bir uygulama olan ve geçerliliğini yitiren taban fiyat uygulaması kaldırılarak üretici birlikleri organizasyonlarıyla fiyatlar borsalarda oluşturul-malıdır. Ürün değeri oluşumu bazı tarım ürünleri olan kiraz ve elmada olduğu gibi serbest piyasada oluşturulmalıdır. Bunun yanında çiftçi gelişmiş ülkelerde olduğu gibi desteklenmelidir. Tarımda destek uygulaması yapısal sorunlar çözülerek ürüne dolayısıyla üretime doğrudan yapılmalıdır (Kalyoncu, 1999a).

5) Tarım Yüksek Kurulları Oluşturulmalıdır.

Ülkemizde arazi rantının artması, plansız şehirleşme, sanayileşme ve turizm faaliyetleri sonucu tarım alanları ve tarım topraklarının amaç dışı kullanımları, tarımda telafisi çok güç olan problemler yaratmaktadır. Üründeki plansızlığı da bunlara eklediğimizde önemli ve kaliteli ürünlerdeki üretimimiz gerilemiştir.

Bütün bunlar dikkate alınarak, tarımsal alanda yapılacak her türlü faaliyet ve uygulamalar bu konularda uzman görüşü denetimine tabi tutulmalı ve yasal çerçeve içinde “Tarım Yüksek Kurul” yapıları oluşturulmalıdır. Bu kurul denetiminde “Tarımsal Sit Alanları” oluşturularak tarım sahalarının yok olması, ürün deseninin bozulması ve tarım topraklarının amaç dışı kullanımı engellemelidir (Kalyoncu, 1999a; Kalyoncu, 1999b).

B- YAPISAL SORUNLAR ve ALINMASI GEREKLİ TEDBİRLER

1) Bitki Haritaları Çıkarılarak, Bu Haritalar Temel Teşkil Edecek Şekilde Bölge ve Yörelerin Ürün Deseniyle Birlikte Üretim Çeşitliliği Belirlenmelidir.

Bu amaçla bitki haritalarına uygun olarak bölgesel bitki deseni belirlenerek, bu desene göre yetiştiricilik yapılmalıdır. Bunun neticesi olarak ta bölgenin doğal bitkileri ile birlikte yetiştirilecek ürün çeşitliliği belirlenmiş olacaktır (Kalyoncu, 1999a).

2) Gerçek Çiftçiler veya Üreticiler Belirlenerek Tarımda Çalışan Nüfus Gerçekçi Olarak Ortaya Konulmalıdır.

Tarımdaki bunca sorunun yanında çiftçi veya üreticinin kimliği tam olarak belirlenmemiştir. Hiçbir iş kolunda mevcut olmayan bu düzensizlik ve belirsizlik verim, kalite, istatistik ve milli gelirin dağılımının yanında sosyal yapının belirlenmesinde ve planlamalarda da sorunlar yaratmaktadır. Dileyen her vatandaş hiçbir izin ve doğru bilgi almadan denetimsiz bir şekilde tarımsal üretime geçebilmektedir. Dolayısıyla birçok mesleğe sahip kişiler aynı zamanda çiftçi veya üretici olabilmektedir. Bu denetimsizlik tarımsal üretime ayrıca bir sorun eklemektedir.

) Üretici Birlikleri Mutlaka Kurulmalı ve Ürün Borsaları Oluşturulmalıdır.

Son yıllarda tarım alanında üretici birliklerinin önemi gittikçe artmaktadır. Kooperatifleşme Türk insanı sosyal yapısına uyum gösterememesi nedeniyle bu konudaki doğan boşluk tam anlamıyla doldurulamamıştır. Bu nedenle Türk çiftçisi birçok güçlükle üretmiş olduğu ürününü çoğu kez maliyetinin altında satarak sadece kendi iş gücünden kazanç sağlamaktadır. Üretimden kaynaklanan büyük kar payını hemen hemen hiç emek harcamadan hasattan tüketiciye ulaşana kadar aracı kişi ve kuruluşlar kazanmaktadır. Hem üretici az kazanmakta ve hem de tüketici yüksek fiyattan tüketim yapmaktadır.

Emek harcamadan kazanç sağlayan aracı kişi ve kuruluşları aradan kaldırıp, ürün üretici birlikleri vasıtasıyla direk üreticiden tüketiciye ulaştırılmalıdır. Böylece üretimden elde edilecek olan kar gerçek üretici olan çiftçiye yansıtılacaktır. Üreticilerin çok yararına olan bu birliklerin vakit geçirilmeden oluşturulması gerekmektedir. Bu milli üründe dünya üretiminde önde olmamıza rağmen fındık borsasını ülkemizde oluşturamamış durumdayız. Üretici birlikleri marifetiyle birlikte bu borsasının da ülkemizde oluşturulması sağlanmalıdır.

4) Tarımsal Ürün Sigortası Yaygınlaştırılarak Uygulanmalıdır.

Tarımda sigorta uygulaması mutlaka uygulamaya konularak yaygınlaştırılmalıdır. Sigorta uygulamasının önemi sanırım 2004 yılı ilkbahar donlarının bölgemizde fındığa verdiği zararla daha fazla anlaşılmıştır.

5) Fındık Danışma, Araştırma ve Strateji Geliştirme Merkezi” Oluşturulmalıdır

Türk fındığının tüm yönleriyle en iyi şekilde değerlendirilebilmesi, yeni gelişmeleri yakalayabilmesi, stratejilerin belirlenmesi ve ihtiyaca göre güncel politikalar geliştirmek amacıyla ilgili uzmanlar ve ilgili sektör temsilcilerinin oluşturduğu, aktif çalışan, üretici, özel sektör, birlik ve borsalar tarafından doğrudan desteklenen “Fındık Danışma, Araştırma ve Strateji Geliştirme Merkezi” oluşturulmalıdır.

C- TEKNİK SORUNLAR ve ALINMASI GEREKLİ TETBİRLER

1) Ürün Deseninin Belirlenmesiyle Bölgeye Uygun, Verimli Olacak Tür ve Çeşitler Artırılacağı Gibi Bölge Üretimi Mono Kültür Olmaktan Çıkarılmalıdır.

Bitki haritasının çıkarılması ve ürün deseninin belirlenmesi neticesinde ürün çeşitliliği oluşturularak bölgede mono kültürü yapılan üretime alternatif ürünler ve karlı ürün çeşitliliği katılmalıdır. Ayrıca bölgeye uyumlu tür ve çeşitlik artırılarak, verimli çeşitlerin adaptasyonları sağlanmalıdır.

Özellikle bitkisel ürünlerde diğer ürünler karlı dahi olsa mono kültür üretimine olan devlet desteğinden dolayı bu güne kadar alışılagelmiş geleneksel yöntemler devam edecek, diğer ürünlerin karlılığı ve yetiştiriciliği tamamen engellenecek ve birçok sorunla karşılaşılacaktır. Buna en çarpıcı örnek ise yine bölgemizden olmak üzere mono kültür üretimi yapılan tütün, çay, fındık yetiştiriciliği verilebilir. Bu örnekte olduğu gibi Karadeniz kıyı şeridinde Samsun’dan Sarp’a kadar diğer bitkisel ürünlerin üretimi engellenmiştir.

Mono kültürde devlet desteği ve garanti beklentisi hem plansızlıktan kaynaklanan üretim fazlalığını, kalitesizliği ve hem de üreticiyi tembelliğe alıştırmaktadır. Bunun sonucu üretici farklı ve karlı yeniliklere kapalı kalmaktadır. Bu da fındık yetiştiriciliğinde var olan sorunları büyütecektir (Kalyoncu, 1999a).

2) Mevcut Eski Yaşlanmış Fındık Bahçeleri Standart Çeşitlerle Gençleştirilmelidir.

Ülkemiz fındık yetiştirme bölgelerindeki mevcut bahçelerin büyük çoğunluğu yaşlı olup, aynı bahçedeki dip sürgünleriyle aynı kök üzerinde gençleştirme yapılmaya çalışılmaktadır. Standart çeşitlerden oluşmamış ve yaşlı olan bu bahçeler sökülerek standart çeşitlerle gençleştirme yapılmalıdır.

3) Fındık Yetiştiriciliği Artık Tembel İşi Olmaktan Çıkarılarak Tekniğine Uygun ve Modern Bir Yetiştiriciliği Yapılmalıdır.

Bölgedeki mevcut bahçeler arazi boş durmasın anlayışıyla veya yaz mevsiminde tatile memlekete geldiğinde ürünü hasat etmek suretiyle değerlendirme tarzından vazgeçilmelidir. Yetiştiricilik ikinci bir iş veya bir teminat olarak görülmemelidir. Mevcut bahçelerde modern yetiştirme teknikleri doğrultusunda yetiştiricilik yapılarak bahçeler kurulmalı, bu doğrultuda kültürel uygulamalar yapılmalı ve bu faaliyet kolunun bir üretim ve geçim kaynağı olduğu mutlaka bilinmelidir.

4) Yapılacak Planlamalarla Fındıkta Organik Tarım Uygulamasına Geçilerek Dünyadaki Öncülüğü Yapılmalıdır.

Dünyadaki gıda tüketimi ile ilgili tüketici eğilimleri doğrultusunda tüketicilerin bilinçlenmesiyle ortaya çıkan doğal beslenme ve sağlığa verdikleri önem de dikkate alınarak organik tarıma da bu gelişme doğrultusunda önem verilmeli, organik fındık üretiminde dünya pazarlarında öncü duruma geçilmelidir.

5) Kabuklu Fındık Dış Satımı Yerine Tümüyle İşlenmiş Ürün Halinde Dış Satıma Sunulmalıdır.

Fındık dış satımında ham madde olarak kabuklu fındık yerine tam mamul halde fındık ürünlerini pazarlama konumuna geçilmelidir. Bu sayede hem iş sahaları artırılarak istihdam yaratılacak, iş gücü değerlendirilecek ve hem de katma değer ülkemizde kalacaktır. Bu yolla ülke ekonomisine ayrıca önemli katkı sağlanmış olacaktır

6) Fındıkta Standart Çeşitler Milli Bir Marka Haline Getirilmeli Markalaşmaya Mutlaka Gidilmeli ve Dünyada Türk Fındığı Markası Tanıtılmalıdır.

Ülkemiz milli meyvesi ve dünya üretim ve ticaretinde çok önemli bir yere sahip olan fındık bu güne kadar farklı çeşitlerde ve farklı firmalar tarafından pazarlanmaktadır. Aynı alanda yetiştiriciliği yapılan bölgeler itibarıyla aynı kalite ve standartta olan fındık ürünü pazarlanırken, farklı marka ve farklı fiyatlarla satışa sunulmaktadır. Dolayısıyla alıcı firmalar bu durumu da değerlendirerek fiyat indirimine gitmekte, rekabet ortamı yaratarak ürün satış değerinde düşüşler yaratmaktadır.

Oysaki standart çeşitlerle, her çeşit için milli tek bir marka oluşturmak suretiyle yapılacak pazarlamalarda bu sorunlar ortadan kalkacağı gibi, ayrı ayrı firma tanıtımları tek elden yapılarak Türk fındığının dünya piyasalarındaki tanıtımı daha ucuz ve etkili olacaktır. Türk fındığı her çeşitten standartlara uygun bir şekilde tek milli markayla dünya pazarlarında çok ciddi bir şekilde tanıtılmalıdır.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Milli ürünümüz olan fındığın ülkemizde ve dünyada hak ettiği yeri koruması ve daha ileri bir konuma gelebilmesi için uygulanması gerekli olan ülkesel ve bölgesel gerçekçi politikalar ve çözüm önerileri yukarıda üç ana başlık halinde özetlenerek sunulmuştur. Bunun yanında pazar ve pazarlamadan kaynaklanan ilave tedbirlerle fındık bugünkü sorunlarını önemli bir miktarda aşmış ve ileri dönemlerde karşılaşılacak sorunların giderilmesinde alt yapı da oluşturulmuş olunacaktır.

Bu gün iç pazar darlığını gidermek, fındığın kullanılmasını daha da yaygınlaştırmak için toplumun gelir seviyesinin yükseltilmesi, fındık yan ürün çeşitliliğinin geliştirilmesi, gıda ve sağlık bakımından tüketicilerin bilinçlendirilmesi yönünde tanıtım ve yatırımlar yapılmalıdır. Ayrıca fındık ihracatı da günün koşullarına göre desteklenmelidir.

         Yukarıda sayılan hususlar dikkate alınarak bu yönde uygulamalara geçildiğinde fındık bu günkü sorunlarından kurtulmuş olacaktır.

Yazı kategorisi: FINDIK ÜRETIMINDE YAPISAL SORUNLAR | » yorum bırak;

FINDIK ÜRETIMINDE YAPISAL SORUNLAR

Yazan: findik28 Nisan 28, 2008

KARADENİZ BÖLGESİ’NDE TARIMSAL YAPI, SORUNLAR VE

GELİŞME EĞİLİMLERİ

 

Doç. Dr. Harun TANRIVERMİŞ

 

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

 

 

lEkonomik gelişme sürecinde ülke ekonomisinin bütün sektörlerinde birçok sorunla karşılaşılabilmekte ve bu sorunların çözümü ile ekonominin bütün sektörlerinin birbirine örümcek ağı gibi örülmesi sağlanmaktadır.

l1950’lerden sonra gelişmiş ülkelerde kırsal kesimde yaşayan nüfusun toplam içindeki payının gerilemesine paralel olarak kırsal kesim, tarımsal üretim ve kırsal nüfusun refah düzeyinin iyileştirilmesine yönelik politikaların uygulanmasına ağırlık verildiği görülmektedir.

lToplumsal ve ekonomik gelişmenin temeli, esasen mevcut sorunların tanımlanması ve bunların çözümü için kısa, orta ve uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi ve uygulanmasına bağlı olacaktır.

lÜlkemizde özellikle 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararlarının uygulanması ile dışa açık ekonomik büyüme, dış ticaretin serbestleştirilmesi, ihracata yönelik sanayileşmenin teşvik edilmesi ve büyük ölçüde tarımın ihmal edilmesi ile tarımın ulusal ekonomi içindeki payı istenilen düzeye indirilemediği gibi, tarım ve kırsal kesimin esasen planlı döneme boyunca bilinen ekonomik ve sosyal sorunlarının ağırlaşarak devam ettiği gözlenmektedir.

lTarımın bütün alt sektörlerinde söz konusu alanların kendilerine özgü değişik sorunlarla karşılaşılmaktadır. Tarımda alt sektörler ve makro düzeylerde belirlenen politikaların yukarıdan aşağıya doğru olduğu, alt sektörlerin kendilerine özgü ekonomik ve sosyal özellikleri yeterince bütün-parça ilişkileri çerçevesinde analiz edilmeden kararların alınması, belirlenen politikaların rasyonel sonuçlar vermesine olanak vermemektedir.

 

lÜlkemizde özellikle 1950’li yıllardan itibaren sanayileşmeye büyük önem verilmiş, sanayileşme ve ekonomik kalkınma eşdeğer olarak görülmüştür. Ancak Cumhuriyet döneminde tarım, ekonominin sürekli olarak itici gücü olmuştur.

 

lTarımın ekonomik gelişmeye olan işgücü, sermaye, faktör, üretim ve ödemeler dengesi katkılarının arttırılabilmesi için, bu kesimde verimliliğin yükseltilmesi gereklidir.Tarımın yapısal sorunları çözülmeden, verimliliği arttırmak için alınabilecek önlemlerin yetersiz ve etkisiz kalması doğaldır.

 

lTürkiye tarımında işgücü ve arazi yeterli miktarda bulunmakta, sermaye ve özellikle işletme sermayesi ise yetersizliğini sürdürmektedir. Bunun esas nedeni ise tarım işletmelerinin çok önemli bir kısmının küçük işletme olması, bunlarda tasarruf düzeyinin düşüklüğü ve etkin tarımsal kredileme sisteminin oluşturulamaması da mevcut sabit sermaye unsurlarının etkin kullanımını olumsuz etkilemekte ve tarımda sermaye oluşum süreci yavaşlamaktadır.

 

lCumhuriyet döneminde tarım işletmelerine yönelik olarak yapılan ekonomik ve sosyal nitelikli araştırmalar, tarım işletmelerin sermaye unsurlarının dağılımının dengesiz olduğunu göstermektedir. Bu dengesizliğin bir diğer nedeni de, ülkenin makro ekonomik politikaları ve özellikle kronik yüksek enflasyonun tarımdaki sermaye oluşum hızını azaltması ve tarımdan diğer kesimlere kaynak aktarımıdır.

 

 

l Tarımsal politika ve programların belirlenmesinde, tarımsal yapının dikkate alınması zorunlu olmaktadır. Ülkemizde ise, bu yönde izlenen politikaların sorunların çözümü bakımından arzulanan düzeyde olduğunu ifade etmek oldukça güçtür.

 

lÜlkemizde özel mülkiyete dayalı küçük aile işletmelerinin hakim olduğu bir tarımsal yapı mevcuttur. Bu nedenle işletmelerin birçoğunda girdi kullanımı ve tarımsal teknoloji seviyesinde yeterli/yetersiz işletmelerin olduğu ikili yapı, faktör verimliliği (prodüktivite) düşüktür. İşletmelerin büyük bir bölümü yeter seviyede gelire sahip olamamaktadırlar.

 

lBurada özellikle Karadeniz Bölgesi’nde tarımsal yapıyı tüm yönleriyle değil, tarımsal gelişmeyi olumsuz yönde en çok etkileyen yönleri incelenecek olup, işletmelerin arazi büyüklükleri, arazi kullanımı ve değişim, işgücü ve sermaye kullanımı, üretim deseni ve örgütlenme gibi konular üzerinde durulacaktır.

 

lEkonomik, doğal ve sosyal yönlerden Karadeniz Bölgesi, diğer bölgelere oranla daha farklı özelliklere ve koşullara sahiptir. Arazinin bölgede toplam arazi varlığı içinde tarım alanlarının payının çok düşük olması, arazinin parçalı ve dağınık olması, arazinin engebeli ve mülkiyet yönlerinden sorunların olması, tarım işletmelerinin küçük ölçekli olmasına ve ekonomik olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir.

 

lMevcut koşullarda kırsal hanelerde yeter gelir elde edilmesi ve aile bireylerinin istihdam olanakları kısıtlı olacağından, açık ve gizli işsiz aile bireylerinin büyük şehirler ve dış ülkelere göç etmelerine neden olmaktadır.

 

lBölgede tarım ve tarım dışı istihdam ve gelir olanaklarının kısıtlı olması, toprağa bağlılık ve miras paylaşım düzeni gibi nedenlerle işletme arazilerinin parçalanması sonucu, aile başına düşen arazi ve gelir giderek azalmaktadır. Bu koşullarda kırsal aileler ve bölge ekonomisinin gelişme trendi, fındık ve çay gibi temel ürünlerin tarımı ve ticaretine bağlılığı daha da artmaktadır.

 

Tarımsal Yapı ve Üretimde Dönüşüm

lİlk dönemler: toplama ekonomisi (göçebelik)

lYerleşik düzene geçiş: ilkel tarım, avcılık ve balıkçılık

lGeçimlik tarım

lPazara yönelik tarım

lEndüstriyel veya ticari tarım (1944 Sonrası)

lÇevre dostu tarım (organik tarım, İyi Tarım Uygulamaları, doğal ürün arayışları, 1970 Sonrası)

lDünyada değişen tüketici tercihleri, zorunlu olarak tarımsal üretimin yapısında da önemli değişmelere neden olmuştur.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lBölgesel gelişmeyi sınırlayan ekonomik, sosyal ve tarihsel nedenler bulunmakla birlikte, esasen gelişme ekonomik faaliyetler için kullanılmaya uygun kaynak arzı, nitelikli işgücü ve sermaye birikimi ve teknoloji faktörü ile ilişkilidir.

lKaradeniz Bölgesi’nde doğal kaynak arzı ve sermaye oluşumunun kısıtlı ve işgücünün ise söz konusu kaynaklara oranla daha bol olduğu görülmektedir. Bölge içinde yaşama ve gelir elde etme olanağı sınırlı olan nüfusun başka şehirler ve ülkelere göç etmesi de kaçınılmaz olacaktır.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lKaradeniz Bölgesi illerinde GSYİH’da tarımın payının % 6,7 (Zonguldak) ile % 41,0 (Gümüşhane) arasında değiştiği görülmektedir. Karabük ve Zonguldak gibi sanayinin oldukça gelişmiş olduğu iller hariç tutulursa, bölgede GSYİH’da tarımın payı % 17,7 (Trabzon) ile % 41,0 (Gümüşhane) arasında değişmektedir.

lTarımın özellikle Gümüşhane, Ordu, Bolu ve Bayburt illerinin ekonomisinde hala çok önemli bir yere sahiptir. Bu illerdeki sanayinin genellikle tarıma dayalı imalat sanayi olduğu dikkate alınırsa, tarımın yerel ekonomideki rolü daha belirgin olacaktır.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lKaradeniz bölgesinde kişi başına düşen gayrisafi yurtiçi hasıla; Bolu, Zonguldak, Kastamonu, Rize, Samsun illerinde diğer illere göre fazlalık göstermektedir.

lBölge ortalaması olarak kişi başına düşen GSYİH 2.238 $ olup, illere göre bu değer 1.308 $ (Bayburt) ile 5.687 $ (Bolu) arasında değişmektedir. Kişi başına düşen GSYİH’nın en düşük olduğu iller ise; Bayburt, Bartın, Ordu ve Gümüşhane’dir.

lBölgede sivil istihdam tarımın payı % 45 ile % 65 arasında değişmektedir.

lBölgede sabit sermaye yatırımları, diğer tarım bölgelerine oranla daha düşük ve nüfus yoğunluğu ise nispeten yüksektir.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lÜretim faktörlerinin çeşitli şekillerde birleşimi ile oluşan tarımsal yapıda, bölgeler ve iller düzeyinde büyük deşiklikler görülmektedir.Tarım işletmelerinin en önemli sorunu; toprak varlığı, nüfus (işgücü), sermaye ve üretim deseni ile ilgili yapısal sorunlardır. Bu yapı, uzun yıllar izlenen ekonomi ve özellikle tarım politikalarının sonucudur. Tarıma yönelik önlemlerin tarımsal yapı ile uyumlu olması gerekir.

lYapısal bozukluklar, tarımsal gelişmeyi de sınırlamaktadır. Tarımsal yapının iyileştirilmesinde; toprak, insan, sermaye ve işletmenin bulunduğu ortamın doğal, teknik, ekonomik ve sosyal çevresini oluşturan unsurların bütününe yönelik önlemler dikkate alınmalıdır. Tarımda gelişme, üretim faktörlerinin yeterli miktarda varlığı ve birbiri ile dengeli olmasına bağlıdır.

 

TÜRKİYE’DE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lİşlenerek tarım yapılacak alanın marjinal sınırına ulaşmış ve miras hukukunun da etkisiyle tarım toprakları sürekli parçalanmakta, işletme sayıları artmakta ve işletme büyüklüğü gittikçe azalmaktadır. 1950-2001 döneminde işletme büyüklüğü aynı dönemde 77 dekardan 61 dekara gerilemiştir.

 

lTürkiye’de tarım topraklarının sürekli parçalanmakta olduğu ve işletme büyüklüğünün de sürekli azalarak aile işletmelerinin sayısının gittikçe arttığı söylenebilir. Bu durum işletme büyüklüğü bakımından bozuk bir yapının varlığını göstermektedir. Kırsal kesimde yaşayabilir ve yeter gelirli aile işletmelerinin oluşturulabilmesi için, tarımdaki fazla nüfusun ilk planda tarım dışı iş olanakları ile olduğu yerde istihdam edilmesi gerekir.

 

lTürkiye’de işletme sayılarının artması ve işletme genişliklerinin azalmasına karşın, gelişmiş ülkelerde işletme sayıları azalmakta ve genişlikleri artmaktadır. Bu eğilim desteklenmektedir. İşletme sayıları azalırken işletme genişliğinin artması, işletmelerde modern teknoloji kullanımı ve verimliliğin yükseltilebilme imkanlarını arttırmaktadır.

 

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lBölgede özellikle 1930’lu yıllarda başlayan çay ve fındık tarımını geliştirme çalışmalarına paralel olarak özellikle planlı dönemlerde yapılan destekleme uygulamaları, tarımsal yapıda önemli bir değişim yaşanmasına neden olmuştur.

lBölgede 1950-2001 döneminde tarla arazisi varlığında % 9,5 oranında daralma görülmekte olup, bu özellikle işlenen arazinin çay ve fındık gibi sürekli tesislere ayrılmasının bir sonucu olarak görülmektedir. Diğer yandan esasen işlemeli tarıma uygun olmayan çayır ve mera arazilerinin aynı dönemde yaklaşık % 65 nispetinde gerilemesi dikkat çekicidir.

lİncelenen dönemde en önemli alan artışı 2,1 kat ile orman ve koru arazisinde ve % 62,6 ile meyve ve sebze arazisinde yaşanmıştır. Ancak bu grupta bağ ve sebze arazilerinde gerileme meyve arazisinde ise artış olduğu ortaya çıkmaktadır.

lÜlkemizde diğer tarım bölgelerinde yapılan araştırmaların sonuçlarına benzer biçimde (Tanrıvermiş 2003), Karadeniz Bölgesi’nde arazi varlığındaki değişimi etkileyen temel faktörlerin; tarımda entansifleşme, nüfus artışı ve diğer faktörler olduğu ortaya konulmuştur.

 

Tarım İşletmelerinin Sayıları ve Faaliyet Alanlarına Göre Dağılımı

lKaradeniz Bölgesi’nde 1950’de 444.600 olan tarım işletmesi sayısı 1991’de 643.794’e ulaşmış ve 2001 yılında ise 665.754 olmuştur.

 

l1950-2001 döneminde ortalama işletme arazi genişliği de 33,35 dekardan 31,61 dekara gerilemiştir. İşlenen arazi 1950’de 14,8 milyon da iken, 1991’de 18 milyon da ve 2001 yılında ise 21,1 milyon dekara ulaşmıştır.

 

l1950-2001 döneminde, işlenen alanda % 43′lük artış olmasına karşın, işletme sayısının % 50 oranında artması, işletmelerin sürekli bölünerek parçalanmaya devam ettiğini göstermektedir.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE sORUNLAR

lİşletme arazisi varlığı 1950’de ortalama 5,54 ve 2001’de ise 5,12 adet parselden oluşmaktadır.

lBölgede 49 da ve daha az toprağa sahip olan işletmelerin oranı 1950’de % 81,4 iken, 1991’de % 85,9 ve 2001’de ise % 82,2 olmuştur. Bu işletmeler işlenen alanın 1950’de % 48,6’sına, 1991’de % 55,1’ine ve 2001’de ise % 47,5’ine sahip olmuşlardır.

lBölge tarımında küçük aile işletmeleri ağırlıklı yapıyı oluşturmaktadır. Tarımın yapısını iyileştirmek ve verimliliği artırmak ve korumak için, işletmelerin ekonomik bir yapı veya büyüklüğe ulaştırılması gereklidir.

lMülkiyete dayalı küçük aile işletmeleri ağırlıklı yapıyı oluşturmaktadır. Bölgede sosyo-ekonomik yapı ve yasal durum nedeniyle tarım işletmeleri sürekli olarak parçalanarak bölünmektedir.

 

 

Karadeniz Bölgesinde Bitkisel Üretim Değeri İçinde Fındığın Payı (%)

 

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE sORUNLAR

lİşletmelerin 1950’de % 83,4’ü, 1991’de % 96,8’i ve 2001’de ise % 92,2’si yalnız kendi arazisi üzerinde tarımsal faaliyet yapmaktadır.

lKaradeniz Bölgesi’nde, hemen kıyıdan başlayan ve denize paralel olarak uzanan sıradağlar nedeniyle arazi varlığının çoğunluğu engebeli bir yapıya sahiptir. Bu yapı bölgede tarımsal üretimi ve özellikle yüksek derecede girdi kullanımına dayanan entansif tarımı sınırlayan en önemli faktörlerden biridir. Arazinin eğiminin fazla olması, özellikle toprak işlemeli tarıma uygunluğu olumsuz etkilemekte ve özellikle yüksek kesimlerde üreticilerin çay ve fındık dışında başka ürünlere yönelme imkanlarını da kısıtlamaktadır.

l Özellikle orta ve yüksek kuşaklarda fındık tarımı bir bakıma zorunlu olarak yapılmaktadır. Dik yamaç ve dağlık olan bölgede, toprak derinliği 1-2 metreyi geçmediğinden, fındık tesis edilmediği takdirde, söz konusu toprak tabakası erozyon nedeniyle daha da incelmekte ve hatta zamanla tamamen kaybolma tehlikesi bulunmaktadır.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE sORUNLAR

lTarımsal yapıda dönüşümün hızlandırılabilmesi için öncelikle tarım işletmelerinin sürekli parçalanması (asgari işletme büyüklükleri bölgeler itibariyle belirlenerek işletmelerin bundan daha küçük birimlere ayrılmaları) önlenmelidir.

lBozuk yapının düzeltilmesi ve işgücü prodüktivitesinin artması, tarım sektöründeki fazla nüfusun diğer sektörlere aktarılması ile ancak mümkün olabilecektir. Nüfus azalmasının sadece nispi azalma olmaması, mevcut çiftçi ailesi (işletme) sayısının da azalması gerekmektedir. Tarımsal nüfusun azalması ile ortalama işletme büyüklüğü artacak, cüce işletmeler zamanla yeter aile işletmesi veya optimum işletme büyüklüğüne ulaşacaktır. Ancak kısa dönemde alınabilecek bazı önlemler de vardır. Bugünkü tarımsal yapının daha da bozulmaması için yeter gelirli ve küçük işletmelerin veraset yoluyla bölünmeleri önlenmesi, bölgelere göre değişen “asgari işletme büyüklüğü” ölçüsü getirilmiştir.

lTürk Medeni Kanununda tarım işletmelerinin bölünmesini engelleyici hüküm bulunmasına rağmen, bu düzenlemenin uygulamada sorunu tamamen çözmesini beklemek hatalı olur. Bunun için öncelikle bölgede tarım dışı iş imkanlarının geliştirilmesi ve toprak üzerindeki baskı hafifletilmelidir.

 

ARAZİ VARLIĞI VE KULLANIM SORUNLARI

lBölge arazi varlığının ancak % 21,45’i olan 1.457.226 hektarı, I-IV. yetenek sınıflarındaki tarım arazisidir. Bunun % 2,18’i sulanabilmektedir.

lArazi kullanımındaki en önemli sorun, arazilerin yetenek sınıflarına uygun kullanılamamasıdır. Tarımsal üretim kaynağı olmayan çalı ve fundalar, VI-VII. sınıflarda olması gereken orman arazileri, VI. sınıf arazilerde yer alması gereken çayır ve mer’alar, esas tarım yapılması gereken I-IV. araziler üzerinde bulunmaktadır.

lBölgede çok kıt olan I-IV. sınıf arazilerin % 23,34’ü bu biçimde esas amacı dışındaki kullanımlara ayrılmıştır.  Yerleşim alanı, sanayi, turistik ve askeri tesisler ile altyapı yatırımları için I-IV. arazilerin % 1,15’i tahsis edilmiştir. Buna karşın 1.186.732 ha kuru ve sulu tarım arazisi VI-VII. araziler üzerinde yer almaktadır.

lVI-VII. araziler üzerindeki tarım alanları, toplam tarım alanlarının % 51,59’unu ve toplam arazi varlığının % 17,50’sini oluşturmaktadır. Bu dengesiz yapı ile tarım girdilerinin bilinçsiz, aşırı ve kontrolsüz kullanımı ile üretim tekniğindeki hatalar birleştiğinde, bölgede erozyon ile oluşan kayıplar artmaktadır.

 

ARAZİ VARLIĞI VE KULLANIM SORUNLARI

lBölge arazi varlığının % 0,04’ünde çoraklık, % 4’ünde yaşlık, % 35,7’sinde taşlılık ve % 89,7’sinde de çeşitli derecelerde olmak üzere erozyon sorunu bulunmaktadır.

lErozyon sorunu bulunan arazilerin % 17,7’si II-IV. sınıf ve % 82,3’ü ise VI-VII. sınıf arazilerdir. Bölgede su erozyonu etkili olmakta, rüzgar erozyonu ise saptanamamıştır.

lKaradeniz Bölgesi’nde verimli ve tarıma uygun araziler genellikle kıyı şeridinde bulunmakta ve bu arazilerde genellikle entansif tarım yapılmaktadır. Ancak Bölgede ana karayollarının inşası ve geliştirilmesi çalışmaları ile kıyı şeridi yer yer tahrip edilmiş, yollar üzerinde hızla yeni konutlar, işyerleri, oteller ve fabrikalar kurulmuş ve bu süreç devam etmektedir.

lYakın gelecekte -eğer yeterli düzenlemeler yapılmaz ve uygulanmazsa- bölge için çok değerli olan bu küçük düzlüklerin önemli kısmı veya tamamı amaç dışı kullanımlara tahsis edilebilecektir. Bölgede özellikle Samsun ve Trabzon İlleri çevresinde bu tür amaç dışı kullanımlar çok belirgin olarak gözlenmektedir.

lTarıma ayrılması gereken I.-IV. sınıf araziler tarım dışı amaçlara ayrılırken, V.-VII. sınıf arazilerin de tarıma açılması çok önemli bir risk olarak görülmektedir.

 

ARAZİ VARLIĞI VE KULLANIM SORUNLARI

lTarım arazisinin önemli bir kısmının işlemeye uygun olmadığı ve mevcut uygulamalar ile bir süre sonra üretim dışı kalacağı bilinmektedir. Toprağın sınırlı ve yenilenemeyen bir doğal kaynak olduğu dikkate alındığında, tarım dışı kalmaları, tarımsal üretimde sürdürülebilirliği olumsuz etkileyecektir. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde verimli tarım arazileri çok kıt bir üretim faktörüdür.

lI ve IV. sınıf arazilerin kullanım ve koruma dengesinin sağlanması gereklidir. Tarım topraklarının korunması Anayasa, kanunlar (3202, 3083 ve 3573 sayılı Kanunlar ve 441 sayılı Kanun Hükmünde Kararname) ve yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Meri mevzuata göre I.-IV. sınıf araziler tarıma uygun arazilerdir. Tarım topraklarının tarım dışı amaçlarla kullanılmasının esaslarını düzenleyen ilk yönetmelik çerçevesinde verimli arazilerin korunması gerekecektir.

l2844 sayılı Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanunun uygulanması ile ilgili yönetmelik 2.4.1990 tarih ve 90/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilmiştir. Buna göre rakımı en çok 750 metreye kadar olan yerlerde, eğimi en az % 12 ve arazi kullanma kabiliyeti IV. ve daha yüksek olan sınıflardaki arazilerde fındık üretiminin yapılabileceği ve dolayısıyla I- III. sınıf arazilerin fındık tarımına ayrılamayacağı belirtilmektedir.

l Yasal düzenlemelere göre, I- IV. sınıf sulu ve yağışa bağımlı tarım yapılan I-II. sınıf araziler, tarım dışı amaçlar için kullanılamayacak ve I- III. sınıf kuru ve sulu arazilerde fındık tarımı yapılmayacaktır.

 

lBölgede arazi varlığının %15,45’i çayır ve mer’a arazisidir. Çayır ve mer’a arazileri sürekli olarak azalmaktadır. Hayvan populasyonundaki değişmelere paralel olarak aşırı otlatma ile bu alanların verim ve kaliteleri düşmüş, vetejasyon özellikleri bozulan ve tarım arazilerine dönüştürülen mer’a ve çayırlarda erozyon sorunu artmıştır.

l1950’li yıllardan itibaren tarımda mekanizasyon ve özellikle de çekigücü olarak kullanılan hayvanın yerine traktörün ikame edilmesi, çayır ve mer’a arazilerinin aleyhine tarla arazilerinin giderek genişlemesine neden olmuştur. İşlenerek tarım yapılabilecek arazilerin son sınırına ulaşılmış ve hatta marjinal araziler de tarıma açılmıştır. Bu durum doğal kaynakların sürdürülebilirliği yönünden birçok sorunları da gündeme getirmektedir.

l1998 tarih ve 4342 sayılı Mer’a Kanunu ile mer’a, yaylak ve kışlaklara belirlenen miktarlardan daha fazla hayvan sokulamayacağı (Md.23), bu alanlardan yararlanan çiftçilerin yapılacak bakım ve ıslah çalışmalarına ilişkin giderlere gerekli görülürse katılacağı (Md.26) ve otlatma haklarından yararlanacakların her yıl belirlenen miktarda ücret ödeyecekleri gibi düzenlemeler yapılmıştır.

lMer’alarda aşırı otlatma ve vejetasyon özelliklerinin bozulması büyük ölçüde önlenebilir. Ancak mer’a alanlarının, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile ormanlarda olduğu gibi, turizm yatırımlarına açılması çok önemli bir eksikliktir.

 

 

lTarıma yapılan devlet müdahaleleri ile bölgede monokültür yoğunlaşmış, girdi kullanım seviyesi yükselmiş, fındık ve çay gibi bazı ürünlerde normal ekolojinin dışına çıkılmıştır. Bu yapı tarımda biyolojik dengenin bozulmasına, hastalık ve zararlıların artmasına, yoğun kimyasal kullanımına, hayvancılığın gerilemesine ve genetik kaynakların hızla kaybolmasına neden olmaktadır.

lBölgede monokültürün sağladığı ekonomik avantajlar ile çevresel maliyetlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Monokültür tarım alanlarında kivi, ahududu, böğürtlen, ipekböceği yetiştiriciliği, arıcılık, kültür balıkçılığı ve özellikle Rize’de narenciye gibi tarımsal faaliyetler, dağ ve yayla turizmi gibi alternatif ve sürdürülebilir turizm faaliyetleri, tarımsal ormancılık ve el sanatları gibi gelir kaynakları geliştirilmesi ve bir ölçüde de olsa farklılaşmaya gidilmesi yararlı olacaktır.

lÇay, tütün ve fındık gibi Bölge’nin temel ürünlerinin talep ve gelir elastikiyetleri düşük olarak tanımlanmaktadır. Bu ürünlerin üretiminin artırılması yolu ile üreticilerin, ülkede sağlanan genel gelir artışı veya refah düzeyindeki iyileşmelerden gittikçe artan oranda pay almaları mümkün olmamaktadır. Bu durum Bölge’de tarımsal gelirlerin toplam gelir içindeki payındaki gerilemenin en önemli nedeni olmaktadır.

 

 

lVerimi artırmak için kullanılan tarım kimyasallarının bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı, insan ve çevre sağlığını olumsuz etkilemektedir. Günümüzde tüketicilerde besin maddeleri üretim yöntemleri ve bu maddelerin içerdiği çeşitli kimyasal kalıntı düzeylerinin insan sağlığına olan etkileri konusunda duyarlılık göreli olarak artmaktadır. Bitki besin maddesi olarak ülkemizde tüketilen kimyasal gübrenin yıllara göre % 6,9-9,0’u bölge tarımında kullanılmaktadır. Bitki besin maddesi olarak 54 kg/ha gübre kullanılmakta olup, bu değer 120-130 kg/ha arasında olan ülke ortalamasından daha düşüktür.

lTürkiye’de bitki besin maddesi olarak toplam gübre tüketiminin %1,5’i çayda ve %2,5’i de fındık tarımında kullanılmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 1960’lı yıllardan 1990’lı yıllara kadar çay topraklarında aşırı asitlik oluşmuş ve toprakların yaklaşık % 85’inde asitlik kritik düzeyin (pH=4,00) altına düşmüştür. Bu durum bitki ve toprak analizi sonuçlarına bakılmaksızın Amonyum Sülfat gübresinin yıllarca gereğinden çok fazla miktarda tek yanlı olarak kullanımından kaynaklanmıştır. Nitekim çay işletmelerinin gübre kullanım düzeyinin Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün önerisi olan 80 kg/da’dan daha yüksek olduğu saptanmıştır.

 

lBölgede tarım ilacı ve büyümeyi düzenleyici maddelerin kullanımı ile ilgili güvenilir veriler olmamakla birlikte, entansif tarımın yaygınlığına paralel olarak söz konusu kimyasalların da kullanımının arttığı görülmektedir. Örneğin, fındık tarımında ortalama 1,40 kg/da mücadele ilacı kullanılmakta ve çayda ise hiç kullanılmamaktadır.

lBolu’da sözleşmeli Amerikan tipi tütün üretiminde, fidelik hazırlığında methyl bromide adlı fümigasyon ilacı kullanılmakta, bu işlemin mutlaka fümigasyon operatörü kontrolünde yapılması gerektiği ve bu amaçla kullanılabilecek ilaçların seçiminde Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerinin görüşlerinin alınması gerektiği halde, uygulamada buna dikkat edilmediği belirlenmiştir. Toprak fümigasyonu dışında üretim döneminde tütün tarımında 7 defa ilaçlama yapıldığı ve preparat olarak 1.453,63 g/da ilaç kullanıldığı saptanmıştır.

lEcevit vd (1999) tarafından yapılan bir araştırmada ise, bölge tarımında yaklaşık 3.019.982 kg pestisid kullanılmakta, bunun % 84’ünü insektisid, % 11’ini herbisit ve %5’ini ise fungusitler oluşturmaktadır. Çalışmada büyük firmaların bölge müdürlüklerinin kayıtları esas alınmış olup, bölgede faaliyette bulunan bütün kuruluşlar dikkate alınırsa, bu değer biraz daha yüksek olacaktır. Buna göre bölgede ortalama 168 g/da pestisid kullanılmaktadır.

 

 

lBölge tarım işletmelerinde kimyasal girdilerin kullanımı yönünden de işletmeler arasında önemli  farklılıklar bulunmakta ve ikili bir yapı gözlenmektedir. İşletmelerin bir kısmı kimyasal gübre ve ilaç kullanmadan ve hayvancılıkta kesif yem ve büyümeyi düzenleyici kimyasal madde kullanmadan üretim yaparken, diğer önemli bir kısmı da gerek bitkisel ve gerekse hayvansal üretimde bütünüyle denetim ve kontrolden uzak biçimde bu maddeleri kullanmaktadır.

lÜreticilerin ilaçlar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve ilaçlama yapmadan önce ilaç ambalajlarını dikkatli okumadıkları, etikette sadece ilaç dozuna bakıldığı, ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süre, son kullanma tarihi, kullanılırken dikkat edilecek hususlar ve ilaç ambalajlarının çevre için risk oluşturmayacak biçimde kontrol altına alınması gibi konulara dikkat etmedikleri belirlenmiştir.

 

üMarjinal tarım arazileri (VI.-VII. sınıf) üzerindeki işletmelerin emek yoğun olduğu, sabit ve özellikle döner sermayelerinin genellikle yeterli olmadığı, ekonomik üretim birimi olmaktan uzak, küçük, dağınık ve organize olmamış bir yapıya sahip oldukları bilinmektedir. Bu işletmelerin durumlarının iyileştirilmesi amaçlandığında, bitkisel ve hayvansal üretim, ormancılık ve diğer üretim alternatiflerinin kombine edilmesi gerekir.

üMarjinal arazilerde toplum ormancılığı veya tarımsal ormancılık gibi katılımcı yaklaşımlar benimsenerek gelir artışı ve dolayısıyla yaşam standardı yükseltilebilir. Marjinal arazilerde tahıl, çay, fındık, tütün gibi ürünlerin yetiştirilmesi  ve bunlara yönelik desteklemeler, mer’a ve ormanların tahribi ve erozyona neden olmaktadır. Bu alanlarda hızlı gelişen türler ile özel orman alanları kurulmalı ve bu teşvik edilmelidir.

üTürkiye Kalkınma Vakfı, FAO ve Orman Bakanlığı ile işbirliği yaparak 1991’de Sinop-Durağan’da Türkiye’de Uygun Toplum Ormancılığı Metotlarının Geliştirilmesi Projesi’ni uygulamış, proje ile doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi açısından özellikle gelir artışı, entegre yaklaşım, yöre halkının katılımı ve kadın konularında önemli gelişmeler sağlanmıştır. Benzer çalışmalar Bölgede diğer yörelerde de uygulanabilir ve bu konuda ilgili kurumların deneyimlerinden de yararlanılabilir.

 

Tarım İşletmelerinde Sermaye Yapısı & Sorunlar

qÜretim sürecinde tarımsal girdilerin temini ve yeni teknolojilerin izlenmesi, tarımsal ve aile gelirinin yeterliliğine ve eksik olan sermayenin uygun koşullarda para ve kredi piyasasından teminine bağlı olacaktır. Tarıma yatırılan sermayenin miktarı ve üreticinin uygun koşullarda kredi bulma imkanı, girdi kullanımı ve üretim teknolojisinin değiştirilmesinde etkili olmaktadır.

qTarımda verimli ve karlı olarak üretim faaliyetlerinin yürütülebilmesi için sermaye miktarının yeterli ve dağılımının dengeli olması gereklidir. Karadeniz Bölgesi’nde 1960’lardan günümüze kadar yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre, bölge ortalaması olarak tarım işletmelerinin sermaye varlıklarının % 87,31’i çiftlik (sabit) ve % 12,69’u ise işletme sermayesi unsurlarından oluşmaktadır.

qHayvancılık işletmelerinde bile toplam aktif sermaye içinde sabit sermaye unsurlarının payının % 76 gibi oldukça yüksek düzeyde olduğu ve genel olarak aktif sermaye içinde toprak sermayesinin payının ortalama % 55,52 olduğu ortaya konulmuştur. Bölgede özellikle taşlık, yaşlık, kayalık ve eğim gibi toprak sorunları olmasına karşın, işletmelerde araziyi ıslah etmek için teras, drenaj, sulama, büyük hacimli taş ayıklama, kanal, kuyu, duvar gibi arazi ıslahı yatırımlarının büyük ölçüde ihmal edildiği ve toplam aktif sermaye içinde ortalama % 0,5 oranında pay aldığı görülmektedir. 

 

TARIMDA SERMAYE VE KREDİ

lİşletmelerde arazi, bina, bitki ve arazi ıslahı gibi sabit sermaye unsurlarının verimliliğini yükselten işletme sermayesi % 12,7 düzeyinde kalmaktadır. Genel olarak işletmelerde arazi varlığı ve buna bağlı sabit unsurların verimliliğini yükselten işletme sermayesi unsurlarının oldukça yetersiz olduğu görülmektedir. İşletmelerde besi ve süt hayvanı, alet ve ekipman, yardımcı maddeler ve para sermayesi unsurlarının yeterli düzeyde olmadığı ve dağılımlarının dengeli olmadığı ortaya çıkmaktadır.

lTürkiye tarımının temel sorunlarından biri, işletmelerin yeterli ve uygun koşullarda kredi temin edememeleri ve genellikle yetersiz olan öz kaynaklarla üretim yapmak zorunda olmalarıdır. Karadeniz Bölgesi tarım işletmelerinin tarıma yatırdıkları toplam kaynakların ortalama % 93,9’u öz kaynaklarla finanse edilmekte ve borçluluk oranı genel olarak düşük düzeydedir. Bunun esas nedeni işletmelerin yeterli ve uygun koşullarda işletme sermayesi kaynaklarına ulaşamamalarıdır.

lTürkiye’de toplam kredi hacminin % 17-20’si tarımsal kredi iken, bu oran bölgede % 32-36 arasında değişmektedir. Ancak bölge içinde kredi hacminin illere göre dağılımı ile tarımsal üretim değeri arasında yüksek düzeyde korelasyon bulunmaktadır. Bölge’de en fazla kredi Giresun İli’nde kullanılmakta olup, bunu Samsun, Bayburt ve Kastamonu İlleri İzlemektedir. Ancak bölgede kullanılan kredilerin genellikle kısa vadeli işletme kredisi olduğu, uzun vadeli yatırım kredisi kullanımının hemen hemen hiç olmadığı görülmektedir. Bu koşullarda tarım işletmelerinde gelirlerinin yükseltilmesi ve çeşitlendirilmesi ve mevcut arazi ve işgücünün etkin olarak kullanılması mümkün olmamaktadır.

 

TARIMDA SERMAYE VE KREDİ

lKaradeniz Bölgesi’nde nispeten gelişmiş, birden fazla ürün yetiştiren ve ulaşım olanakları iyi olan illerde kredi kullanımı yoğunlaşmaktadır. Ancak bölgede tarımla uğraşan nüfusun kredi kaynakları arasında % 44 ile % 48 düzeylerinde tüccar ve tefeci gibi örgütlü olmayan kredi kuruluşlarının yer alması ve bunların da genellikle yüksek faizle kredi vermeleri, bölgede yaşam standardı ve gelir artışını sınırlamaktadır. İşletme büyüklüğü arttıkça kredi talebi de artmakta, ancak kredi talepleri güvence olarak gösterilebilecek arazi varlığının kıtlığı ve kadastro işlemlerinin genellikle yapılmamış olması gibi nedenlerle, kredi talepleri bu amaçla örgütlenmemiş kişi ve kuruluşlardan temin edilmektedir.

 

TARIMDA SERMAYE VE KREDİ

lÜlkemizde Cumhuriyet Döneminde uygulanan tarım politikaları ve özellikle girdi sübvansiyonu ve ürün destekleme alımları gibi araçlarla tarım işletmelerinin sermaye yapılarından belirli bir iyileşme sağlanamamıştır. Örneğin, Ordu, Giresun, Trabzon ve Samsun İlleri’nde 1955-1970 döneminde yapılan araştırmaların sonuçları ile 1990-2003 döneminde yapılan araştırmaların benzer sonuçlar verdiği, tarım işletmelerinde sermaye birikiminin yetersiz olduğu, sermaye unsurlarının dağılımının dengesiz olduğu ve zaman içinde iyileşmenin olmadığı ortaya çıkmaktadır.

lHer ne kadar ülkemizde 1950’lerden sonraki dönemde yaşanan yüksek enflasyona bağlı olarak tarım arazilerinin aşırı değer kazanması ve aktif içindeki paylarını korudukları bilinmekle birlikte, diğer sermaye unsurlarında önemli bir gelişmenin olmaması, ya işletmelerin gelirlerinin yaşam ve geçim yeterli olmaması veya yıllık faaliyet karlarının tarım dışı alanlara transfer edildiğini göstermektedir.

lBölgede yapılan gelir ve geçinme araştırmalarına göre, tarım işletmelerinin tarım dışı alanlardan elde ettikleri faiz, kira ve diğer gelirlerin payının düşük olması, işletmelerin tarım dışı alanlardaki yatırımlarının düşük düzeyde olduğunu, genellikle yeter gelir elde edemedikleri için, tarımda gelişme, değişim ve yapısal iyileşmenin çok yavaş olduğu sonucuna ulaşılacaktır.  

 

TARIMDA İŞGÜCÜ VE İSTİHDAM

lTarımsal nüfusun fazlalığı, arazinin dar, parçalı ve engebeli olması, bölgede sermaye (işletme) ve işgücü kaynaklarının verimliliğini sınırlamaktadır. Tarımsal faaliyetlerin Samsun, Amasya, Tokat ve Düzce gibi iller hariç, genellikle işgücüne dayandığı görülmektedir. Arazinin sınırlı, işgücünün fazla ve tarım dışı istihdam olanaklarının kısıtlı olması, aile başına düşen işlenen arazi varlığının düşük düzeyde kalmasına ve zaman içinde ortalama işletme genişliğinin hızla azalmasına ve ekonomik olmayacak çok küçük ve cüce aile işletmelerinin yoğunluk kazanmasına neden olmaktadır. İşletmelerin parçalanarak küçülmesi, üretim maliyetinin yükselmesine neden olmaktadır. Bunun yanında bölgede ürün verimlerinin düşük olması, faaliyetlerin kararlılığını olumsuz etkilemektedir. Bu koşullarda ilde yoğun iş gücü talep eden faaliyetler (tütün gibi) önem kazanmaktadır.

lBölge ilerinde kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki payı genellikle % 50 dolayındadır. 1980’den sonraki dönmede genel olarak kırsal kesimde nüfus artışı, kentlerin gerisinde kalmıştır. İlde tarım dışı istihdam olanaklarının sınırlı olması ve tarımsal arazi varlığının sınırlılığı, nüfusun sürekli ve/veya geçici olarak diğer şehirlere ve ülkelere göç etme eğilimini artırmaktadır.

 

TARIMDA İŞGÜCÜ VE İSTİHDAM

lBölge halkının % 86,6’sının esas işi tarım olup, başka işi bulunmamakta ve esas işi tarım olanlardan % 20,2’sinin esas işi olan tarım dışında ikinci işleri de bulunmaktadır. Esas işi tarım dışı faaliyet olanların % % 5,8’ini ikinci işi tarımsal faaliyet olmaktadır.

lÖzellikle kırsal kesim ve tarıma yönelik politikalarda hedef kitlenin esas işi sadece tarımsal faaliyet olan ve tarım dışı kaynaklardan gelir elde etme olanağı olmayan kesim olması gerekecek olup, bu kesimin bölgedeki oranı % 66,4 düzeyindedir. Bunun dışında yarı zamanlı tarım yapanlar ve sürekli bölgede yaşamayan veya bölge dışında ikamet edip hasat mevsiminde gelen ailelerin tarımsal üretim faaliyetlerinden dolayı desteklenmesi uygun olmayacaktır. Ancak Cumhuriyet Döneminde uygulanan tarım politikalarında tam ve yarı zamanlı tarım yapan haneler birbirinden ayrılmamış ve esas işi tarım olan ve büyük ölçekli tarım işletmesine de sahip hanelerin mevcut desteklerden esas işi tarım olanlara oranla daha yüksek düzeyde yararlandıkları bilinmektedir.

lÜlkemizde kırsal dönüşüm ve tarımsal yapıyı iyileştirme ve bölgelerarası gelişmişlik farklarının giderilebilmesi için, öncelikle tam ve yarı zamanlı çiftçilik yapanların birbirinden ayrılması ve destekleme sisteminin bölge ve işletme tiplerine göre farklılaştırılması zorunlu olacaktır.

 

lBölgede dağınık yerleşim şekli ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden kalkınmayı olumsuz yönden etkilemekte ve altyapı hizmetlerinin maliyetini yükseltmektedir. Bu tip yerleşimlerde ürünlerin pazarlama organizasyonunun kurulması çok güç olmakta, örgütlenme ve işbirliği olanakları da zayıflamaktadır. Diğer yandan Bölge tarımındaki aşırı nüfus baskısının azaltılması gerekmektedir.

lTarımda önemli gizli işsizlik sorunu bulunmaktadır. Bölge illerinde toplam nüfus içinde tarım nüfusunun payı % 54,7 ile % 65,2 (Giresun’da % 56,1, Gümüşhane’de % 65,2, Kastamonu’da % 64,9, Ordu’da % 59,4, Rize’de % 61,8, Samsun’da % 54,7, Sinop’ta % 64,5, Trabzon’da % 61,9, Zonguldak’ta % 61,7 ve Bayburt’ta % 61,5) arasında değişmekte olup, bu oranlar oldukça yüksektir.

lTarımda çalışanların emek verimliliği de son derece düşüktür. Bölge illeri net göç vermekte, ancak Samsun ve Trabzon gibi bazı illerde iç göç nedeniyle kısmen yığılma vardır. Bölgede tarımında aile işgücünün % 36-53’ünün atıl kaldığı, buna karşın işletmelerde fiilen kullanılan işgücünün % 17-25’inin yabancı işgücü olduğu belirlenmiştir. Bölgede işsizliğin genel bir olgu olmaktan çok işletme tipine bağlı olduğu vurgulanmaktadır. Buna göre Bölgede doğal ve insan kaynaklarının etkin kullanım planlamasının yapılamadığını göstermektedir.

 

TARIMDA ÖRGÜTLENME VE KOOPERATİFÇİLİK

lKaradeniz Bölgesi’ndeki tarımsal amaçlı kooperatiflerin sayısına baktığımızda, 1.041 adet tarımsal kalkınma kooperatifi ve bu kooperatiflere üye  214.033 ortak bulunmaktadır. Ayrıca bölgede 189 sulama, 66 Su ürünleri ve 3 pancar ekicileri kooperatifi, 322 Tarım Kredi Kooperatifi, 54 Tarım Satış kooperatifi bulunmaktadır. Bölgede toplam kooperatif sayısı 3.374 adet ve ortak sayısı ise 2,1 milyon’dur.

lTarımsal amaçlı kooperatiflerin oransal dağılımları incelendiğinde toplam kooperatif sayısının % 80,14’ünü Tarımsal kalkınma kooperatifi oluştururken, toplam kooperatif ortaklarının %44,41 ‘i bu kooperatife üyedir. Bu bölgede ayrıca 24 kooperatif üst birliği bulunmakta ve bu birliklere de 792 birim kooperatif üye bulunmaktadır.

lKaradeniz bölgesinde toplam nüfus 8.439.355 olup bu nüfusun, bu nüfusun 4.119.113’ü köylerde yaşamaktadır. Kırsal alanda yaşayan insanlarının % 25,62’sinin tarımsal amaçlı kooperatiflere üye oldukları göz önünde tutulduğunda örgütlenme seviyesinin düşük olduğu görülmektedir.

 

BAŞLICA SORUN/ÇÖZÜM ALANLARI

lKısa vadede bölgede tarımsal yapının iyileşmesi beklenmemektedir. Özellikle işletmelerin arazi varlığının yetersizliği  ve arazi parçalılığının uzun bir süre daha etkili olması beklenmektedir.

lBölgede toprak üzerindeki nüfus baskısı orta vadede devam edecek olup, yasal düzenlemelerle tanımlanan asgari işletme büyüklüğüne ulaşılması pratik olarak güç olacaktır. 

lÖzellikle Ordu, Samsun, Trabzon ve Rize gibi illerde yapılan çalışmalar, işletmelerin yeter tarımsal gelir elde edemediklerini göstermektedir. Bu koşullarda tarımda sermaye birikiminin hızlanması, tarımda teknoloji kullanımının artırılması ve bölge tarımının tamamen ticarileşmesi olanakları kısıtlı olacaktır.

lBölgede mutlaka alternatif tarım ve tarım dışı gelir getirici faaliyetlerin geliştirilmesi desteklenmelidir.

lBölgesel düzeyde gelişme eğilimlerinin tanımlanması ve özellikle doğal kaynak potansiyelleri ve farklı amaçlar için kullanım olanaklarının ekonomik ve teknik yönlerden değerlendirilmesine gereksinim bulunmaktadır. Bu yapılmadan bölgede tarımsal yapının iyileştirilmesi için geliştirilecek politika önerilerinin uygulanma olanakları sınırlı olacak ve etkinliği de zayıf olacaktır.

BAŞLICA SORUN/ÇÖZÜM ALANLARI

lBölge ve ülke tarımında üretken politikaların belirlenmesi ve uygulanmasına gereksinim bulunmaktadır. Mevcut DGD, alternatif ürün ve prim/fark ödeme sistemi, sübvansiyonlar gibi araçlar, dağılımı politikaları olarak tanımlanmaktadır. Bunlar, üreticilere gelir ve varlık transfer edilmesine imkan verir, ancak bunlarla kısa ve orta vadede bölgede tarımsal yapının iyileştirilmesi beklenmemektedir. 

lBölgede altyapı hizmetleri, enformasyon ve pazarlama hizmetleri, ürün sigortası, araştırma ve yayım, alış-veriş maliyetini azaltma, üretim planlaması, ürün çeşitlendirme, standardizasyon ve kalite kontrol gibi ekonomik ve politik getirileri zaman içinde uzun vadeli stratejilerin belirlenmesi ve uygulanması gerekecektir.

Yazı kategorisi: FINDIK ÜRETIMINDE YAPISAL SORUNLAR | » yorum bırak;