AKŞEN FINDIK SATIŞ VE PAZARLAMA

FINDIK BiZDEN SORULUR

BAKANA GÖNDERILEN FINDIK RAPORU

Yazan: findik28 Nisan 28, 2008

15 Nisan 2008

Tarım Bakan’ı Mehdi Eker’e fındık ile ilgili gönderilen rapor. İşte rapor ile ilgili detaylar…

Fındık sektöründe kısa, orta ve uzun vadede uygulanabilecek destekler ve sistem konusunda, konseyimiz yönetim kurulunda yer alan, her kesimden temsilcilerin yaptıkları araştırmalar ve yapılan toplantılar sonucu aşağıdaki kararlar alınmıştır.

Rapordan da anlaşılabileceği gibi, orta ve uzun vadeli alınabilecek tedbirlerle ilgili çalışmalarımız devam etmektedir.

Sebahattin Arslantürk

ULUSAL FINDIK KONSEYİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

YÖNETİM KURULU (Asil Üyeler)
1-Sebahattin ARSLANTÜRK –Trabzon Ticaret Borsası Y.K Başkanı
2-Nurettin KARSLIOĞLU – Düzce Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı
3-Özer AKBAŞ – Giresun Ziraat Odası Başkanı
4-Mustafa POYRAZ- Poyraz Karlıbel Fındık Entegre San. Tic. A.Ş
5-Mehmet SARGIN – Fiskobirlik Genel Müdür Vekili
6- Ali Haydar GÖREN – Nuteks Zirai Ürünler Gıda Paz. San. Ve Tic. A.Ş
7-Nejdet BUZBAŞ – Türkiye Gıda İşverenleri Sendikası Genel Başkanı
8- Onur Şahin – Üretici Temsilcisi
9- Dursun Oğuz GÜRSOY – Karadeniz İhracatçı Birlikleri Başkan Yrd.

DESTEKLEMELER:
1- Üretici bazında destekleme, Çiftçi Kayıt Sistemi temel alınarak yapılmalıdır.
2- Desteklemede, üretim artışı, kaliteli üretimi ve gıda güvenliğini öne çıkararak, bölgelere göre fındıkta dekar başına üretim miktarları ve maliyetlerinin farklı olması nedeniyle, yasalarda kayıtlı bulunan 1 ve 2. Standart Üretim Bölgeleri için iller bazında ayrı ayrı yapılmalıdır.
3- Her yıl fındık rekoltesi ve maliyet hesaplarının daha gerçekçi olabilmesi için tespitler Haziran ayının sonunda yapılmalıdır.
4- Fındık fiyatı genel anlamda serbest piyasa koşullarına bırakılmalıdır. Ancak sistem koşulları içinde bir kurumunun piyasada varlığı ve dengeleyiciliği her zaman korunmalıdır.
5- Maliyet fiyatları üzerinden yapılacak desteklemelerde verim ve kaliteyi arttırmak için ilave olarak özendirici destekler uygulanmalıdır.
Buna göre;
A- Genel destekleme oranı maliyetin yüzde 10′u,
B- Organik ve İyi Tarım yapanlara ilave yüzde 5,
C- Dünyada var olan, yüksek verim ve kaliteyi teşvik için dikimde sistem değişikliği ile bahçe yenilemesi yapanlara ilave yüzde 5,
D- Sözleşmeli tarım yaparak olumsuz kalıntı bırakmayan ve uygun tarımsal girdi kullananlar ile çevreyi ve toprak erozyonunu koruyanlara artı yüzde 3 ilave destek verilmelidir.

GEREKÇE:
Fındıkta tek ürünün yetiştirilebildiği başka da alternatifinin olmadığı 1. Standart Bölge’deki eğilimli arazilerde optimum araç ve gereç kullanımına uygun yol ve diğer şartlar müsait olamadığından tüm iş ve işlemler insan gücü ile yapılmaktadır.
Bu nedenle de, üretimde verim düşük, maliyetler yüksek olmaktadır.
Bunun için 1.ve 2. standart bölgede üretilen fındıkta maliyet unsurları coğrafi şartlara bağlı olarak eşit olmadığından, desteklerin ve fındık fiyatlarının tespitinde sosyal devlet anlayışına da uygun olarak standart bölgelerdeki bu farklılıklar dikkate alınıp yapılması daha doğru olacaktır.
Tarımda verim ve kaliteyi arttırmak, gıda güvenliğini sağlamak için teşviklerin doğru zamanda ve doğru kişilere gerçek değerler üzerinden uygulanması şarttır.
Bu nedenle kontrolü Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından yapılmak kaydıyla, söz konusu ilave desteklerin etkili olacağına inanıyoruz.

REKOLTE ve MALİYET TESPİTİ
1- Rekoltenin kesin olarak tespiti Haziran ayı içinde, UFK’ nın da yer alacağı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın oluşturacağı komite tarafından bilimsel esaslara dayalı olarak yapılarak kamuoyuna açıklanmalıdır.
2- Dekar başına üretilen ürüne göre yapılacak desteklemenin sağlıklı olabilmesi için 1 ve 2. standart bölgedeki maliyetler yine UFK’ nın yer alacağı komisyon tarafından Haziran ayı sonu veya Temmuz ayı başında yapılmalıdır.

GEREKÇE:
Bugüne kadar rekolte tespitleri, fındığın olumlu veya olumsuz etkilenebileceği dönemler geride bırakılmadan yapıldığı için, sağlıklı sonuçlara ulaşılamamıştır.
Bu nedenle, rekolte ile birlikte maliyet tespitinin de, ürünün en net görüldüğü, dökümlerinin sona erdiği Haziran sonuna doğru yapılması gerekir.

KISA VADE DE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER
-BİRİNCİ ÖNERİ
Devlet müdahalesi olmaksızın, lisanslı depoculuk sistemi devreye girinceye kadar, sezon başında yaşanan arz baskısını azalmak ve mevcut emanetçilik sisteminin olumsuzluklarını ortadan kaldırmak gerekecektir.
Üreticileri yeni uygulanacak bu sisteme yönlendirmek amacıyla, 3 sezonla sınırla olmak kaydıyla TMO’nun depolarına ÇKS’ye kayıtlı olanlardan, teslim ettikleri ürün karşılığında kendilerine verilecek makbuz senedine istinaden, Tarım Kanunu Tarımsal Destekleme Araçları’nı kapsayan 19. maddenin “f” bendine göre avans verilebilir.
Örneğin bu avans, 1. standart bölge için kilo başına 1.75 YTL, 2. standart bölge için 1.25 YTL olabilir.
Tarım Kanunu’nun 19. Maddesinin “g” bendindeki özel depolama yardımı ve piyasa düzenlemeleri ve tarım havzaları desteklerine dayanılarak,verilebilecek bu avanslar için gereken finansman ile bütün genel giderler Hazine tarafından karşılanmalıdır.
ÇKS’ye kayıtlı olanlar dışında teslim yapanlar, sadece genel giderlerden muaf olacaklardır. ÇKS dışı ürün teslimatlarına Hazine destekli avans ödenmeyecektir.
2008 fındık sezonunun yakın olması nedeniyle, uygulamada gerekecek finansmanın kaynağı, bu sezon ürünü için Tarım Kanunu’nun 21. Maddesine dayanılarak Hazine tarafından sağlanmalıdır. Takip edecek dönemler için bütçe desteğine ilave olarak halen TMO’nun stoklarında bulunan fındıkların değerlendirilmesinden elde edilebilecek gelirler kullanılabilir.
Bu öneriler, lisanslı depoculuk sistemi ve fındık ihtisas borsasının alt yapısının oluşmasına büyük katkı sağlayacaktır.
Sistemin başarılı olabilmesi için:
TMO’nun mevcut depo imkanları’nın devreye sokulup aktif hale getirilmesi, sistem finansmanın kaynağı, sezon öncesinde Hazine tarafından aktif hale getirilmesi gerekir.
Önerilen bu sistem, Tarım Kanunu’nun Tarımsal Destekleme Amacı ve İlkelerini içeren 18′inci maddesi ile uyuşmaktadır.

-İKİNCİ ÖNERİ
Mevcut sezon için birinci öneri uygulamaya konulamadığı takdirde, ve de arz fazlası oluşması halinde, piyasada regülasyon görevini üstlenecek bir kurumun bu günkü koşullarda devreye sokulması gereklidir.
Bunun için Fiskobirlik ve TMO gibi üretici kuruluşları, devlet görevlendirebilir.
Böyle bir kuruluşun piyasaya müdahalesi, alım ve satımlar için alış ve satış (taban ve tavan) fiyatlarının önceden açıklanması şekli ile yapılmalıdır.
Uygulamada alım taban fiyatı için maliyetler baz alınıp, üzerine refah payı ilave edilmelidir.
Satış için ise, Türkiye üretiminin tamamının pazarlanmasına imkân teşkil edecek bir fiyat baz alınmalıdır.

ORTA VE UZUN VADELE TEDBİRLER
1- Mevcut fındık alanları korunurken, yeni alanların artmaması için yasalar tavizsiz bir şekilde uygulanmalıdır.
Mevcut alanların kesin olarak tespit edilmesinin ardından uygulanacak cezalar ağırlaştırılmalı ve takibi için de sistem oluşturulmalıdır.
2- Uzun vadede arz talep dengesini oluşturmak için, tıpkı yaş çay yaprağı üretimindeki budama sistemine benzer şekilde yıllara göre belirli oranlarla bahçe yenileme sistemi getirilmelidir.
3- Fındık üretiminde, en büyük sorunlardan birini oluşturan arazi bölünmesinin ortadan kaldırılması için, arazi toplulaştırılması tavizsiz olarak uygulanmalıdır.
4- Üretici bazında teşvikler yapılarak, modern tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması için gereken tedbirler acil olarak alınmalıdır.
Orta ve uzun vadeli olarak alınması gereken tedbirler ve yapılması gerekenlerle ilgili olarak detaylı raporlar daha sonra sunulacaktır.

Yazı kategorisi: FINDIKLA ILGILI HABERLER | » yorum bırak;

FINDIK ÜRETIMINDE YAPISAL SORUNLAR

Yazan: findik28 Nisan 28, 2008

KARADENİZ BÖLGESİ’NDE TARIMSAL YAPI, SORUNLAR VE

GELİŞME EĞİLİMLERİ

 

Doç. Dr. Harun TANRIVERMİŞ

 

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

 

 

lEkonomik gelişme sürecinde ülke ekonomisinin bütün sektörlerinde birçok sorunla karşılaşılabilmekte ve bu sorunların çözümü ile ekonominin bütün sektörlerinin birbirine örümcek ağı gibi örülmesi sağlanmaktadır.

l1950’lerden sonra gelişmiş ülkelerde kırsal kesimde yaşayan nüfusun toplam içindeki payının gerilemesine paralel olarak kırsal kesim, tarımsal üretim ve kırsal nüfusun refah düzeyinin iyileştirilmesine yönelik politikaların uygulanmasına ağırlık verildiği görülmektedir.

lToplumsal ve ekonomik gelişmenin temeli, esasen mevcut sorunların tanımlanması ve bunların çözümü için kısa, orta ve uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi ve uygulanmasına bağlı olacaktır.

lÜlkemizde özellikle 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararlarının uygulanması ile dışa açık ekonomik büyüme, dış ticaretin serbestleştirilmesi, ihracata yönelik sanayileşmenin teşvik edilmesi ve büyük ölçüde tarımın ihmal edilmesi ile tarımın ulusal ekonomi içindeki payı istenilen düzeye indirilemediği gibi, tarım ve kırsal kesimin esasen planlı döneme boyunca bilinen ekonomik ve sosyal sorunlarının ağırlaşarak devam ettiği gözlenmektedir.

lTarımın bütün alt sektörlerinde söz konusu alanların kendilerine özgü değişik sorunlarla karşılaşılmaktadır. Tarımda alt sektörler ve makro düzeylerde belirlenen politikaların yukarıdan aşağıya doğru olduğu, alt sektörlerin kendilerine özgü ekonomik ve sosyal özellikleri yeterince bütün-parça ilişkileri çerçevesinde analiz edilmeden kararların alınması, belirlenen politikaların rasyonel sonuçlar vermesine olanak vermemektedir.

 

lÜlkemizde özellikle 1950’li yıllardan itibaren sanayileşmeye büyük önem verilmiş, sanayileşme ve ekonomik kalkınma eşdeğer olarak görülmüştür. Ancak Cumhuriyet döneminde tarım, ekonominin sürekli olarak itici gücü olmuştur.

 

lTarımın ekonomik gelişmeye olan işgücü, sermaye, faktör, üretim ve ödemeler dengesi katkılarının arttırılabilmesi için, bu kesimde verimliliğin yükseltilmesi gereklidir.Tarımın yapısal sorunları çözülmeden, verimliliği arttırmak için alınabilecek önlemlerin yetersiz ve etkisiz kalması doğaldır.

 

lTürkiye tarımında işgücü ve arazi yeterli miktarda bulunmakta, sermaye ve özellikle işletme sermayesi ise yetersizliğini sürdürmektedir. Bunun esas nedeni ise tarım işletmelerinin çok önemli bir kısmının küçük işletme olması, bunlarda tasarruf düzeyinin düşüklüğü ve etkin tarımsal kredileme sisteminin oluşturulamaması da mevcut sabit sermaye unsurlarının etkin kullanımını olumsuz etkilemekte ve tarımda sermaye oluşum süreci yavaşlamaktadır.

 

lCumhuriyet döneminde tarım işletmelerine yönelik olarak yapılan ekonomik ve sosyal nitelikli araştırmalar, tarım işletmelerin sermaye unsurlarının dağılımının dengesiz olduğunu göstermektedir. Bu dengesizliğin bir diğer nedeni de, ülkenin makro ekonomik politikaları ve özellikle kronik yüksek enflasyonun tarımdaki sermaye oluşum hızını azaltması ve tarımdan diğer kesimlere kaynak aktarımıdır.

 

 

l Tarımsal politika ve programların belirlenmesinde, tarımsal yapının dikkate alınması zorunlu olmaktadır. Ülkemizde ise, bu yönde izlenen politikaların sorunların çözümü bakımından arzulanan düzeyde olduğunu ifade etmek oldukça güçtür.

 

lÜlkemizde özel mülkiyete dayalı küçük aile işletmelerinin hakim olduğu bir tarımsal yapı mevcuttur. Bu nedenle işletmelerin birçoğunda girdi kullanımı ve tarımsal teknoloji seviyesinde yeterli/yetersiz işletmelerin olduğu ikili yapı, faktör verimliliği (prodüktivite) düşüktür. İşletmelerin büyük bir bölümü yeter seviyede gelire sahip olamamaktadırlar.

 

lBurada özellikle Karadeniz Bölgesi’nde tarımsal yapıyı tüm yönleriyle değil, tarımsal gelişmeyi olumsuz yönde en çok etkileyen yönleri incelenecek olup, işletmelerin arazi büyüklükleri, arazi kullanımı ve değişim, işgücü ve sermaye kullanımı, üretim deseni ve örgütlenme gibi konular üzerinde durulacaktır.

 

lEkonomik, doğal ve sosyal yönlerden Karadeniz Bölgesi, diğer bölgelere oranla daha farklı özelliklere ve koşullara sahiptir. Arazinin bölgede toplam arazi varlığı içinde tarım alanlarının payının çok düşük olması, arazinin parçalı ve dağınık olması, arazinin engebeli ve mülkiyet yönlerinden sorunların olması, tarım işletmelerinin küçük ölçekli olmasına ve ekonomik olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir.

 

lMevcut koşullarda kırsal hanelerde yeter gelir elde edilmesi ve aile bireylerinin istihdam olanakları kısıtlı olacağından, açık ve gizli işsiz aile bireylerinin büyük şehirler ve dış ülkelere göç etmelerine neden olmaktadır.

 

lBölgede tarım ve tarım dışı istihdam ve gelir olanaklarının kısıtlı olması, toprağa bağlılık ve miras paylaşım düzeni gibi nedenlerle işletme arazilerinin parçalanması sonucu, aile başına düşen arazi ve gelir giderek azalmaktadır. Bu koşullarda kırsal aileler ve bölge ekonomisinin gelişme trendi, fındık ve çay gibi temel ürünlerin tarımı ve ticaretine bağlılığı daha da artmaktadır.

 

Tarımsal Yapı ve Üretimde Dönüşüm

lİlk dönemler: toplama ekonomisi (göçebelik)

lYerleşik düzene geçiş: ilkel tarım, avcılık ve balıkçılık

lGeçimlik tarım

lPazara yönelik tarım

lEndüstriyel veya ticari tarım (1944 Sonrası)

lÇevre dostu tarım (organik tarım, İyi Tarım Uygulamaları, doğal ürün arayışları, 1970 Sonrası)

lDünyada değişen tüketici tercihleri, zorunlu olarak tarımsal üretimin yapısında da önemli değişmelere neden olmuştur.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lBölgesel gelişmeyi sınırlayan ekonomik, sosyal ve tarihsel nedenler bulunmakla birlikte, esasen gelişme ekonomik faaliyetler için kullanılmaya uygun kaynak arzı, nitelikli işgücü ve sermaye birikimi ve teknoloji faktörü ile ilişkilidir.

lKaradeniz Bölgesi’nde doğal kaynak arzı ve sermaye oluşumunun kısıtlı ve işgücünün ise söz konusu kaynaklara oranla daha bol olduğu görülmektedir. Bölge içinde yaşama ve gelir elde etme olanağı sınırlı olan nüfusun başka şehirler ve ülkelere göç etmesi de kaçınılmaz olacaktır.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lKaradeniz Bölgesi illerinde GSYİH’da tarımın payının % 6,7 (Zonguldak) ile % 41,0 (Gümüşhane) arasında değiştiği görülmektedir. Karabük ve Zonguldak gibi sanayinin oldukça gelişmiş olduğu iller hariç tutulursa, bölgede GSYİH’da tarımın payı % 17,7 (Trabzon) ile % 41,0 (Gümüşhane) arasında değişmektedir.

lTarımın özellikle Gümüşhane, Ordu, Bolu ve Bayburt illerinin ekonomisinde hala çok önemli bir yere sahiptir. Bu illerdeki sanayinin genellikle tarıma dayalı imalat sanayi olduğu dikkate alınırsa, tarımın yerel ekonomideki rolü daha belirgin olacaktır.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lKaradeniz bölgesinde kişi başına düşen gayrisafi yurtiçi hasıla; Bolu, Zonguldak, Kastamonu, Rize, Samsun illerinde diğer illere göre fazlalık göstermektedir.

lBölge ortalaması olarak kişi başına düşen GSYİH 2.238 $ olup, illere göre bu değer 1.308 $ (Bayburt) ile 5.687 $ (Bolu) arasında değişmektedir. Kişi başına düşen GSYİH’nın en düşük olduğu iller ise; Bayburt, Bartın, Ordu ve Gümüşhane’dir.

lBölgede sivil istihdam tarımın payı % 45 ile % 65 arasında değişmektedir.

lBölgede sabit sermaye yatırımları, diğer tarım bölgelerine oranla daha düşük ve nüfus yoğunluğu ise nispeten yüksektir.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lÜretim faktörlerinin çeşitli şekillerde birleşimi ile oluşan tarımsal yapıda, bölgeler ve iller düzeyinde büyük deşiklikler görülmektedir.Tarım işletmelerinin en önemli sorunu; toprak varlığı, nüfus (işgücü), sermaye ve üretim deseni ile ilgili yapısal sorunlardır. Bu yapı, uzun yıllar izlenen ekonomi ve özellikle tarım politikalarının sonucudur. Tarıma yönelik önlemlerin tarımsal yapı ile uyumlu olması gerekir.

lYapısal bozukluklar, tarımsal gelişmeyi de sınırlamaktadır. Tarımsal yapının iyileştirilmesinde; toprak, insan, sermaye ve işletmenin bulunduğu ortamın doğal, teknik, ekonomik ve sosyal çevresini oluşturan unsurların bütününe yönelik önlemler dikkate alınmalıdır. Tarımda gelişme, üretim faktörlerinin yeterli miktarda varlığı ve birbiri ile dengeli olmasına bağlıdır.

 

TÜRKİYE’DE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lİşlenerek tarım yapılacak alanın marjinal sınırına ulaşmış ve miras hukukunun da etkisiyle tarım toprakları sürekli parçalanmakta, işletme sayıları artmakta ve işletme büyüklüğü gittikçe azalmaktadır. 1950-2001 döneminde işletme büyüklüğü aynı dönemde 77 dekardan 61 dekara gerilemiştir.

 

lTürkiye’de tarım topraklarının sürekli parçalanmakta olduğu ve işletme büyüklüğünün de sürekli azalarak aile işletmelerinin sayısının gittikçe arttığı söylenebilir. Bu durum işletme büyüklüğü bakımından bozuk bir yapının varlığını göstermektedir. Kırsal kesimde yaşayabilir ve yeter gelirli aile işletmelerinin oluşturulabilmesi için, tarımdaki fazla nüfusun ilk planda tarım dışı iş olanakları ile olduğu yerde istihdam edilmesi gerekir.

 

lTürkiye’de işletme sayılarının artması ve işletme genişliklerinin azalmasına karşın, gelişmiş ülkelerde işletme sayıları azalmakta ve genişlikleri artmaktadır. Bu eğilim desteklenmektedir. İşletme sayıları azalırken işletme genişliğinin artması, işletmelerde modern teknoloji kullanımı ve verimliliğin yükseltilebilme imkanlarını arttırmaktadır.

 

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE SORUNLAR

lBölgede özellikle 1930’lu yıllarda başlayan çay ve fındık tarımını geliştirme çalışmalarına paralel olarak özellikle planlı dönemlerde yapılan destekleme uygulamaları, tarımsal yapıda önemli bir değişim yaşanmasına neden olmuştur.

lBölgede 1950-2001 döneminde tarla arazisi varlığında % 9,5 oranında daralma görülmekte olup, bu özellikle işlenen arazinin çay ve fındık gibi sürekli tesislere ayrılmasının bir sonucu olarak görülmektedir. Diğer yandan esasen işlemeli tarıma uygun olmayan çayır ve mera arazilerinin aynı dönemde yaklaşık % 65 nispetinde gerilemesi dikkat çekicidir.

lİncelenen dönemde en önemli alan artışı 2,1 kat ile orman ve koru arazisinde ve % 62,6 ile meyve ve sebze arazisinde yaşanmıştır. Ancak bu grupta bağ ve sebze arazilerinde gerileme meyve arazisinde ise artış olduğu ortaya çıkmaktadır.

lÜlkemizde diğer tarım bölgelerinde yapılan araştırmaların sonuçlarına benzer biçimde (Tanrıvermiş 2003), Karadeniz Bölgesi’nde arazi varlığındaki değişimi etkileyen temel faktörlerin; tarımda entansifleşme, nüfus artışı ve diğer faktörler olduğu ortaya konulmuştur.

 

Tarım İşletmelerinin Sayıları ve Faaliyet Alanlarına Göre Dağılımı

lKaradeniz Bölgesi’nde 1950’de 444.600 olan tarım işletmesi sayısı 1991’de 643.794’e ulaşmış ve 2001 yılında ise 665.754 olmuştur.

 

l1950-2001 döneminde ortalama işletme arazi genişliği de 33,35 dekardan 31,61 dekara gerilemiştir. İşlenen arazi 1950’de 14,8 milyon da iken, 1991’de 18 milyon da ve 2001 yılında ise 21,1 milyon dekara ulaşmıştır.

 

l1950-2001 döneminde, işlenen alanda % 43′lük artış olmasına karşın, işletme sayısının % 50 oranında artması, işletmelerin sürekli bölünerek parçalanmaya devam ettiğini göstermektedir.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE sORUNLAR

lİşletme arazisi varlığı 1950’de ortalama 5,54 ve 2001’de ise 5,12 adet parselden oluşmaktadır.

lBölgede 49 da ve daha az toprağa sahip olan işletmelerin oranı 1950’de % 81,4 iken, 1991’de % 85,9 ve 2001’de ise % 82,2 olmuştur. Bu işletmeler işlenen alanın 1950’de % 48,6’sına, 1991’de % 55,1’ine ve 2001’de ise % 47,5’ine sahip olmuşlardır.

lBölge tarımında küçük aile işletmeleri ağırlıklı yapıyı oluşturmaktadır. Tarımın yapısını iyileştirmek ve verimliliği artırmak ve korumak için, işletmelerin ekonomik bir yapı veya büyüklüğe ulaştırılması gereklidir.

lMülkiyete dayalı küçük aile işletmeleri ağırlıklı yapıyı oluşturmaktadır. Bölgede sosyo-ekonomik yapı ve yasal durum nedeniyle tarım işletmeleri sürekli olarak parçalanarak bölünmektedir.

 

 

Karadeniz Bölgesinde Bitkisel Üretim Değeri İçinde Fındığın Payı (%)

 

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE sORUNLAR

lİşletmelerin 1950’de % 83,4’ü, 1991’de % 96,8’i ve 2001’de ise % 92,2’si yalnız kendi arazisi üzerinde tarımsal faaliyet yapmaktadır.

lKaradeniz Bölgesi’nde, hemen kıyıdan başlayan ve denize paralel olarak uzanan sıradağlar nedeniyle arazi varlığının çoğunluğu engebeli bir yapıya sahiptir. Bu yapı bölgede tarımsal üretimi ve özellikle yüksek derecede girdi kullanımına dayanan entansif tarımı sınırlayan en önemli faktörlerden biridir. Arazinin eğiminin fazla olması, özellikle toprak işlemeli tarıma uygunluğu olumsuz etkilemekte ve özellikle yüksek kesimlerde üreticilerin çay ve fındık dışında başka ürünlere yönelme imkanlarını da kısıtlamaktadır.

l Özellikle orta ve yüksek kuşaklarda fındık tarımı bir bakıma zorunlu olarak yapılmaktadır. Dik yamaç ve dağlık olan bölgede, toprak derinliği 1-2 metreyi geçmediğinden, fındık tesis edilmediği takdirde, söz konusu toprak tabakası erozyon nedeniyle daha da incelmekte ve hatta zamanla tamamen kaybolma tehlikesi bulunmaktadır.

 

KARADENİZDE TARIMSAL YAPI VE sORUNLAR

lTarımsal yapıda dönüşümün hızlandırılabilmesi için öncelikle tarım işletmelerinin sürekli parçalanması (asgari işletme büyüklükleri bölgeler itibariyle belirlenerek işletmelerin bundan daha küçük birimlere ayrılmaları) önlenmelidir.

lBozuk yapının düzeltilmesi ve işgücü prodüktivitesinin artması, tarım sektöründeki fazla nüfusun diğer sektörlere aktarılması ile ancak mümkün olabilecektir. Nüfus azalmasının sadece nispi azalma olmaması, mevcut çiftçi ailesi (işletme) sayısının da azalması gerekmektedir. Tarımsal nüfusun azalması ile ortalama işletme büyüklüğü artacak, cüce işletmeler zamanla yeter aile işletmesi veya optimum işletme büyüklüğüne ulaşacaktır. Ancak kısa dönemde alınabilecek bazı önlemler de vardır. Bugünkü tarımsal yapının daha da bozulmaması için yeter gelirli ve küçük işletmelerin veraset yoluyla bölünmeleri önlenmesi, bölgelere göre değişen “asgari işletme büyüklüğü” ölçüsü getirilmiştir.

lTürk Medeni Kanununda tarım işletmelerinin bölünmesini engelleyici hüküm bulunmasına rağmen, bu düzenlemenin uygulamada sorunu tamamen çözmesini beklemek hatalı olur. Bunun için öncelikle bölgede tarım dışı iş imkanlarının geliştirilmesi ve toprak üzerindeki baskı hafifletilmelidir.

 

ARAZİ VARLIĞI VE KULLANIM SORUNLARI

lBölge arazi varlığının ancak % 21,45’i olan 1.457.226 hektarı, I-IV. yetenek sınıflarındaki tarım arazisidir. Bunun % 2,18’i sulanabilmektedir.

lArazi kullanımındaki en önemli sorun, arazilerin yetenek sınıflarına uygun kullanılamamasıdır. Tarımsal üretim kaynağı olmayan çalı ve fundalar, VI-VII. sınıflarda olması gereken orman arazileri, VI. sınıf arazilerde yer alması gereken çayır ve mer’alar, esas tarım yapılması gereken I-IV. araziler üzerinde bulunmaktadır.

lBölgede çok kıt olan I-IV. sınıf arazilerin % 23,34’ü bu biçimde esas amacı dışındaki kullanımlara ayrılmıştır.  Yerleşim alanı, sanayi, turistik ve askeri tesisler ile altyapı yatırımları için I-IV. arazilerin % 1,15’i tahsis edilmiştir. Buna karşın 1.186.732 ha kuru ve sulu tarım arazisi VI-VII. araziler üzerinde yer almaktadır.

lVI-VII. araziler üzerindeki tarım alanları, toplam tarım alanlarının % 51,59’unu ve toplam arazi varlığının % 17,50’sini oluşturmaktadır. Bu dengesiz yapı ile tarım girdilerinin bilinçsiz, aşırı ve kontrolsüz kullanımı ile üretim tekniğindeki hatalar birleştiğinde, bölgede erozyon ile oluşan kayıplar artmaktadır.

 

ARAZİ VARLIĞI VE KULLANIM SORUNLARI

lBölge arazi varlığının % 0,04’ünde çoraklık, % 4’ünde yaşlık, % 35,7’sinde taşlılık ve % 89,7’sinde de çeşitli derecelerde olmak üzere erozyon sorunu bulunmaktadır.

lErozyon sorunu bulunan arazilerin % 17,7’si II-IV. sınıf ve % 82,3’ü ise VI-VII. sınıf arazilerdir. Bölgede su erozyonu etkili olmakta, rüzgar erozyonu ise saptanamamıştır.

lKaradeniz Bölgesi’nde verimli ve tarıma uygun araziler genellikle kıyı şeridinde bulunmakta ve bu arazilerde genellikle entansif tarım yapılmaktadır. Ancak Bölgede ana karayollarının inşası ve geliştirilmesi çalışmaları ile kıyı şeridi yer yer tahrip edilmiş, yollar üzerinde hızla yeni konutlar, işyerleri, oteller ve fabrikalar kurulmuş ve bu süreç devam etmektedir.

lYakın gelecekte -eğer yeterli düzenlemeler yapılmaz ve uygulanmazsa- bölge için çok değerli olan bu küçük düzlüklerin önemli kısmı veya tamamı amaç dışı kullanımlara tahsis edilebilecektir. Bölgede özellikle Samsun ve Trabzon İlleri çevresinde bu tür amaç dışı kullanımlar çok belirgin olarak gözlenmektedir.

lTarıma ayrılması gereken I.-IV. sınıf araziler tarım dışı amaçlara ayrılırken, V.-VII. sınıf arazilerin de tarıma açılması çok önemli bir risk olarak görülmektedir.

 

ARAZİ VARLIĞI VE KULLANIM SORUNLARI

lTarım arazisinin önemli bir kısmının işlemeye uygun olmadığı ve mevcut uygulamalar ile bir süre sonra üretim dışı kalacağı bilinmektedir. Toprağın sınırlı ve yenilenemeyen bir doğal kaynak olduğu dikkate alındığında, tarım dışı kalmaları, tarımsal üretimde sürdürülebilirliği olumsuz etkileyecektir. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde verimli tarım arazileri çok kıt bir üretim faktörüdür.

lI ve IV. sınıf arazilerin kullanım ve koruma dengesinin sağlanması gereklidir. Tarım topraklarının korunması Anayasa, kanunlar (3202, 3083 ve 3573 sayılı Kanunlar ve 441 sayılı Kanun Hükmünde Kararname) ve yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Meri mevzuata göre I.-IV. sınıf araziler tarıma uygun arazilerdir. Tarım topraklarının tarım dışı amaçlarla kullanılmasının esaslarını düzenleyen ilk yönetmelik çerçevesinde verimli arazilerin korunması gerekecektir.

l2844 sayılı Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanunun uygulanması ile ilgili yönetmelik 2.4.1990 tarih ve 90/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilmiştir. Buna göre rakımı en çok 750 metreye kadar olan yerlerde, eğimi en az % 12 ve arazi kullanma kabiliyeti IV. ve daha yüksek olan sınıflardaki arazilerde fındık üretiminin yapılabileceği ve dolayısıyla I- III. sınıf arazilerin fındık tarımına ayrılamayacağı belirtilmektedir.

l Yasal düzenlemelere göre, I- IV. sınıf sulu ve yağışa bağımlı tarım yapılan I-II. sınıf araziler, tarım dışı amaçlar için kullanılamayacak ve I- III. sınıf kuru ve sulu arazilerde fındık tarımı yapılmayacaktır.

 

lBölgede arazi varlığının %15,45’i çayır ve mer’a arazisidir. Çayır ve mer’a arazileri sürekli olarak azalmaktadır. Hayvan populasyonundaki değişmelere paralel olarak aşırı otlatma ile bu alanların verim ve kaliteleri düşmüş, vetejasyon özellikleri bozulan ve tarım arazilerine dönüştürülen mer’a ve çayırlarda erozyon sorunu artmıştır.

l1950’li yıllardan itibaren tarımda mekanizasyon ve özellikle de çekigücü olarak kullanılan hayvanın yerine traktörün ikame edilmesi, çayır ve mer’a arazilerinin aleyhine tarla arazilerinin giderek genişlemesine neden olmuştur. İşlenerek tarım yapılabilecek arazilerin son sınırına ulaşılmış ve hatta marjinal araziler de tarıma açılmıştır. Bu durum doğal kaynakların sürdürülebilirliği yönünden birçok sorunları da gündeme getirmektedir.

l1998 tarih ve 4342 sayılı Mer’a Kanunu ile mer’a, yaylak ve kışlaklara belirlenen miktarlardan daha fazla hayvan sokulamayacağı (Md.23), bu alanlardan yararlanan çiftçilerin yapılacak bakım ve ıslah çalışmalarına ilişkin giderlere gerekli görülürse katılacağı (Md.26) ve otlatma haklarından yararlanacakların her yıl belirlenen miktarda ücret ödeyecekleri gibi düzenlemeler yapılmıştır.

lMer’alarda aşırı otlatma ve vejetasyon özelliklerinin bozulması büyük ölçüde önlenebilir. Ancak mer’a alanlarının, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile ormanlarda olduğu gibi, turizm yatırımlarına açılması çok önemli bir eksikliktir.

 

 

lTarıma yapılan devlet müdahaleleri ile bölgede monokültür yoğunlaşmış, girdi kullanım seviyesi yükselmiş, fındık ve çay gibi bazı ürünlerde normal ekolojinin dışına çıkılmıştır. Bu yapı tarımda biyolojik dengenin bozulmasına, hastalık ve zararlıların artmasına, yoğun kimyasal kullanımına, hayvancılığın gerilemesine ve genetik kaynakların hızla kaybolmasına neden olmaktadır.

lBölgede monokültürün sağladığı ekonomik avantajlar ile çevresel maliyetlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Monokültür tarım alanlarında kivi, ahududu, böğürtlen, ipekböceği yetiştiriciliği, arıcılık, kültür balıkçılığı ve özellikle Rize’de narenciye gibi tarımsal faaliyetler, dağ ve yayla turizmi gibi alternatif ve sürdürülebilir turizm faaliyetleri, tarımsal ormancılık ve el sanatları gibi gelir kaynakları geliştirilmesi ve bir ölçüde de olsa farklılaşmaya gidilmesi yararlı olacaktır.

lÇay, tütün ve fındık gibi Bölge’nin temel ürünlerinin talep ve gelir elastikiyetleri düşük olarak tanımlanmaktadır. Bu ürünlerin üretiminin artırılması yolu ile üreticilerin, ülkede sağlanan genel gelir artışı veya refah düzeyindeki iyileşmelerden gittikçe artan oranda pay almaları mümkün olmamaktadır. Bu durum Bölge’de tarımsal gelirlerin toplam gelir içindeki payındaki gerilemenin en önemli nedeni olmaktadır.

 

 

lVerimi artırmak için kullanılan tarım kimyasallarının bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı, insan ve çevre sağlığını olumsuz etkilemektedir. Günümüzde tüketicilerde besin maddeleri üretim yöntemleri ve bu maddelerin içerdiği çeşitli kimyasal kalıntı düzeylerinin insan sağlığına olan etkileri konusunda duyarlılık göreli olarak artmaktadır. Bitki besin maddesi olarak ülkemizde tüketilen kimyasal gübrenin yıllara göre % 6,9-9,0’u bölge tarımında kullanılmaktadır. Bitki besin maddesi olarak 54 kg/ha gübre kullanılmakta olup, bu değer 120-130 kg/ha arasında olan ülke ortalamasından daha düşüktür.

lTürkiye’de bitki besin maddesi olarak toplam gübre tüketiminin %1,5’i çayda ve %2,5’i de fındık tarımında kullanılmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 1960’lı yıllardan 1990’lı yıllara kadar çay topraklarında aşırı asitlik oluşmuş ve toprakların yaklaşık % 85’inde asitlik kritik düzeyin (pH=4,00) altına düşmüştür. Bu durum bitki ve toprak analizi sonuçlarına bakılmaksızın Amonyum Sülfat gübresinin yıllarca gereğinden çok fazla miktarda tek yanlı olarak kullanımından kaynaklanmıştır. Nitekim çay işletmelerinin gübre kullanım düzeyinin Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün önerisi olan 80 kg/da’dan daha yüksek olduğu saptanmıştır.

 

lBölgede tarım ilacı ve büyümeyi düzenleyici maddelerin kullanımı ile ilgili güvenilir veriler olmamakla birlikte, entansif tarımın yaygınlığına paralel olarak söz konusu kimyasalların da kullanımının arttığı görülmektedir. Örneğin, fındık tarımında ortalama 1,40 kg/da mücadele ilacı kullanılmakta ve çayda ise hiç kullanılmamaktadır.

lBolu’da sözleşmeli Amerikan tipi tütün üretiminde, fidelik hazırlığında methyl bromide adlı fümigasyon ilacı kullanılmakta, bu işlemin mutlaka fümigasyon operatörü kontrolünde yapılması gerektiği ve bu amaçla kullanılabilecek ilaçların seçiminde Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerinin görüşlerinin alınması gerektiği halde, uygulamada buna dikkat edilmediği belirlenmiştir. Toprak fümigasyonu dışında üretim döneminde tütün tarımında 7 defa ilaçlama yapıldığı ve preparat olarak 1.453,63 g/da ilaç kullanıldığı saptanmıştır.

lEcevit vd (1999) tarafından yapılan bir araştırmada ise, bölge tarımında yaklaşık 3.019.982 kg pestisid kullanılmakta, bunun % 84’ünü insektisid, % 11’ini herbisit ve %5’ini ise fungusitler oluşturmaktadır. Çalışmada büyük firmaların bölge müdürlüklerinin kayıtları esas alınmış olup, bölgede faaliyette bulunan bütün kuruluşlar dikkate alınırsa, bu değer biraz daha yüksek olacaktır. Buna göre bölgede ortalama 168 g/da pestisid kullanılmaktadır.

 

 

lBölge tarım işletmelerinde kimyasal girdilerin kullanımı yönünden de işletmeler arasında önemli  farklılıklar bulunmakta ve ikili bir yapı gözlenmektedir. İşletmelerin bir kısmı kimyasal gübre ve ilaç kullanmadan ve hayvancılıkta kesif yem ve büyümeyi düzenleyici kimyasal madde kullanmadan üretim yaparken, diğer önemli bir kısmı da gerek bitkisel ve gerekse hayvansal üretimde bütünüyle denetim ve kontrolden uzak biçimde bu maddeleri kullanmaktadır.

lÜreticilerin ilaçlar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve ilaçlama yapmadan önce ilaç ambalajlarını dikkatli okumadıkları, etikette sadece ilaç dozuna bakıldığı, ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süre, son kullanma tarihi, kullanılırken dikkat edilecek hususlar ve ilaç ambalajlarının çevre için risk oluşturmayacak biçimde kontrol altına alınması gibi konulara dikkat etmedikleri belirlenmiştir.

 

üMarjinal tarım arazileri (VI.-VII. sınıf) üzerindeki işletmelerin emek yoğun olduğu, sabit ve özellikle döner sermayelerinin genellikle yeterli olmadığı, ekonomik üretim birimi olmaktan uzak, küçük, dağınık ve organize olmamış bir yapıya sahip oldukları bilinmektedir. Bu işletmelerin durumlarının iyileştirilmesi amaçlandığında, bitkisel ve hayvansal üretim, ormancılık ve diğer üretim alternatiflerinin kombine edilmesi gerekir.

üMarjinal arazilerde toplum ormancılığı veya tarımsal ormancılık gibi katılımcı yaklaşımlar benimsenerek gelir artışı ve dolayısıyla yaşam standardı yükseltilebilir. Marjinal arazilerde tahıl, çay, fındık, tütün gibi ürünlerin yetiştirilmesi  ve bunlara yönelik desteklemeler, mer’a ve ormanların tahribi ve erozyona neden olmaktadır. Bu alanlarda hızlı gelişen türler ile özel orman alanları kurulmalı ve bu teşvik edilmelidir.

üTürkiye Kalkınma Vakfı, FAO ve Orman Bakanlığı ile işbirliği yaparak 1991’de Sinop-Durağan’da Türkiye’de Uygun Toplum Ormancılığı Metotlarının Geliştirilmesi Projesi’ni uygulamış, proje ile doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi açısından özellikle gelir artışı, entegre yaklaşım, yöre halkının katılımı ve kadın konularında önemli gelişmeler sağlanmıştır. Benzer çalışmalar Bölgede diğer yörelerde de uygulanabilir ve bu konuda ilgili kurumların deneyimlerinden de yararlanılabilir.

 

Tarım İşletmelerinde Sermaye Yapısı & Sorunlar

qÜretim sürecinde tarımsal girdilerin temini ve yeni teknolojilerin izlenmesi, tarımsal ve aile gelirinin yeterliliğine ve eksik olan sermayenin uygun koşullarda para ve kredi piyasasından teminine bağlı olacaktır. Tarıma yatırılan sermayenin miktarı ve üreticinin uygun koşullarda kredi bulma imkanı, girdi kullanımı ve üretim teknolojisinin değiştirilmesinde etkili olmaktadır.

qTarımda verimli ve karlı olarak üretim faaliyetlerinin yürütülebilmesi için sermaye miktarının yeterli ve dağılımının dengeli olması gereklidir. Karadeniz Bölgesi’nde 1960’lardan günümüze kadar yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre, bölge ortalaması olarak tarım işletmelerinin sermaye varlıklarının % 87,31’i çiftlik (sabit) ve % 12,69’u ise işletme sermayesi unsurlarından oluşmaktadır.

qHayvancılık işletmelerinde bile toplam aktif sermaye içinde sabit sermaye unsurlarının payının % 76 gibi oldukça yüksek düzeyde olduğu ve genel olarak aktif sermaye içinde toprak sermayesinin payının ortalama % 55,52 olduğu ortaya konulmuştur. Bölgede özellikle taşlık, yaşlık, kayalık ve eğim gibi toprak sorunları olmasına karşın, işletmelerde araziyi ıslah etmek için teras, drenaj, sulama, büyük hacimli taş ayıklama, kanal, kuyu, duvar gibi arazi ıslahı yatırımlarının büyük ölçüde ihmal edildiği ve toplam aktif sermaye içinde ortalama % 0,5 oranında pay aldığı görülmektedir. 

 

TARIMDA SERMAYE VE KREDİ

lİşletmelerde arazi, bina, bitki ve arazi ıslahı gibi sabit sermaye unsurlarının verimliliğini yükselten işletme sermayesi % 12,7 düzeyinde kalmaktadır. Genel olarak işletmelerde arazi varlığı ve buna bağlı sabit unsurların verimliliğini yükselten işletme sermayesi unsurlarının oldukça yetersiz olduğu görülmektedir. İşletmelerde besi ve süt hayvanı, alet ve ekipman, yardımcı maddeler ve para sermayesi unsurlarının yeterli düzeyde olmadığı ve dağılımlarının dengeli olmadığı ortaya çıkmaktadır.

lTürkiye tarımının temel sorunlarından biri, işletmelerin yeterli ve uygun koşullarda kredi temin edememeleri ve genellikle yetersiz olan öz kaynaklarla üretim yapmak zorunda olmalarıdır. Karadeniz Bölgesi tarım işletmelerinin tarıma yatırdıkları toplam kaynakların ortalama % 93,9’u öz kaynaklarla finanse edilmekte ve borçluluk oranı genel olarak düşük düzeydedir. Bunun esas nedeni işletmelerin yeterli ve uygun koşullarda işletme sermayesi kaynaklarına ulaşamamalarıdır.

lTürkiye’de toplam kredi hacminin % 17-20’si tarımsal kredi iken, bu oran bölgede % 32-36 arasında değişmektedir. Ancak bölge içinde kredi hacminin illere göre dağılımı ile tarımsal üretim değeri arasında yüksek düzeyde korelasyon bulunmaktadır. Bölge’de en fazla kredi Giresun İli’nde kullanılmakta olup, bunu Samsun, Bayburt ve Kastamonu İlleri İzlemektedir. Ancak bölgede kullanılan kredilerin genellikle kısa vadeli işletme kredisi olduğu, uzun vadeli yatırım kredisi kullanımının hemen hemen hiç olmadığı görülmektedir. Bu koşullarda tarım işletmelerinde gelirlerinin yükseltilmesi ve çeşitlendirilmesi ve mevcut arazi ve işgücünün etkin olarak kullanılması mümkün olmamaktadır.

 

TARIMDA SERMAYE VE KREDİ

lKaradeniz Bölgesi’nde nispeten gelişmiş, birden fazla ürün yetiştiren ve ulaşım olanakları iyi olan illerde kredi kullanımı yoğunlaşmaktadır. Ancak bölgede tarımla uğraşan nüfusun kredi kaynakları arasında % 44 ile % 48 düzeylerinde tüccar ve tefeci gibi örgütlü olmayan kredi kuruluşlarının yer alması ve bunların da genellikle yüksek faizle kredi vermeleri, bölgede yaşam standardı ve gelir artışını sınırlamaktadır. İşletme büyüklüğü arttıkça kredi talebi de artmakta, ancak kredi talepleri güvence olarak gösterilebilecek arazi varlığının kıtlığı ve kadastro işlemlerinin genellikle yapılmamış olması gibi nedenlerle, kredi talepleri bu amaçla örgütlenmemiş kişi ve kuruluşlardan temin edilmektedir.

 

TARIMDA SERMAYE VE KREDİ

lÜlkemizde Cumhuriyet Döneminde uygulanan tarım politikaları ve özellikle girdi sübvansiyonu ve ürün destekleme alımları gibi araçlarla tarım işletmelerinin sermaye yapılarından belirli bir iyileşme sağlanamamıştır. Örneğin, Ordu, Giresun, Trabzon ve Samsun İlleri’nde 1955-1970 döneminde yapılan araştırmaların sonuçları ile 1990-2003 döneminde yapılan araştırmaların benzer sonuçlar verdiği, tarım işletmelerinde sermaye birikiminin yetersiz olduğu, sermaye unsurlarının dağılımının dengesiz olduğu ve zaman içinde iyileşmenin olmadığı ortaya çıkmaktadır.

lHer ne kadar ülkemizde 1950’lerden sonraki dönemde yaşanan yüksek enflasyona bağlı olarak tarım arazilerinin aşırı değer kazanması ve aktif içindeki paylarını korudukları bilinmekle birlikte, diğer sermaye unsurlarında önemli bir gelişmenin olmaması, ya işletmelerin gelirlerinin yaşam ve geçim yeterli olmaması veya yıllık faaliyet karlarının tarım dışı alanlara transfer edildiğini göstermektedir.

lBölgede yapılan gelir ve geçinme araştırmalarına göre, tarım işletmelerinin tarım dışı alanlardan elde ettikleri faiz, kira ve diğer gelirlerin payının düşük olması, işletmelerin tarım dışı alanlardaki yatırımlarının düşük düzeyde olduğunu, genellikle yeter gelir elde edemedikleri için, tarımda gelişme, değişim ve yapısal iyileşmenin çok yavaş olduğu sonucuna ulaşılacaktır.  

 

TARIMDA İŞGÜCÜ VE İSTİHDAM

lTarımsal nüfusun fazlalığı, arazinin dar, parçalı ve engebeli olması, bölgede sermaye (işletme) ve işgücü kaynaklarının verimliliğini sınırlamaktadır. Tarımsal faaliyetlerin Samsun, Amasya, Tokat ve Düzce gibi iller hariç, genellikle işgücüne dayandığı görülmektedir. Arazinin sınırlı, işgücünün fazla ve tarım dışı istihdam olanaklarının kısıtlı olması, aile başına düşen işlenen arazi varlığının düşük düzeyde kalmasına ve zaman içinde ortalama işletme genişliğinin hızla azalmasına ve ekonomik olmayacak çok küçük ve cüce aile işletmelerinin yoğunluk kazanmasına neden olmaktadır. İşletmelerin parçalanarak küçülmesi, üretim maliyetinin yükselmesine neden olmaktadır. Bunun yanında bölgede ürün verimlerinin düşük olması, faaliyetlerin kararlılığını olumsuz etkilemektedir. Bu koşullarda ilde yoğun iş gücü talep eden faaliyetler (tütün gibi) önem kazanmaktadır.

lBölge ilerinde kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki payı genellikle % 50 dolayındadır. 1980’den sonraki dönmede genel olarak kırsal kesimde nüfus artışı, kentlerin gerisinde kalmıştır. İlde tarım dışı istihdam olanaklarının sınırlı olması ve tarımsal arazi varlığının sınırlılığı, nüfusun sürekli ve/veya geçici olarak diğer şehirlere ve ülkelere göç etme eğilimini artırmaktadır.

 

TARIMDA İŞGÜCÜ VE İSTİHDAM

lBölge halkının % 86,6’sının esas işi tarım olup, başka işi bulunmamakta ve esas işi tarım olanlardan % 20,2’sinin esas işi olan tarım dışında ikinci işleri de bulunmaktadır. Esas işi tarım dışı faaliyet olanların % % 5,8’ini ikinci işi tarımsal faaliyet olmaktadır.

lÖzellikle kırsal kesim ve tarıma yönelik politikalarda hedef kitlenin esas işi sadece tarımsal faaliyet olan ve tarım dışı kaynaklardan gelir elde etme olanağı olmayan kesim olması gerekecek olup, bu kesimin bölgedeki oranı % 66,4 düzeyindedir. Bunun dışında yarı zamanlı tarım yapanlar ve sürekli bölgede yaşamayan veya bölge dışında ikamet edip hasat mevsiminde gelen ailelerin tarımsal üretim faaliyetlerinden dolayı desteklenmesi uygun olmayacaktır. Ancak Cumhuriyet Döneminde uygulanan tarım politikalarında tam ve yarı zamanlı tarım yapan haneler birbirinden ayrılmamış ve esas işi tarım olan ve büyük ölçekli tarım işletmesine de sahip hanelerin mevcut desteklerden esas işi tarım olanlara oranla daha yüksek düzeyde yararlandıkları bilinmektedir.

lÜlkemizde kırsal dönüşüm ve tarımsal yapıyı iyileştirme ve bölgelerarası gelişmişlik farklarının giderilebilmesi için, öncelikle tam ve yarı zamanlı çiftçilik yapanların birbirinden ayrılması ve destekleme sisteminin bölge ve işletme tiplerine göre farklılaştırılması zorunlu olacaktır.

 

lBölgede dağınık yerleşim şekli ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden kalkınmayı olumsuz yönden etkilemekte ve altyapı hizmetlerinin maliyetini yükseltmektedir. Bu tip yerleşimlerde ürünlerin pazarlama organizasyonunun kurulması çok güç olmakta, örgütlenme ve işbirliği olanakları da zayıflamaktadır. Diğer yandan Bölge tarımındaki aşırı nüfus baskısının azaltılması gerekmektedir.

lTarımda önemli gizli işsizlik sorunu bulunmaktadır. Bölge illerinde toplam nüfus içinde tarım nüfusunun payı % 54,7 ile % 65,2 (Giresun’da % 56,1, Gümüşhane’de % 65,2, Kastamonu’da % 64,9, Ordu’da % 59,4, Rize’de % 61,8, Samsun’da % 54,7, Sinop’ta % 64,5, Trabzon’da % 61,9, Zonguldak’ta % 61,7 ve Bayburt’ta % 61,5) arasında değişmekte olup, bu oranlar oldukça yüksektir.

lTarımda çalışanların emek verimliliği de son derece düşüktür. Bölge illeri net göç vermekte, ancak Samsun ve Trabzon gibi bazı illerde iç göç nedeniyle kısmen yığılma vardır. Bölgede tarımında aile işgücünün % 36-53’ünün atıl kaldığı, buna karşın işletmelerde fiilen kullanılan işgücünün % 17-25’inin yabancı işgücü olduğu belirlenmiştir. Bölgede işsizliğin genel bir olgu olmaktan çok işletme tipine bağlı olduğu vurgulanmaktadır. Buna göre Bölgede doğal ve insan kaynaklarının etkin kullanım planlamasının yapılamadığını göstermektedir.

 

TARIMDA ÖRGÜTLENME VE KOOPERATİFÇİLİK

lKaradeniz Bölgesi’ndeki tarımsal amaçlı kooperatiflerin sayısına baktığımızda, 1.041 adet tarımsal kalkınma kooperatifi ve bu kooperatiflere üye  214.033 ortak bulunmaktadır. Ayrıca bölgede 189 sulama, 66 Su ürünleri ve 3 pancar ekicileri kooperatifi, 322 Tarım Kredi Kooperatifi, 54 Tarım Satış kooperatifi bulunmaktadır. Bölgede toplam kooperatif sayısı 3.374 adet ve ortak sayısı ise 2,1 milyon’dur.

lTarımsal amaçlı kooperatiflerin oransal dağılımları incelendiğinde toplam kooperatif sayısının % 80,14’ünü Tarımsal kalkınma kooperatifi oluştururken, toplam kooperatif ortaklarının %44,41 ‘i bu kooperatife üyedir. Bu bölgede ayrıca 24 kooperatif üst birliği bulunmakta ve bu birliklere de 792 birim kooperatif üye bulunmaktadır.

lKaradeniz bölgesinde toplam nüfus 8.439.355 olup bu nüfusun, bu nüfusun 4.119.113’ü köylerde yaşamaktadır. Kırsal alanda yaşayan insanlarının % 25,62’sinin tarımsal amaçlı kooperatiflere üye oldukları göz önünde tutulduğunda örgütlenme seviyesinin düşük olduğu görülmektedir.

 

BAŞLICA SORUN/ÇÖZÜM ALANLARI

lKısa vadede bölgede tarımsal yapının iyileşmesi beklenmemektedir. Özellikle işletmelerin arazi varlığının yetersizliği  ve arazi parçalılığının uzun bir süre daha etkili olması beklenmektedir.

lBölgede toprak üzerindeki nüfus baskısı orta vadede devam edecek olup, yasal düzenlemelerle tanımlanan asgari işletme büyüklüğüne ulaşılması pratik olarak güç olacaktır. 

lÖzellikle Ordu, Samsun, Trabzon ve Rize gibi illerde yapılan çalışmalar, işletmelerin yeter tarımsal gelir elde edemediklerini göstermektedir. Bu koşullarda tarımda sermaye birikiminin hızlanması, tarımda teknoloji kullanımının artırılması ve bölge tarımının tamamen ticarileşmesi olanakları kısıtlı olacaktır.

lBölgede mutlaka alternatif tarım ve tarım dışı gelir getirici faaliyetlerin geliştirilmesi desteklenmelidir.

lBölgesel düzeyde gelişme eğilimlerinin tanımlanması ve özellikle doğal kaynak potansiyelleri ve farklı amaçlar için kullanım olanaklarının ekonomik ve teknik yönlerden değerlendirilmesine gereksinim bulunmaktadır. Bu yapılmadan bölgede tarımsal yapının iyileştirilmesi için geliştirilecek politika önerilerinin uygulanma olanakları sınırlı olacak ve etkinliği de zayıf olacaktır.

BAŞLICA SORUN/ÇÖZÜM ALANLARI

lBölge ve ülke tarımında üretken politikaların belirlenmesi ve uygulanmasına gereksinim bulunmaktadır. Mevcut DGD, alternatif ürün ve prim/fark ödeme sistemi, sübvansiyonlar gibi araçlar, dağılımı politikaları olarak tanımlanmaktadır. Bunlar, üreticilere gelir ve varlık transfer edilmesine imkan verir, ancak bunlarla kısa ve orta vadede bölgede tarımsal yapının iyileştirilmesi beklenmemektedir. 

lBölgede altyapı hizmetleri, enformasyon ve pazarlama hizmetleri, ürün sigortası, araştırma ve yayım, alış-veriş maliyetini azaltma, üretim planlaması, ürün çeşitlendirme, standardizasyon ve kalite kontrol gibi ekonomik ve politik getirileri zaman içinde uzun vadeli stratejilerin belirlenmesi ve uygulanması gerekecektir.

Yazı kategorisi: FINDIK ÜRETIMINDE YAPISAL SORUNLAR | » yorum bırak;

FINDIK ÜRETİMİNİN PLANLANMASI VE DİKİM ALANLARININ BELIRLENMESI HAKKINDA KANUN

Yazan: findik28 Nisan 28, 2008

          Kanun Numarası                  : 2844

          Kabul Tarihi                         : 16/6/1983

          Yayımlandığı R.Gazete         : Tarih : 18/6/1983   Sayı : 18081

          Yayımlandığı Düstur             : Tertip : 5   Cilt : 22   Sayfa : 412

*

* *

Bu Kanun ile ilgili olarak Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren

yönetmelik için, “Yönetmelikler Külliyatı”nın kanunlara göre

düzenlenen nümerik fihristine bakınız.

*

* *

             Amaç

             Madde 1 – Bu Kanunun amacı; fındık üretiminin en uygun alanlarda yapılmasını ve üretimin talepteki gelişmelere göre yönlendirilmesini düzenlemektir.

             Fındık üretimi yapılacak alanlar

             Madde 2 – Fındık üretimi yapılacak alanlar; kalite özellikleri ile arazi kullanma kabiliyet sınıfları dikkate alınarak bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Bakanlar Kurulunca belirtilecek alanlarla sınırlandırılır. Bu alanların tespitinde,ülke ekonomisi bakımından daha yararlı başka tarım ürünlerinin üretilemeyeceği hususu da da göz önünde bulundurulur.

             Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren her beş yılda bir veya Ticaret Bakanlığınca lüzum görüldüğünde, talepteki gelişmelere göre tahmin edilen üretim hedeflerine ulaşabilmek için fındık üretimine izin verilecek yeni alanlar, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanlığınca müştereken kalite özellikleri ve arazi kullanma kabiliyet sınıflarına göre tespit ve Bakanlar Kurulu kararıyla ilan olunur.

             Mevcut fındık bahçelerinin beyan ve kontrolu

             Madde 3 – Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan fındık bahçelerinin sahipleri veya işleticileri; 6 ncı maddede belirtilen yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içinde bu yönetmelikte belirtilecek esaslara göre beyanname vererek bahçelerini bildirmekle yükümlüdürler.

             Bu beyannameler üzerine; Tarım ve Orman Bakanlığınca,beyanname verme süresinin sona ermesinden itibaren en geç iki yıl içinde gerekli incelemeler ve kontrollar yapılarak fındık bahçelerinin yerleri ve yüzölçümleri tespit edilir ve sahiplerine Fındık Üretici Belgesi verilir. Bu hüküm, Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılan inceleme ve kontrollar sırasında beyan edilmediği, ancak bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olduğu tespit edilen fındık bahçeleri hakkında da ceza hükümleri saklı kalmak kaydıyla aynen uygulanır.

             Yasaklamalar

             Madde 4 – Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra izin alınmadan yeni fındık bahçesi kurulamaz, belirlenen alanlar dışında mevcut fındık bahçeleri yenilenemez

             İzin alınmadan yenilenen veya yeni kurulan fındık bahçeleri ceza hükümleri saklı kalmak kaydıyla sahiplerince, kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde sökülür. Sahipleri tarafından süresi içinde sökülmeyen fındık bahçeleri Tarım ve Orman Bakanlığınca söktürülür ve yapılan masraflar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kendilerinden tahsil olunur.

             Teşvik tedbirleri

             Madde 5 – Arazi kullanma kabiliyet sınıflarına göre, fındık yerine ülke ekonomisi bakımından daha yararlı başka bir tarım ürünü yetiştirmesi Tarım ve Orman Bakanlığınca önerilen veya bu talebi Bakanlıkça uygun bulunan fındık bahçesi sahiplerine;

             a) Fındık bahçesi, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olmak ve Bakanlar Kurulunca belirlenen alanlar dışında bulunmak,

             b) Kanunun 3 üncü maddesine uygun olarak beyanname vermiş olmak.

             Kaydıyla Tarım ve Orman Bakanlığı ile Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanlığınca kredi ve teknik yardım sağlanır.

             Yönetmelik

             Madde 6 – Tarım ve Orman Bakanlığı Koordinatörlüğünde Ticaret Bakanlığı ve Köy İşleri ve Kooperatifler Bakanlığı ile müştereken hazırlanacak yönetmelik Bakanlar Kurulunca bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulur.

             Bu yönetmelikte;

             a) Yeni fındık dikim alanlarının tespit ve ilanı ile yeni fındık bahçesi tesisine veya yenilenmesine izin verilme usul ve esasları,

            b) Mevcut fındık bahçelerine ait beyanname verme şekil ve şartları, beyannamelerin ihtiva edeceği bilgiler,beyanname üzerine yapılacak inceleme ve kontrol usul, esas ve sorumlulukları,

             c) Fındık Üretici Belgesi verilmesine ve iptaline ilişkin hususlar,

             d) Teşvik tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar,

             İle Kanunun uygulamasına ilişkin diğer hususlar belirtilir.

             Ceza hükümleri

             Madde 7 – Tarım ve Orman Bakanlığından izin almadan yeniden fındık bahçesi kuranlar ile belirlenen alanlar dışında mevcut fındık bahçesini yenileyenler altıyüzdoksandörtmilyon lira idarî para cezası ile cezalandırılır.(1)

             Üçüncü madde gereğince beyanda bulunmayanlar veya yanlış beyanda bulunanlar hakkında üçyüzkırkyedimilyon lira idarî para cezası verilir. (1)

             (Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.

             Yürürlük

             Madde 8 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

             Yürütme

             Madde 9 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

––––––––––––––––––___________________

(1)  24/4/2003 tarihli ve 4854 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle,  birinci fıkrada yer alan “onbin liradan az olmamak üzere ağır para cezası” ibaresi, “altıyüzdoksandörtmilyon lira idarî para cezası”;ikinci fıkrada yer alan “beşbin liradan onbeşbin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.” ibaresi, “üçyüzkırkyedimilyon lira idarî para cezası verilir.” olarak 6/5/2003 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

 

 

 

Yazı kategorisi: FINDIKLA ILGILI YASAL DÜZENLEMELER | » yorum bırak;

FINDIK BORSASI KURULMALI MI ?

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

1970 yılında kaptırılan fındık borsasının hikayesi. (Yerel Kaynak Kullanımı Açısından Fındık İhtisas Borsası”nın Türkiyeye Alınması):

 

 Cumhuriyet’in ilanından sonra büyük önder Atatürk’ün, ”Belli başlı ürünlerimizi ilgilendiren birlikler kurulmalıdır.” sözüyle toplanan  I. Ulusal fındık kongresi sonrasında 1938 yılında Fiskobirlik  kurulmuştur. Kurucular da, Ali Arif LARÇIN (GİRESUN), Hasan AKALIN (GİRESUN), Halil KAMİ (TRABZON), Yahya SUBAŞI (TRABZON), Hüsnü AKYOL (ORDU), Arif Hikmet ONAT (ORDU), Rıza KURT (BULANCAK), Avni ÖZDEN (BULANCAK), Hasan KASAPOĞLU (KEŞAP), Hüsnü ÖZKAN (KEŞAP) olmuştur. 1938 yılından 68 yıldır fındık ürünümüz Fiskobirlik tarafından alınmıştır. Ne var ki yıllar itibarıyla Fındık ekim alanları ve fındıktan geçinen nüfus katlanarak artarken fındık ihracında bu katlanarak artış görülmemiştir. Elbette ki bu sorumluluk o günden bu güne gelmiş geçmiş bütün yöneticilerin, tarım bakanlığı, ihracattan sorumlu devlet bakanlığı, Odalar ve Borsalar Birliği, Ticaret ve Sanayi odaları, ve esasta en sorumlu kurum da FİSKOBİRLİK tir.

 

 Fiskobirlik şu ya da bu şekilde yıllara göre ürün artış miktarındaki artışa göre ürünün pazarlanması için söz konusu ivmeyi devlet mekanizmalarına yeterince yansıtamamıştır. Aradan geçen 68 sene içinde kayda değer bir gelişme olmamıştır. Ancak buraya kadar. Çünkü artık fındık kaderine terk edilemez. Bu nedenle II. Ulusal Fındık kongresi’nin toplanması için girişimlere şahsen başlamış bulunmaktayım. Bu konuda en başta İstanbul olmak üzere Karadeniz bölgemizde ön çalışmalar başlatılacaktır. Bu konuda 3 Eylül tarihinde (kurultay kapsamında) yapılacak olan FINDIK PANELİ II. ULUSAL FINDIK KONGRESİ’nin altlığını oluşturacaktır. Bu kongrede de ana tema Fındık Borsası’nın ülkemize alınması olacaktır. 1938 yılında I. Ulusal Fındık Kongresinde FİSKOBİRLİK kurulmuşsa 2007 yılında düzenlemeyi planladığımız II. Ulusal Fındık Kongresinde de Hamburg’da bulunan 1970 yılında elimizden kaptırdığımız Fındık borsası’nın Türkiye’ye alınması temel misyon olacaktır. Dünya üretiminde hiç payı olmayan, dünya fındık ihracatında dördüncü sıralarında bulunan bir ülkede fındık borsasının kurulu olması içler acısı bir durumdur. Ayrıca söz konusu borsa yapılanması gerçek anlamda üreticilerin ve tüketicilerin buluşma noktası şeklinde olabilir. Büyük meblağda ürün pazara getirenler bizzat kendileri, küçük ölçekli üreticiler de birleşerek borsaya girecek ve alıcılar da bizzat bu noktadan alım yapabilirler. Alıcı ve satıcı aracısı firmalar mümkün olduğunca parçalı bir yapılanmada piyasada kartel veya tröstleşmelere meydan vermeyecek şekilde düzenlenmelidir. Birleşik Devletler (ABD) de de başarı ile uygulanan ürün borsası sistemi, daha önce pamuk için İzmirde uygulamaya konulmuştu. Yıllık 800 milyon dolar ihracat kapasitesi olan fındık sektöründe borsa son derece etkili olacaktır. Borsanın oluşturulmasında elde bulunan en temel veri Gürbüz Mızrak’ın Kasım 2005 tarihinde Ordu Ticaret Borsası için hazırlamış olduğu rapor altlık yapılabilir. Yalnız fındık borsasının Türkiye’de kurulması konusunda kamuoyu hemfikir iken Türkiye’de nerede kurulması konusunda tam bir karmaşa bulunmaktadır.

 

 Ülkemizde 650-700 dolayında tüccar, 70 dolayında imalatçı ve ihracatçı olmak üzere yaklaşık 720-770 dolayında firma fındık ticaretiyle uğraşmaktadır. Firmaların yüzde 47′’si fındık ticareti ile iştigal eden işletmelerin yaklaşık 300”ü Ordu içinde faaliyet göstermektedir. Üretici ve üretici birlikleri ve hacmi açısından FINDIK BORSASI nın Ordu’ da kurulması gerekmektedir. Ordu Ticaret Borsası (OTB) Genel Sekreteri Birol Yılmaz, Türkiye’deki fındığın en fazla üretilen ilin Ordu olduğunu, bu nedenle de Fındık Borsası’nın Ordu’da kurulmasının kaçınılmaz olduğunu söylemiştir. Yılmaz, OTB verileri dikkate alındığında Türkiye’de fındığın en çok sirküle edildiği ve ihracatın en çok yapıldığı ilin Ordu olduğunu da dile getirmiştir.[1] Bu borsa’nın Giresun veya İstanbul’da da kurulabileceğini dile getirenler de vardır.[2] Ancak ulaşım ve pazarlama imkanları, hinterland faktörü göz önüne alındığında Samsun’un daha uygun görülebileceği ortadadır. Fındık Borsası Türkiye’ye alındıktan sonra artık borsanın nerede kurulacağı tartışılır ve politik tercihi sivil toplum kuruluşları, odalar ve borsalar birlikleri ve Hükümet tarafından belirlenir. “Dünya tüketiminin yüzde 75”i ülkemizce üretilmektedir. Ürün borsası çerçevesinde fındık borsası tesis edilmesi halinde, fındık rekoltesi tahminleri son derece sağlıklı yapılacak, iç ve dış pazarlama alanları doğru ve isabetli bir şekilde belirlenecektir.

 

Tüccarın alıcı ve satıcı olarak borsaya girmesi arz ve talebin arttırılması için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacak, alıcı ve satıcı sayısının yüksek olması sistemin çalışmasında ve başarısında önemli rol oynayacaktır.”[3] demektedir Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanı Bayram Cengiz. Cengiz, ayrıca şunları söylemekte: “Türkiye”de 650-700 dolayında tüccar, 70 dolayında imalatçı ve ihracatçı firma, fındık ticareti ile uğraşıyor. Bunlardan 300”ü Ordu”da faaliyet göstermektedir. Bu değerler baz alındığında Fındık Borsası”nın çalışması için yeterli yoğunlukta katılımcı firmanın bulunduğu görülüyor. Ayrıca, borsanın yeterli potansiyele sahip Ordu”da kurulması gerekmektedir.” CHP Bolu il başkanı Yüksel Ceylan ise şunları söylemiştir. (Parti olarak) “Ulusal Fındık Konseyi” kuracağız. “Uluslararası Fındık Alım Satım Borsası’nın” Doğu Karadeniz Bölgemizde kurulmasını sağlayacağız.”[4] Bu pasaj neden buraya alınmıştır. Bolu yani Batı Karadeniz Kesimi bile borsanın Doğu Karadenizde kulumasını istemektedir. Fındıkla ilgili bir araştırma raporu bulunmaktadır. T.C. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI TARIMSAL EKONOMİ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ bünyesinde hazırlanan bu raporda,[5] Almanya’nın fındık üretiminde esamesi bile okunmazken fındık ihracatında ise çok gerilerde bulunmaktadır. Fındık sorunlarının görüşülmesi için 6-7 Eylül 2005 tarihinde Ordu ilinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koordinatörlüğünde Türkiye Ziraat Odaları ve Fiskobirliğin katılımı ile “Ulusal Fındık Zirvesi” düzenlenmiştir.[6] Bu zirvenin sonuç bildirgesinin 10. maddesinde, 2844 sayılı “Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanun” çerçevesinde fındık üretimine izin verilen alanlarda fındık yetiştiriciliği yapan üreticilerin desteklenmesi, 19. maddede, –  Fındık İhtisas Borsası’nın (FİB); salon satışı, elektronik ürün senedi, e-ticaret,  vadeli işlemleri, lisanslı depoculuğu kapsayacak şekilde kurulması gereği, 23. maddede de   Yaklaşık 200 dekarlık modern bir fındık plantasyonu içerisinde fındıkla ilgili bütün tesislerin inşa edileceği ve ticari-kültürel faaliyetlerin en iyi şekilde yürütüleceği bir “DÜNYA FINDIK TİCARET ve KÜLTÜR KOMPLEKSİ” Doğu Karadeniz’de kurulması üzerinde durulmuştur.

 

Karadeniz Fındık Mamülleri İhracatçılar Birliği (KFMIB) Genel Sekreteri Selçuk Toramanoğlu, Fındık Tanıtım Grubu”nun (FTG) Türk fındığını Uzakdoğu ülkelerine tanıtma ve yeni pazarlar bulma çalışmalarında büyük başarı sağladığını belirterek, ilk kez tatmış oldukları fındığı çok seven Çinlilerin, fındığa enerji veren kutsal yemiş anlamına gelen Weizhengu adını verdiklerini söyledi.[7] Görüldüğü gibi dünyada fındığın tadına bakmayan milyonlarca insan bulunmaktadır. Demek ki güçlü bir pazarlama ve Türkiye’de bulunan borsa ile fiyat ve destekleme alımına bile gerek kalmayacaktır. Selçuk Toramanoğlu, yaptığı açıklamada, 2000 yılında başlattıkları Türk fındığını Jayonya ve Çin başta olmak üzere Uzakdoğu ülkelerine tanıtma ve fındığa yeni pazarlar bulma çalışmalarını 2001 yılında atkif hale getirerek, bu ülkelere yapılan fındık ihracatında % 400 artış sağladıklarını belirtti.[8] Türkiye’de başta Ordu ve Giresun olmak üzere Karadeniz Bölgesi’nde üretilen fındığın önemli bir kısmı Avrupa’daki çikolata üreticisi büyük gruplara satılıyor. Fiyat konusunda bir istikrarı olmaması ve geçen yıl kentel (100 kilo) fiyatının bin 200 dolara çıkması sebebiyle, üreticiler kendilerine alternatif pazar aramaya başladı. İtalyan çikolata devi Feroro’nun Türkiye ile aynı iklim özelliklerine sahip ülkelere üretim yaptırdığı öğrenildi.[9] Görüldüğü gibi fiyat istikrarsızlığından dolayı önemli çikolata üreticileri alternatif çözümler bulmaya çalışmışlardır. Bu da dünya fındık üretimindeki liderliğimizin sarsılması anlamına gelecektir. 1970 yılında kaptırdığımız[10] borsayı acilen kazanmamız her açıdan acil ve zorunludur. , Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) fındık sorununun çözümü için harekete geçti. TOBB Başkanı Rıfat Hisarcılıklıoğlu başkanlığında 17.05.2006 tarihinde Ankara’ da yapılan “Fındığın Geleceği ve Yol Haritası” başlıklı toplantıya TOBB Başkan Yardımcısı ve ATB Başkanı Faik Yavuz, Fiskobirlik Genel Müdürlü Nihat Yılmaz ve yönetim kurulu üyeleri, Karadeniz’deki ticaret ve sanayi odaları  ile ticaret borsalarının yönetim kurulu üyeleri, ihracatçılar ve TOBB Yönetim kurulu üyeleri katıldı.[11] Dünya üretiminde ilk onda olduğumuz ürünler ise aşağıdadır.[12] DÜNYA ÜRETİMİNDE İLK ONDA OLDUĞUMUZ ÜRÜNLER Kayısı 1 İncir 1 Fındık 1 Salatalık 2 Mercimek 2 Karpuz 2 Domates 2 Bezelye 3 Biber 3 Koyun sütü 3 Patlıcan 3 Zeytin 4 Fıstık 4 Soğan 4 Pamuk 5 Elma 5 Üzüm 5 Şeker pancarı 5 Tütün 6 Çay 6 Koyun eti 6 Arpa 6 Koyun eti 6 Badem 7 Greyfurt 7 Limon 9 Keçi eti 9 Çavdar 9 Buğday 10 fındık üreticiden alış fiyatı bu gün itibarıyla yaklaşık 2.5 ytl iken  kuruyemişçide satış fiyatı ise yaklaşık 29 ytl civarındadır. Alış ile satış arasında bu kadar fark olan başka bir ürün var mı acaba.. Türkiye’nin Fındık İhracatı[13] 2001 255.893 636.027.664 2002 255.918 593.690.721 2003 217.176 878.754.034 2004 194.594 1.554.156.298 2005 223.805 1.874.495.771 Ülkelere göre Fındık üretimi (Ton) 2003   2004        2005   Türkiye 512.000 360.000 483.000 İtalya 60.000 100.000 70.000 İspanya 20.000 25.000 20.000 A.B.D. 34.000 30.000 25.000 Ara Toplam 626.000 515.000 598.000 1980 yılında ihracatımızın %13 ünü fındık oluştururken. IMF ve Dünya Bankasının basıları ile fındık alanlarının sökümü ve yanlış politikalarla bu oran %3,5 lara kadar gerilemiştir.[14] Fındıkta İsyan Ettiren Fiyat İstikrarsızlığı ve Borsasızlık  Fındık fiyatlarının oluşmasında, oluşturulmasında yönlendirilmesinde Dolar bazında meydana gelen istikrarsızlık2003-2006 yıllarına bakılırsa rahatlıkla görülebilir. 2004 yılındaki dramatik artışta doların TL bazındaki düşüşü etki etmektedir.[1] En dramatik konu da geçen yıl (2005 yılı) 5.27 dolar olan fındığın neredeyse iki katına kadar düşmüş olması ve bu durumun bölge insanı üzerinde ortaya çıkardığı psikolojik linçtir. [1] http://arsiv.sabah.com.tr/2006/09/07/eko110.html# Bu da yine cari bir borsanın ülkemizde olmamasından kaynaklanmaktadır. BORSANIN GETİRECEKLERİ Fındık ihtisas borsasının kurulması durumunda, işlem gören fındığın tahlili borsada yapılabilecek, ihracatta karşılaşılan bozuk fındık sorunu ortadan kalkacak ve borsada işlem gören fındık, AB standartlarına uygun hale gelerek tüketiciye ulaşacaktır. Borsa için önemli olan ürünlerin fiyatın düşük olduğu zamanlarda bekletilmesi sorunu konusunda ise, Emanet sistemine alternatif olarak lisanslı depoculuk sistemi önerilmektedir. Ancak lisanslı depoculuk fındık piyasasındaki fiyatları etkileyecek bir yöntem değil. Sadece ürünün satımının kontrollü olarak ötelenmesi sistemidir.[15] Fındık kulisini arkadan istediği gibi yönlendiren Cüneyd Zapsu”ya sormak gerek; dıştan fiyatları ayarlamak mı daha iyi, yoksa bir borsa oluşturmak mı?..[16]

 

 Zapsu neyin temsilcisi ”Fiyatları yüksek tutmayalım, ithalatçılar bize kızar” diyen veya düşüncesinde olan Cüneyd Zapsu, zamanında Türkiye”nin en önemli fındık ithalatçısı (yurtdışında) idi ve hammaddesi fındık ve çikolata olan Kinder Suprise adlı dünyada en çok satılan çocuk çikolatalarının Türkiye distribütörüdür. İtalyan kökenli Nutella”nın da bayisiydi sanırım. Bunun gibi ithalatçı 5-6 firmanın temsilciliğini yürütmektedir.[17] Fındığın fiyatının bu kadar düşük olmasının kime veya kimlere faydası var sorusu ile bu düşük fiyattan etkilenen milyonların hak ve menfaatlerinin karşı karşıya gelmesi bu günün sorunudur. Fındık borsasının oluşturulması açısından temel adımlardan birisi de TBMM ye sunulacak kanun teklifidir. TBMM Başkanlığına sunulan Fındık Üreticisinin Korunması ve Fındık İçin Devlet Politikası oluşturulması Hakkındaki Kanun Teklifine göre, fındık üreticileri ürünlerini depolamak için FİSKOBİRLİK depolarının kullanacağı bildirilmektedir. Ürünlerini veren üreticiye sertifika verilecek ve istediği zaman sertifikası karşılığında ürünlerini geri alabilecek veya o günün fiyatlarından satabileceği öngörülmektedir. Fındığın üretilmesi, depolanması, pazarlanması ve fiyatının devlet tarafından garanti ve koruma altına alınması için bir konsey kurularak Konsey üyeleri, devletin resmi temsilcileri, kooperatif üretici birlikleri ve sendika temsilcilerinden oluşacak. Konsey, her yıl en az 2 kez toplanacak.[18] Yalnız yasa teklifine katılmayacağımız önemli bir madde bulunmaktadır. Teklifin yasalaşıp yürürlüğe girmesinden itibaren 2 yıl içinde, düzlük arazideki fındık ağaçlarını söküp, alternatif ürün ekmek isteyen üreticilere, dönüm başına 3 bin YTL teşvik primi verileceği geçmektedir. Bu politik ve stratejik bir hatadır. Bu konuda yapılması gereken bu günden itibaren fındık dikiminin kontrol altına alınması her üreticiye yıllık azami fındık satım kapasitesini aşmayacak limitler konulması gereğidir. Yani bu günü değil yarını planlamak daha anlamlı olacaktır. Üreticiye tanınacak bu limitler son on yılın ortalama satış miktarı üzerinden belirlenebilir. Üreticiler bunun üzerindeki ürünü pazara getiremeyecektir. Ama her halükarda varolan fındık alanlarının sökülmesi stratejik açıdan büyük bir hata olur.

 

 YA FINDIK ÜRETİCİSİ Ekseriyetle Milli Gelire sağladığı katkı sürekli düşen ve her yıl artan rakamlarla yine sürekli göç veren bir coğrafyada yaşayan (D.KARADENİZ). Düğününü, yıllık alışverişini (gıda, giyim, yakacak), çeşitli tamirini, eksiğini, gediğini v.b sadece bu paraya endeksleyen başkaca da bir geliri olmayan insan grubu. Vatanına, milletine bağlı, eylem, grev, isyan nedir bilmeyen İki gönül alıcı söze kanmaya dünden razı! bir garip Anadolu insanıdır fındık üreticisi. Son eylemi de artık canına tak etmesinin bir tepkisidir. Bu mitingde aslında üretici kendi bile kendine inanamamıştır nasıl böyle büyük bir tepki verdiğini. Üretici 2004 yılında dondan ağlamıştır. 2005 te gülmüş ama hala parasını alamamışken 2006 yılında da korkunç düşük fiyatlarla gülemez ve ağlayamaz duruma gelmiş şaşkınlık ve şok içindedir. Ordu ve Giresun”da üretici fındığını, 5-6 YTL”ye dahi satamaz iken, büyükşehirlerdeki satış fiyatları kiloda 20-25 YTL arasındadır, bu fiyat farkını üretici adına avantaj haline getirmek için, Fiskobirlik, ürünlerini Türkiye çapında zincir marketlerde pazarlamalı ve karı üretici ile bölüşmelidir.[19]

Dr. AHMET FİDAN tarafindan yazilip  günes gazetesinde yayinlanmistir.

 

Yazı kategorisi: FINDIK BORSASI | » yorum bırak;

GiRESUN TARiHi ve FINDIK

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

 

Giresun’un adının menşei hakkında iki farklı görüş vardır. Bunlardan birincisini ünlü seyyah Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde şöyle ifâde etmektedir. Giresun Kalesi Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde Muhâsip Mahmûd Paşa tarafından fethedilmiştir. Fâtih, kale fetholunurken, Mahmûd Paşaya; “Bu gece kale altuna giresun!” diye ferman edince, kaleye tüneller vâsıtasıyla girilip fethedildiğinden Giresun denmiştir. İkinci olarak adının “kiraz” (Karesus veya Keressea)dan geldiği rivâyet edilir. Lâtinler bu şehre “Chirizonda, Kerasounde, Cera Sonte” demişlerdir. Romalı kumandan Lucullus, kiraz ağacını Giresun’dan alarak, Roma’ya getirmiş, buradan dünyâya yayılmıştır. Türkler, Giresun’a hâkim olunca ilk önce “Kerasun” dediler. Zamanla bu kelime halkın dilinde “Giresun” olarak yerleşti. Giresun’un ilk sâkinleri Orta Asya’dan gelen Tiberanler, Kalipler ve Mosineklerdir. M.Ö. 1100 senelerinde demircilikle uğraşıyorlardı. Hitit İmparatorluğunun yıkılışından sonra Frigya Konfederasyonuna katıldılar. Frigyalılardan sonra Miletliler (Miletoslar) bölgeyi ele geçirdiler.Giresun liman şehri İyonya (Batı Anadolu) kolonisi olarak kurulmuş, fakat İyonya hâkimiyeti sâhilden öteye girememiştir. M.Ö. 6. asırda Perslerin istilâsına uğramıştır. Makedonya Kralı İskender burasını ele geçirememiştir. Pers asıllı olup bilâhare Yunanca konuşan ve Hıristiyanlaşan (Ortodoks olan) Pontus Krallığı bu bölgeye, Kuzey Karadeniz ve Kırım’a hâkim olmuştur.

 

 Roma İmparatorluğu M.Ö. 2. asırda Lucullus emrinde Roma ordusunu göndererek Mithridates’in direnmesine rağmen Pontus Krallığı, bir eyâlet şeklinde Roma İmparatorluğuna bağlandı. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu parçalanınca bu bölge bütün Anadolu gibi, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu fâtihi ve Anadolu’da Türk devletini kuran Kutalmışoğlu Birinci Süleymân Şah tarafından fethedildi. Haçlı Seferleri esnâsında Türkler, bir müddet buradan çekildi ve yeniden bu bölgeyi Bizanslılar istilâ etti. 1204’te Dördüncü Haçlı Seferinden sonra burası Trabzon Bizans İmparatorluğunun eline geçti. Türkler, Giresun’u 1381’de geri aldılar. Selçuklu Devleti yıkılınca bölge, Canik Beyliğinin eline geçti. Yıldırım Bâyezîd devrinde Osmanlı Devletine ilhak edildi ise de, kesin olarak Fâtih devrinde 1461’de Osmanlı Devletine dâhil oldu. Osmanlılar devrinde, Trabzon beylerbeyliğine (eyâletine) bağlı bir kazâ merkeziydi. Cumhûriyetten az önce 1920’de müstakil mutasarrıflık (vilâyet- il) oldu. Birinci Dünyâ Harbi sonunda Giresun gönüllü birlikleri, Rusların Giresun’u işgâlini önledi. Giresun gönüllü birlikleri İstiklâl Harbinde de büyük yararlıklar gösterdiler. Cumhûriyet döneminde bütün mutasarrıflıkların il olması üzerine Giresun da il olmuştur.

 

 

 

Yazı kategorisi: GiRESUN VE FINDIGIN TARiHi | » yorum bırak;

FINDIKKURDUYLA MÜCADELE !…

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

 

 

 

Tanımı ve Yaşayışı:

Ergin dişinin kabuğu virgül yada midye biçiminde koyu kahverenkli 2.5 – 3 mm uzunluktadır. Portakal sarısı larva kabuklarının bulunduğu ön kısım dar, arka kısım ise daha geniştir. Erkek pupa kabuğu daha küçük, dar ve uzundur. Yumurtalar oval ve beyaz renklidir. Hareketli larva açık sarı renklidir.

Kışı yumurta döneminde ergin dişinin kabuğu altında geçirir. Yumurta mayıs başlarında açılır. Çıkan larvalar dal ve yapraklara dağılır. İki larva dönemi geçirdikten sonra temmuz ayında ergin dişiler görülmeye başlar. Bunlar kanatlı ergin erkeklerle çiftleşerek yumurtlarlar. Bir dişi ortalama 66 yumurta bırakır. Bu zararlı Karadeniz bölgesinde yılda bir döl verir.

Zararı: 

Zararlı yaprak, gövde ve dallarda bitki özsuyunu emerek beslendiklerinden bitkinin zayıflamasına ve yoğun bulaşmalarda dal kurumalarına neden olur.

Mücadelesi: 

Her bir dal örneğinde 5 canlı yumurta bulunduran birey varsa o bahçede ilaçlamaya karar verilir. Zararlının kışlayan yumurtalarına karşı Şubat-Mart aylarında ve tomurcuklar patlamadan önce bir kış mücadelesi uygulanabilir. Öte yandan yumurtadan çıkan larvalara karşı Mayıs ayında ve çıkışın % 70-80′ i bulduğu dönemde yaz ilaçlaması yapılabilir.

 

Yazı kategorisi: FINDIK ZARARLILARIYLA MÜCADELE | » yorum bırak;

YAZ TATİLLERİ FINDIK BAHÇESİNDE…

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

 

Uzun yıllar önce, küçükken, çocukluğumda her sene yaz tatilini Türkiye de geçirmek üzere ailecek yola koyulurduk. Önce haftalar öncesi yapılan hazırlıklar kontrol edilir, Türkiye’ deki akrabaların tümüne hediye alınıp alınmadığı tespit edilirdi. Yapılan hesap doğru çıktığında malzemeler bavullara yerleştirilirdi, eğer bir eksik varsa son anda mutlaka tamamlanırdı.İstisnasız kim varsa sülalede onu mutlaka bir hediye beklerdi. 
Okulun son günü, karneler dağıtılır dağıtılmaz eve koşardık. Zaten o saate kadar Annem de tüm hazırlıkları tamamlamış olup bizi, kardeşlerimin okuldan gelmesini ve Babamın da işten gelmesini beklerdi. Hatta yolculuğumuz boyunca yiyebileceğimiz, börek ve köfte gibi yolda bizi üç gün idare edecek yiyecekleri bile hazırlamış olurdu. Sonra hep beraber arabamızı yüklerdik, arka bagaj yetmezdi arabanın üzerine de bir bagaj atılırdı, hatta orası da yetmezdi arabanın içine, arka koltukların ayak kısmına da bir şeyler yerleştirilirdi. Ve ayrıca o arka kısım bize yatak şeklinde hazırlanırdı. Komşuların yolcu etmesiyle ve arkamıza su dökmesi ile başlardı yolculuğumuz. Kimi komşu üzgün yine bir sene izine gidemeyecekleri için, kimileride en kısa zamanda bizim arkamızdan yola çıkacakları için hem sabırsız hem de heyecanlı bir şekilde bizi yolcu ederlerdi. Yol boyu memleket türküleri dinlerdi Babam, arada da kendi söylerdi, heyecan ve özlem memlekete yaklaştıkca artardı çünkü. Yollar o kadar uzundu ki arada sormadan edemiyorduk:‘Daha ne kadar var Türkiye‘ye ’ diye.
Benzin alma ve ihtiyaç molası dışında yolculuğumuz sırasında pek durup dinlenmeyi ailecek istemezdik biran önce memlekete ulaşmak için. Almanya’ dan sonra Avusturya’ ya geçilirdi, Avusturya’ dan sonra yolculuğumuzun en fazla zamanı Yugoslavya’ da geçerdi, git git bitmek bilmiyordu, nihayet Yugoslavya’ yı geçtikten sonra Bulgaristana ulaşmış oluyorduk, en kısa süren memlektede orası olurdu, Bulgaristan demek Türkiye’ ye çok az kaldı demekti, üç saatde geçerdik Bulgaristanı. Ve Kapıkule’ ye ulaştığımızda dünyalar bizim oluyordu, karşımızda dalgalanan Türk bayrağını görür görmez, yolculuğun getirdiği yorgunluktan eser kalmazdı, içimizde de bir dalgalanma başlardı. İnanılmaz sevinirdik, heyecanlanırdık. Kapıkule’ ye ulaşan tüm gurbetçilerin yüzündeki o heyecanı o mutluluğu görmek inanılmaz, o an memleket hasreti ile yollara koyulmuş insanların Kapıkule gümrüğünün önünde oluşturdukları kuyrukta, sabırsızlıkla memleketlerine giriş yapmayı bekleyen, o insanların duygularını hissetmek gerçekten çok büyük bir ayrıcalık. Memleketin bazı gerçekleri ile gümrükte, giriş yapar yapmaz karşı karşıya kalsak da, sevincimizden, heyecanımızdan bir şey eksilmezdi. Gümrük memurlarına mutlaka bir şekilde rüşvet teklif edilirdi işlemleri hızlandırmak için, teklif etmeyi unutanlar da zaten memurlar tarafından uyarılıyordu.
Gümrüğü geçer gezmez soluğu Hürriyet’ in tesislerinde alırdık, güzel bir ayran içip yolculuğumuz boyunca yemek zorunda kaldığımız yolluklardan sonra farklı bir şey yemek için. Daha önümüzde bir günlük bir yolumuz vardı, Giresun a gitmek neredeyse bir o kadar yol daha gitmek demekti. Ama bundan sonrası yolculuğun güzel kısmıydı, çünkü memleketinde yolculuk yapıyorsun, memleketin her türlü doğa güzelliğini hayretler içersinde seyrede seyrede giderdik. Samsuna yaklaştığımızda denizi kim önce görecek diye idaaya girerdik. Denizi görmek demek de, Giresun’a fazla kalmadı demekti. Karadeniz kıyısından devam ederken yolculuğumuz, kendimizi asıl memleketimize gelmiş hissederdik. Karadenizin o eşsiz, yeşilin her türlü tonunun mevcut olduğu o doğasını seyretmek insanın ruhunu öyle bir okşuyordu ki ve aynı zamanda da ne kadar şanslı olduğumuzu düşünürdüm böyle bir memlekete ait olduğumuz için. Denizi, Doğası ve Karadeniz’ in insanları, insanların kendine öz, diğer memleketlerden çok farklı gelenekleri, görenekleri ve şiveleri. Karadeniz havası ile temas eder etmez, bizde başlardık Karadeniz şivesini taklit etmeye, Babaanneme öykenirdik (taklit ederdik) ve çok eğlenirdik. Giresun’a yaklaştıkca neşemizde artıyodu
.Ve nihayet memlekete ulaştığımızda nerdeyse yolun kenarında durup sevincimizden horon tepecek kadar mutlu oluyorduk. Ama durmak yok, biran önce Keşap’a. Anneannem yolumuzun üzerinde Aksu’ da kalıyordu o zamanlar, bizde evvela oraya uğrardık onlarda zaten bir şekilde aşağı yukarı tahmin ediyorlardı ne zaman geleceğimizi ve yemek hazırlamış oluyorlardı. Nerde şimdiki gibi cepten arayıp, şurdayız buradayız, iki üç saat içinde geleceğiz diyebileceğimiz imkanlar. En son Almanya’dan evden çıkmadan telefon ile haber verilirdi.Hatta daha önceleri evde telefon yokken, mektup ile haberleşildiği dönemler daha da bir sürpriz etkisi oluyordu insanların karşısına çıktığımız zaman.Öyle bir mutlu durumdur ki o, en sevdiğin akrabalarına kavuşmak, Anneannem, Teyzelerim ve Dayım. Annemin mutluluğunu görmek zaten yetiyodu bana. Annesine ve kardeşlerine kavuşma sevinci ağlatıyordu bile zaman zaman. Hasret tam giderilmesede kendi evimize de gitme zamanı gelirdi ve mutlaka teyzemlerden biri bizimle gelirdi. Teyzelerim benim için ‘Teyze’ değil de arkadaş gibilerdi. Onlarla bütün yazı geçirmek çok eğlenceli oluyodu.
Nihayet eve geldiğimizde de duyan, gören bütün akrabalar akın ediyodu bize. Genelde Dedem ve Babaannem ya yaylada ya da köyde olurlardı yaz aylarında. Onların yanına da mutlaka ertesi gün ziyarete gidilirdi, ya yaylaya ya da köye. Yaz aylarının ilk dönemlerinde yaylada olurlardı, çünkü Babaannemin orada inekleri ve camışları olurdu. Ayrıca ot biçilirdi yaylada yaz döneminde, kurutulur ve daha sonrada balya yapılıp köye getirilirdi. Yayla dönemi tam bitmeden fındık zamanı başlardı. Fındık zamanı Babaannem ve Dedem köye gelirlerdi, fındık için hazırlıklar yapılırdı. Fındık toplamaya ırgatlar gelirdi köye, onlara Babama ait olan köydeki ev verilirdi fındık toplatılana kadar, genelde en fazla 15 gün içinde toplanırdı Fındık, tabi ırgat sayısına ve çalışmalarına görede değişirdi. Ama Dedemin yanında iyi ve çabuk toplamaktan başka çare kalmıyordu zaten. İyi derken, disiplinli bir şekilde, sabah çok erken başlanırdı fındık toplamaya ve elinin çabuk olması gerekirdi Dedem için çalışan ırgatın ve ayrıca bir tek ağaca bile zarar vermeden toplanılmasını isterdi. Dal kırma falan olduğunda kaçacak yer aramak gerekiyordu Dedemin bastonunu bir yerine yememek için. Benim başıma gelmedi ama kardeşim o bastondan nasibini aldı bir keresinde. Evet bizde ırgatlarla beraber, yaz tatili falan dinlemeden fındık bahçesinde güzel güzel hiç itiraz etmeden topluyorduk fındığı. Valla heralde çocuklukdan olsa gerek bir kerede sorsakya, bizim ne işimiz var fındık bahçesinde diye, biz tatile gelmedik mi? Hani nerde kaldı Karadeniz? Köyden pek görünmüyordu deniz falan, ancak dere görünüyordu. Derede de yüzülmezdiki. Yaa, sen taa Almanya’ dan koşa koşa gel Türkiye’ ye, senmisin koşa koşa gelen, alıp seni çıkarırlar işte böyle köye, yaylaya. Ondan mıdır nedir oldum olası sevememiştim pek köyü ve yaylayı, yani!
Zaman geldi geçti, artık fındık falan toplamıyoruz kendimiz, yarıcımız var sağolsun, ömrü uzun olsun, o hallediyor. Zor iş valla. Artık köyede, yaylayada canım ne zaman isterse o zaman gidiyorum, oda günü birlik. Sabah gidiyoruz akşam geri dönüyoruz, oda o muhteşem manzaraları seyretmek için ve yayladaki etinde tatının çok lezzetli olmasından dolayı. Ayrıca o temiz havayı tenefüs etmek ve yaz ile beraber gelen o dayanılmaz sıcaklardan da biraz uzaklaşıp serinlemek için.

Bu yazı Gülen Akşen tarafından yazılmıştır

Yazı kategorisi: FINDIKLIK HiKAYELERi | » yorum bırak;

FINDIGIN DERDi

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

SEVGİ ÜNAL

Gizli cennet Maçahel’e gittiğimde, “Bayır aşağı sarkan ağaçlardan fındık toplamak istiyorum,” demeseydim, bu yazıyı yazmayacaktım belki de. Oradaki fındık ağaçlarından birinin bürümcük yaprağı bir şeyleri anlatmak istercesine kazara gözüme girmeseydi, Karadenizli üreticinin feryatları kulağımda yankılanıp durmasaydı, Kaçkarlar’ın zirvesinden yorgun argın inerken, enerji versin diye bir avuç fındık uzatılıp “Çok fazla yeme, ishal yapar” denmeseydi, söz dinlemeyip 36 saatlik bir otobüs yolculuğunda avuç avuç fındık yediğim için gecenin bir vakti otobüsü durdurtarak tuvalete koşmasaydım; geçtiğimiz kış, fındığın marketteki fiyatının 50 liraya dayandığını görmeseydim, Terzi Fikri aklıma gelip durmasaydı, Türkiye’deki fındık meselesinin mide bozucu değil, düpedüz sinir bozucu olduğunu fark edemeyecektim.
Reklam filmi çekip fındık şöyle yararlı, böyle faydalı, demekle olmuyor işte. Üreticiden üç kuruşa alınan fındık, tüketicinin karşısına altın alıyormuş gibi hissetmesine yol açacak denli fahiş fiyatlar dayatılarak geliyorsa, bu işte bir çapanoğlu var, demek lazım gelir. Üstelik, bu mesele yeni de değil. “Kendi kendine yeten bir tarım ülkesiyiz,” diyerek kandırıldığımız dönemlerde de fındık üreticisi ve dahi tarım sektöründeki bütün üreticiler aynı sancıyı yaşıyordu. Emek her daim sömürüyle karşılık buluyordu.
Son günlerdeki fındık alım fiyatı tartışmaları durumun artık tahammül sınırlarını aştığını gösteriyor. “Fındığı ve bizi yok ettiniz,” diye milletvekiline feryat ediyorsa üretici, bunu güvenlik güçleri tarafından bastırılması gereken bir arbede olarak görmekten daha fazlası yapılmalıdır. Sendikal hakları engellenmeye çalışılmamalı ve gereken iç hukuk düzenlemeleri de bir an önce yapılmalıdır.
Yapılmalıdır diyorum da, kendim bile inanmıyorum. Benim bu ümitsizliğime kaç avuç fındık yesem iyi gelir acaba? Çünkü, fındık meselesindeki adaletsizlik dünle bugünün konusu değil. 30 yıl önce de aynı durum yaşanıyormuş zaten. Hatta, devrimin halklardan güç alarak yapılabileceğine olan inancını hep sağlam tutarak, yönetime halkı da katarak, kısa sürede Fatsa’da geniş çaplı bir dönüşüm gerçekleştirmiş olan Terzi Fikri, 1968′den sonra Karadeniz’deki emekçilerin örgütlenmesine ön ayak olurken, Samsun’dan Trabzon’a kadar olan bölgede, “Fındıkta Sömürüye Son” mitingleri düzenlemiş ve konuşmacı olarak bu mitinglerde yer almış. 1978-79 yıllarında, Giresun ve Ordu yörelerinde yapılan “Fındıkta Sömürüye Son” mitinglerinin örgütlenmesinde de aktif olarak çalışmış. Yani, fındıkta adaletsizlik hep varmış.
Kabuk kırılır…
Karadeniz bölgesi, insanına coşkuyu ve asiliği delice dalgalarıyla ferman etmiş bir denizle burun buruna ve her daim yan yana, kol kola, iç içe olduğu yemyeşil dağlarla örtülü. Dağ görgüsü başka şeye benzemez. Hırçındır ama adam eder insanı. Fındık toplayıcısı, yamaca bırakır kendini hiç düşünmeden fındık ağacıyla sarmaş dolaş olarak. Bu onların yıllardır sürdürdükleri hasat dansıdır ve her dakikası emeğin insan hayatındaki sınanmasıdır.
Fındık dediğin nedir ki, şuncacık bir enerji deposu ya da içkinin yanında iyi giden bir çerez, demeyin sakın. Yamaçtan aşağıya boynunu eğmiş bir fındık ağacı, taşıdığı her bir fındık tanesini düşmesin diye nasıl sıkı sıkı tutuyorsa işte öyle bir güçle direnmeli, dayanmalı bu adaletsizlik senaryosuna. Çünkü aynı oyun, tütün için de, pamuk için de, buğday ve diğer tarım ürünleri için de oynanıyor. Ve Türkiye çok uzun yıllardan beri kendine yetebilen bir tarım ülkesi olmayı beceremiyor. Genleriyle oynanmış ithal mısırları ve buğdayları yemek zorunda bırakıldığımız için mi sesimiz çıkmıyor? Bunun için mi vakti zamanında dönüşümün en güzel örneğini yaşamış bir coğrafyada toplanan fındıkların ne yapılacağı, kaça alınıp kaça satılacağı bir türlü düzenlenemiyor?
İhtiyacımız olan, bir avuç fındık ve halka hak ettiği dönüşümü gerçekleştirebileceğine dair inancının avuçlara sığmayacak kadar çok olduğunun hatırlatılması. Bir avuç fındık iyi gelir. Fazlası neme lazım bozar mideyi. Bir avuç hak elde etme mücadelesi bazılarına vız gelir. Milyonlarca mücadeleci bir araya geldiğindeyse hak gelir, hukuk gelir.
Fındık yerken, çileli bir yolculuğun güncesini okur gibi olmalı insan. Dimdik yamaçlardan başlayan ve tozlu tezgahlarda son bulan debdebeli bir yolculuktur bu. Kabuk kırılır yen içinde kalır. Fındığın çilesi bülbüle dert olur. Ümitsizce söyler durur; yine yeşillendi fındık dalları, işte yeşillendi fındık dalları, zaten hep yeşildi fındık dalları. Ah o fındık dalları!

Yazı kategorisi: FINDIKLIK HiKAYELERi | » yorum bırak;

FINDIK FIYATLARI NASIL BELIRLENIR ?

Yazan: findik28 Nisan 27, 2008

SON AYLARIN EN TARTIŞMALI ÜRÜNÜ:     FINDIK

Geçmişi, insanlığın yerleşik hayata geçmeye başladığı Cilalı Taş Devri’ne kadar uzanan tarım, dünyanın en eski ve en köklü uğraşı alanıdır. Cilalı Taş Devrinden günümüze kadar insanoğlu pek çok bitkiyi ekip dikmiştir. Fındık bu bitkilerden günümüze gelenlerdir. Türkiye için çok büyük önemi olan fındığın bir çok çeşidi mevcuttur.
M.Ö. IV.Yüzyılda Çin’de Giresun’a geldiği rivayet edilen fındık bu yörede en uygun ekolojik ortamını yakalamış ve tüm dünyaca kabul edilen kaliteye ulaşmıştır. Dünyada 5 kıtada ve ülkemizde 550 Bin Hektar alanda 400 Bin aile tarafından fındık üretimi yapıldığı tespit edilmektedir.
Fındık yöre insanı için tek,alternatifsiz ve önemli bir geçim kaynağıdır. Tüm sosyal ve ekonomik olaylar fındık hasadına ve fındığın fiyatına bağlı olarak şekillenir. 2.5 Milyon insan doğrudan, 8 milyon insan dolaylı olarak fındıktan geçimini sağlamaktadır.
Tarım ürünleri içinde 2 milyar dolara yaklaşan ihracat girdisi ile en yüksek getiriye sahip olan fındık hiç şüphesiz korunmalıdır.
Fındıktaki yağ yüksek oranda doymamış yağ asitlerinden oluşmuştur . % 60 – 70 oranında olan bu yağ insan metabolizması için hiç bir tehlike içermezken aksine oldukça yararlıdır. Fındık yağı vücut ısısının korunmasından, yağda eriyen vitaminlerin taşınmasına kadar bir çok görevi yerine getirmektedir.Fındık yağındaki Linoleik asit vücut tarafından üretilmez dışarıdan alınır. Linoleik asitler kanda kolestrolün yükselmesini önler, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etki yapar.
Fındık insan vücuduna yararlı karbonhidrat, protein ve yağ ile metabolizmayı düzenleyen B grubu vitaminler yönünden zengin bir kaynaktır. B2 ve B6 vitaminleri kan yapıcı olup ruhsal gelişim için de oldukça önemlidir. Bu özelliği ile gelişme çağındaki çocuklar için oldukça önemli bir besin kaynağıdır. Fındık E vitamini açısından da oldukça zengindir. E vitamini kalp sağlığı açısından önemli bir vitamin grubu olup , alyuvarların parçalanmasını önleyip,kansızlığa karşı olumlu etki yaratır. E Vitamini kanser yapıcı etmenlerin oluşmasını engeller, oluşmuş ise onları etkisiz hale getirir, metabolizmayı korur. Kemik ve diş yapısının sağlığı için gerekli olan Kalsiyum, kan oluşumunda önemli görevi olan Demir, büyüme ve cinsiyet hormonlarının gelişiminde rol oynayan Çinko , bitkisel kaynaklar içinde en çok fındıkta vardır. Sinirlerin uyarılmasını, kan dokularının çalışmasınısağlayan Potasyum, Magnezyum ve Kalsiyum içeriği yüksek , Sodyum miktarı düşüktür. Beslenme uzmanları fındığın tüm bu özelliklerinden kaynaklı olarak fındık ve fındık ürünlerine günlük öğünlerde daha fazla yer verilmesini önermektedirler.
Bunun yanı sıra Karadeniz bölgesinin coğrafik ve ekolojik yapısına en uygun ürün fındıktır. İnce tabakalı ve geçirgen toprak yapısı bol yağış nedeni ile yağmur erozyonuna maruz kalmaktadır ki fındık erozyonu engelleyen güçlü bir bitkidir. Yine iklim şartlarına bağlı olarak fındık doğal yetişme ortamı bulmakta verim ve kalite o oranda yüksek olmaktadır.
Fındık kış aylarında çiçeklenen ve döken tek bitkidir. Dişi çiçeklerin çanak yapraklarına “Çotanak” denir.Yukarıda da değinildiği üzere fındığın çok çeşidi vardır ve ülkemizde kültür fındık ağaçları 5-6 metre büyüyebilmektedir. Fındık Ağustos ayında olgunlaşıp hasat edilir ve Eylül Ekim aylarında pazara indirilmeye başlanır.
Türkiye’de fındığın organize alımlarını en büyük üretici birliği olan Fiskobirlik yapmaktadır. Fiskobirlik aldığı fındıkları çeşitli işlemlerden geçirdikten sonra piyasaya sunmaktadır.
Yeryüzünde 36-41 derece Kuzey enlemlerinde ve kendine özgü iklim koşullarında yetişen fındık, kıyılardan 30 km içeride ve yüksekliği 750-1000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün verir. Türkiye, İtalya , İspanya ve Amerika fındık yetiştirilen başlıca ülkelerdir. Türkiye yıllık dünya üretiminin %70 – 75 ‘ini gerçekleştirmektedir. Dünya üzerinde fındık üreten ülkeler ve ortalama rekolteleri şu şekilde tespit edilmiştir;

İtalya 105 Bin Ton
Amerika 15-20 Bin Ton
İspanya 25-30 Bin Ton
Gürcistan Ve Azerbaycan 50 Bin Ton
Türkiye 550-600 Bin Ton

  
     
Ülkemizde Fındık Üretimi ve İşletme Büyüklükleri

Yoğun olarak Karadeniz Bölgesinde yetiştirilen fındık, bugün ülkemizin 33 ilinde üretilmektedir. Ekonomik olarak 395 bin aile yaklaşık 540 bin hektar alanda fındık üretimiyle uğraşmakta olup, bu da tahminen 2 milyon nüfusa tekabül etmektedir. Fındık üretimi yapan işletmelerin %61′inin, başka bir ifade ile 240 bin işletmenin (Trabzon, Giresun ve Ordu illerinde) tek geçim kaynağını fındık oluşturmaktadır. 1991 tarım sayımı sonuçlarına göre ortalama fındık işletme genişliği 14.5 dekar olup, toplam işletmelerin %48′i 20 dekarın altında, %97’si ise 100 dekarın altındadır. Ülkemizdeki ortalama işletme büyüklüğü (59 dekar) dikkate alındığında fındık işletmelerinin (bahçelerinin) 4 kat daha küçük olduğu görülmektedir.


Dünya Fındık Üretimi ve Başlıca Üretici Ülkeler (1000 Ton)

ÜLKELER

1992

1993

1994

1995

1996

1997

1998

1999

2000

2001

2002

2003

2004

Türkiye

520

305

490

455

446

410

580

530

470

625

510

530

480

İtalya

100

75

127

120

120

98,7

127,6

138,7

119

120

130

115

140

İspanya

23

12

24

15

6,5

25

16,5

27,8

17,8

26,2

22

26

28

ABD

20

34

20

35

17

42,6

14

36,3

20,4

43,5

38

41

43

Dünya

656

425

694

633

613

600

767

802

691

875

790

820

810

Dünya fındık üretiminde ilk sırada yer alan ülkemiz dünya üretiminin yaklaşık % 70 ini oluşturmaktadır.Ülkemizdeki dikim alanlarındaki artışa paralel olarak üretimde meydana gelen artış ve özellikle İtalya ve İspanya’nın üretimi artırması Dünya fındık üretimini artırır iken tüketimde çok fazla artış olmaması (Gelişmiş ülkelerde nüfus artışı negatif olmaktadır) bazı yıllar ülkemizde büyük miktarda fındık stoklarının oluşmasına neden olmakta ve ülke ekonomisi bu durumdan olumsuz etkilenmektedir.

Beslenmemizde önemli bir yeri olan fındık günlük yaşantımızda çok geniş şekilde tüketilen bir yiyecek olmamakla birlikte, çerez olarak , çeşitli işlenmiş şekillerde ve birçok yiyeceğe katılarak tüketilmektedir.

Fındık kabuğu ülkemizde çoğunlukla yakacak maddesi olarak kullanılmaktadır. Oysa fındık kabuğu çeşitli sanayi kollarında (Kontralit , Sunta , Yer Muşambaları, Plastik, Boya, Parlatma Yağı v.s.) hammadde olarak çok rahat kullanılabilir.

Fındık dünyada en çok aranan kuru meyve özelliğini yıllardan beri korumaktadır.Kuru meyveler arasında kullanım alanı % 35 civarında olan fındığın yaklaşık % 75 i ülkemizden ihraç edilmektedir.

Yıllardan beri ülkemizin geleneksel ihraç ürünlerinden olan fındıkta, 1995 yılında 185 bin ton iç fındık ihraç edilerek 590 milyon dolar, 1996 yılında 143 bin ton iç fındık ihraç edilerek 443 milyon dolar, 1997 yılında 138 bin ton, iç fındık ihraç edilerek 621 milyon dolar, 1998 yılında 137 bin ton iç fındık ihraç edilerek 579 milyon dolar, 1999 yılında 121 ton iç fındık ihraç edilerek 443 milyon dolar, 2000 yılında 112 bin ton iç fındık ihraç edilerek 367 milyon dolar, 2001 yılında ise 174 bin ton iç fındık ihraç edilerek 485 milyon dolar döviz girdisi sağlanmıştır. Türkiye’nin ihracat yaptığı ülke sayısı arttıkça ihracatta da önemli artışlar sağlanmıştır 2002 ve 2003 yıllarında görülen artışa paralel olarak 2004-2005 ihracat sezonunda ilk kez 2 milyon dolar barajı aşılmıştır.

Dünya Fındık Üretimi

Dünyada fındık bütün kıtalarda yetiştirilmekle birlikte üretimin en fazla olduğu yer Asya kıtasıdır ( Kuzey Anadolu Bölgesi). 

Türkiye’nin dışında ticarete yönelik üretim yapan ülkeler; İtalya ve İspanya dır. ABD, Rusya, Yunanistan, Çin, İran, Romanya ve Portekiz’de de fındık yetiştirilmesine rağmen, üretimin az olması nedeniyle dünya ticaretinde söz sahibi değildirler.  

Tablonun da incelenmesinden görüleceği gibi Dünya fındık üretiminde Türkiye’nin payı son yıllarda %66-%78 arasında değişmektedir. Tablodaki ülkelerin dışında fındık üreten ülkeler arasında İran (11 bin ton), Fransa (5 bin ton) ve Yunanistan (2,5 bin ton) gelmektedir.


Türkiye Fındık Üretimi
Dünya fındık üretiminde ilk sırayı alan ülkemizde fındık tarımı yapılan bölgeler üç gruba ayrılmaktadır.I. Standart Bölge: Artvin, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu illerinin sahil kesiminde dar bir şerit içerisinde uzanmaktadır. Bu bölge aynı zamanda eski fındık üretim bölgesi olarak adlandırılır. Bu bölgede verim daha düşük, üretim dalgalanmaları da diğer bölgelere göre daha fazladır. Bölgedeki en kaliteli fındık Giresun’da yetişmektedir.
II. Standart Bölge: Samsun ilinin Terme ilçesinden başlayarak Kocaeli iline kadar devam eden sahil şeridini kaplar. Bu bölgede denize paralel yüksek dağlar bulunmadığından, fındık iç kısımlara kadar yayılmıştır. Bu bölgede fındık üretiminin geçmişi 40-50 yıla dayanmaktadır. Dolayısıyla bu bölgedeki bahçeler daha genç ve daha düzenlidir. Bölgedeki fındık bahçesi verimleri I.Standart bölgeye göre daha yüksektir (arazi yapısının daha düz ve toprak derinliğinin daha fazla olması gibi nedenlerle). Verimin yüksek oluşu dikim alanlarının bölgede artmasına neden olmuştur.
Çerezlik Bölge: Çerezlik üretim yapan iller ülkemizin çeşitli bölgelerine yayılmıştır. Bu illerimizde yetiştirilen fındıkların dış ticaret yönünden pek fazla değeri yoktur. Üretildikleri il veya çevresindeki iller tarafından taze veya çerezlik olarak tüketilmektedir.

 

Fındık Dikim Alanları ve Üretim Miktarları

Yıllar

Dikim Alanı(100 Ha.)

Dikim Alanı İndeksi

Üretim Miktarı (Ton)

Üretim İndeksi

1950

205

100

26.057

100

1960

256

125

58.470

224

1965

274

134

62.000

238

1970

288

140

255.000

979

1975

387

189

317.000

1.217

1980

428

209

250.000

959

1985

473

231

180.000

691

1990

514

262

375.000

1.439

1994

540

263

490.000

1.880

1995

540

263

455.000

1.746

1996

540

263

446.000

1.712

1997

540

263

410.000

1.573

1998

540

263

580.000

2.226

1999

540

263

530.000

2.034

2000

540

263

470.000

1.804

2001

540

263

625.000

2.398

Tablonun incelenmesinden de görüleceği gibi 50 yıllık dönemde fındık dikim alanları yaklaşık 2.5 kat artış göstermişken, aynı dönemde üretimdeki artış yaklaşık 200 kat
olmuştur.

Fındık dikim alanlarındaki gelişmelere baktığımızda;

I.Standart Bölge (Ordu, Giresun,Trabzon, Rize, Artvin) 1960 yılında toplam fındık alanının yaklaşık %90 ‘ını oluşturur iken, 2001 yılında dikim alanı 380 bin hektara çıkmasına rağmen toplam alan içindeki payı %70′e düşmüştür.

II.Standart bölge (Samsun ve batısında kalan Karadenize sahili olan iller Kocaeli dahil) ; toplam fındık dikim alanlarının 1960 yılında yaklaşık 30 bin hektar alanla %10′unu oluşturur iken, 2001 yılında bu miktar 160 bin hektara çıkarak toplam alanın % 30′unu oluşturmuştur.


Türkiye’de İşlenmiş Fındık Üretimi
Ülkemizde iç fındığı işleyerek mamul hale getirme çalışmalarına 1963-64 sezonunda başlanmıştır. Fındık işleme sanayiinin ürünleri üç gruba ayrılmaktadır.Birinci Jenerasyon ürünler; Kavrulmuş, beyazlatılmış, kıyılmış, dilinmiş toz ve ezme fındık çeşitleri.

 

İkinci Jenerasyon ürünler; Fındık füreleri, krokanlar ve nugatlar.

Üçüncü Jenerasyon ürünler; Fındık filipsleri, fındık drajeleri ve araştırması süren diğer ürünler.

Son yıllara kadar sadece kabuklu ve iç fındık ihraç eden ülkemiz, fındık sanayiinin gelişmesi sonucu işlenmiş fındık ihracatına ağırlık vermeye başlamış ve bu oran toplam ihracatın yaklaşık %10′una ulaşmıştır.  

Dünya Fındık Tüketimi

Fındığın temel gıda maddesi olmaması yanında fiyatının yüksek oluşu tüketimini oldukça sınırlamaktadır. Bu özelliğinden dolayı tüketim, genellikle kişi başına milli geliri çok yüksek olan Avrupa ülkelerinde fazladır.

Fındık tüketen ülkelerde; fındığın %70′ini çikolata, %20’sini şekerleme ve pastacılıkta, %10′unu ise kuru yemiş olarak değerlendirilmektedir.

Dünya fındık tüketimi 300 bin ton/iç civarındadır. Yukarıda da belirtildiği gibi fındığın temel tüketim maddesi olmaması fiyatının yüksek oluşu tüketimini belirleyen önemli faktörlerdir. Dolayısıyla ülkelerin gelişmişlik durumları ve fındık mamulü maddelerin tüketim alışkanlıkları tüketimi büyük ölçüde belirlemektedir. Üretici ülkelerin iç tüketimleri hariç tutulduğunda dünya fındık tüketiminin yaklaşık %95′lik bölümü Avrupada tüketilmektedir.

Almanya ve Rusya en büyük tüketici ülkelerdir. Bu ülkeleri Fransa, İngiltere, Hollanda, Avusturya, İsviçre ve İskandinav ülkeleri izlemektedir.  


Türkiye’de Fındık Tüketimi  

Zorunlu gıda maddesi olmaması, fiyatının yüksek olması, son yıllara kadar işlenmiş ürünlerin azlığı ve ikame ürünlerin çokluğu gibi nedenler ülkemizde fındık tüketimi sınırlı kılmıştır. Bundan dolayı küçük fiyat dalgalanmalarına karşı tüketim hacmi hemen duyarlılık göstermektedir. Diğer bir anlatımla fındığın talep esnekliği çok yüksektir. Fındık üreticisi ülke olmamıza karşın kişi başına fındık tüketiminde Avrupa ülkelerinin çok gerisindeyiz. Yıllık ortalama kişi başına tüketim 600 gr/iç tahmin edilmektedir.

Tüketimin fazla olduğu iller; İstanbul, İzmir, Ankara ve Adana illeridir. Bu illeri Konya, Gaziantep ve çok sayıda Karadenizlinin yaşadığı Erzurum ili izlemektedir. Tablonun da incelenmesinden görüleceği gibi ülkemiz fındık ihracatında %70-80 lik payla ilk sırayı almaktadır. Türkiye’yi İtalya, İspanya izlemektedir.


Türkiye Fındık Ticareti
Türkiye dünya fındık ihracatının yaklaşık %70-80′ini oluşturmaktadır. 1980 yılında genel ihracatımız içinde fındığın oranı yüzde 13 iken günümüzde bu oranın yüzde 3.5’lere kadar gerilemiştir. 1980 yılından sonra diğer ihracat kalemlerinde gerçekleştirilen hızlı artış ve yapısal değişim, fındık ve mümüllerin de gerçekleştirilememiştir.Türkiye, fındıkta son yıllara kadar ortalama 500-700 milyon dolarlık bir ihracat gerçekleştirirken bu rakam, ilk kez 2005’te , 1 milyar 928 milyon dolar düzeyine kadar çıkmıştır. Burada sevindirici olan bir diğer gelişme de 209 bin 364 tonu bulan ihracatın AB Pazarından öteye taşınarak (85 ülke) 100’e yakın ülkeye yapılmış olmasıdır.

 

Son yıllarda, özellikle Fındık Tanıtım Grubu’nun geleneksel AB Pazarı dışında uzak doğu ülkelerine yönelik çalışmaları bu başarılı sonucu getirmiştir.

Üretimimizin % 15’i iç piyasada tüketilirken geri kalan kısmı ihraç edilmektedir. Fındığın sadece üretiminde değil ihracatında da dünyanın lideri konumundayız. Dünya ihracatında ülkemizin payı yüzde 70’ler civarındadır. Ancak, dünya fındık üretimi ve ihracatında, ülkemizin çok önemli bir payı olmasına rağmen, bu üründen gereği gibi yararlandığımızı söylemek mümkün değildir.

Bunun iki temel nedeni vardır. Birincisi, toplam fındık ürünleri ihracatı içinde, işlenmiş fındık ürünleri üretimi ve ihracatının yüzde 30 gibi çok düşük bir seviyede olmasıdır.

İkincisi ise, geleneksel pazarımız olan ve ihracatımızın % 80’ini gerçekleştirdiğimiz AB pazarı dışına çok az çıkılmasıdır.

1970’li yıllarda, fındığın % 90′ı işlenmeden ihraç edilirken, fındık işleme sanayindeki olumlu ve hızlı gelişmeler sonucunda, işlenmiş fındık ihracatının payı % 30’ların üzerine çıkmıştır.

Fındığın işlenmeden ihracı ülke ekonomisi için büyük bir kayıptır. Dünyanın en büyük üreticisi olan Türkiye’de fındığın yan sanayinin oluşmaması kabul edilebilir bir durum değildir.


Destekleri Alım Fiyatları

Fındık son bir kaç yıl hariç tutulduğunda yaklaşık 35 yıldır destekleme kapsamına alınan üründür. Destekleme alım kapsamına alınmasının nedeni kısaca; iç ve dış pazar fiyatlarının belli bir düzeyin altına düşmesini önlemek, fındık ihracatımızdan sağlanan döviz gelirini artırmak ve üreticiye emeğinin karşılığını vermek diye özetlenebilir.

Belirlenen destekleme alım fiyatlarından (tombul fındık baz kabul edilir, sivri fındık fiyatı da tombul fındığa göre belirlenir) üreticinin fındığını almakla Fiskobirlik görevlendirilmektedir. Fındığı Fiskobirlik dışında Tüccarlar almaktadır.

Fiskobirlik her ürün dönemi başlangıcında % 50 randımanlı 1 Kg. kabuklu fındık için belirlenen taban fiyatı ile piyasaya girmektedir. Türkiye’de üretilen fındığın yaklaşık % 95′lik kısmı pazarlanmaktadır.

Sorunlar ve Çözüm Önerileri
 Fındık işleme sanayinde, son yılarda daha da artan araştırma ve geliştirme çalışmalarıyla, mevcut ürün çeşitleri gün geçtikçe artmakta ve gelişen ambalaj sanayi ürünleriyle paketlenmek suretiyle de raf ömürleri uzatılmaktadır. Ülkemizde fındık sektörü, yerli hammadde kullanım oranı yüksek, yurtiçinde yaratılan katma değerin orta düzeyde olduğu, küçük üreticilerden müteşekkil bir üretici kompozisyonuna sahiptir. Fındık işleme sanayinin geliştirilmesi ile, iklim şartları uygun gittiği taktirde, her sene daha fazla stok tehlikesiyle karşı karşı kalan ülkemiz fındığı için, gerek iç tüketimde, gerekse ihracatta önemli bir çıkış noktası sağlanacaktır.

 Türkiye’nin fındık ihracatı yıllar itibariyle artmış ancak, rekolteye bağlı olarak önemli dalgalanmalar göstermiştir. 1997 yılında 900 milyon dolara ulaşarak zirveye çıkan fındık ihracatı ne yazık ki; ilerleyen yıllarda hem miktar olarak hem de değer olarak azalmış ve 600 milyon dolarlar düzeyine kadar gerilemiştir. Ancak bu olumsuz eğilim 2000’li yılların başından itibaren yükselme trendine girmiş ve 2001 yılında 740 milyon dolar olan ihracat, 2005 yılında da 1.9 milyar doları aşmıştır. Fındığın tüketimin artırılması ve ihracatının yükseltilmesi ile birlikte istikrarlı bir gelir kaynağı sağlanacaktır. Bu amaçla, dış tanıtıma ağırlık verilmelidir. Dünya fındık üretimi ve ihracatının büyük bölümünü elinde bulunduran Türkiye, yeni Pazar arayışlarına devam etmelidir. Son istatistikler de gösteriyor ki bu çabalar sonuçlarını vermektedir. Bir-kaç yıl öncesine kadar 50 kadar ülkeye ihracat gerçekleştiren Türkiye bugün 100 yakın ülkeye ihracat gerçekleştirmektedir. Hedef yıllık 300 bin tonu aşmak olmalıdır.

 Türkiye, dünya fındık üretiminin ve ihracatının % 70’ini tek başına gerçekleştirmektedir. Türkiye buna rağmen fındık fiyatlarının belirlenmesinde etkin olamamaktadır. Fındığın fiyatı özellikle çikolata sanayinde bu ürünü kullananlar tarafından belirlenmektedir. Kamuoyunda Hamburg Fındık Borsası diye bilinmesine rağmen, Hamburg’da fiziki anlamda bir Fındık Borsası yoktur. Gelişen teknoloji ile birlikte alıcı ve satıcı arasında elektronik ortamda fiyat belirlenmektedir. Fındık fiyatının belirlenmesini sağlayacak, Fındık Ürün Borsası’nın kurularak, bölgede yetişen fındıkla ilgili kararların bölgemizde alınmalıdır.

Kişi Başına Fındık Tüketimi (Gram/Kişi)

Ülkeler

Nüfus(Milyon)

1990

1993

1998

1999

2000

2001

Almanya

79,5

1.670

1.281

1.075

904

890

1.150

Fransa

56,9

368

314

276

376

250

610

Hollanda

15,0

630

818

400

668

800

750

Belçika

10,0

819

1.062

1.078

1.289

1.400

2.030

İngiltere

56,4

146

173

158

138

160

130

Avusturya

7,8

1.252

1.480

1.316

770

890

900

İsviçre

6,9

1.716

2.096

1.791

1.349

1.820

1.730

 Üreticinin mağduriyetinin önlenmesi için bugün gelişmiş ülkelerin tarımda uyguladıkları destekleme şekli uygulanmalıdır. Bir dünya ürünü olan fındıkta izlenecek politikaların belirlenmesinde artık devlet mantığı bir kenara bırakılmalıdır. Fındık sektörü ile ilgili kararların alınması aşamasında ihracatçıların, tüccarların ve onları bağlı olduğu kuruluşların görüşleri alınmalıdır. Özellikle Borsalar üretimden ihracat aşamasına kadar fındığı bir bütün olarak kabul ettikleri, kaliteli ve verimli üretim için üreticinin mutlaka memnun edilmesi gerektiği fikrinden hareket ettikleri için politikaların oluşturulmasında ağırlıklı yer almalıdır.

 Fiskobirlik kanalıyla uygulanan taban fiyat politikası günümüzün ekonomik şartlarına uymamaktadır. Bu politika artık terk edilerek, Fiskobilik’in sırtana yüklenen bu kambur artık atılmalıdır. Fiskobirlik’te artık özel sektör gibi hareket ederek piyasada arz ve talebe göre fiyatın kendiliğinden oluşmasına zemin hazırlamalıdır.

Fındıkta izlenecek politikaların belirlenebilmesi için öncelikle mevcut durumun bilinmesi gereklidir. Bunun içinde sağlıklı rakamlar mevcut değildir. Resmi rakamlara göre fındık alanları 550 bin hektar civarında gösterilmesine karşın bu miktarın 700 bin hektar olduğu telafuz edilmektedir. Bu nedenle, uydu sistemlerinden de yararlanarak alanların tespiti yapılmalı, kalite, üretici sayısı ve verimlilik belirlenmelidir.

 Üretiminden, ihracatına kadar yaklaşık 5 milyon kişiyi ilgilendiren, fındık sektöründe dünyada hak ettiğimiz yeri alabilmemiz için kamu kurum ve kuruluşları ile özel girişimciler arasında gerekli işbirliğinin sağlanması hayati önem taşımaktadır.

 Bir sektörde sanayi yönlü gelişim sağlanabilmesi için sektöre yönelik yeterli arz ve talebin bulunmasının yanında, arzın talep noktalarına hızlı ve güvenli olarak ulaştırılması kriterine de önem verilmelidir. Ulaşım kanalları bir maliyet unsuru olup, bu maliyetin minimize edilmesi ürünün satış fiyatını etkileyecek bu da sektörü ve sektördeki sanayi kuruluşlarını etkileyecektir. Fındık Türkiye’de Ordu, Giresun ve Trabzon illerinde rantabl olarak ve dünyaca kabullenilmiş kalitede üretilmektedir. Buna bağlı olarak da bir çok eksiklik ve sorunuyla birlikte fındık sanayisi bu illerde yoğunlaşmış ve gelişmiştir. Sanayi anlamında gelişme, ürüne katma değer kazandırmak olarak algılanmalıdır bu durumda da entegre tesislerin kurulması önem ve öncelik arz etmektedir. Ürüne yüksek katma değer kazandıracak tesislerin kurulması, mevcut sermayedarın ve dışarıdan gelecek sermayedarların bu bölgelerde yatırım yapmaya teşvik edilmelidir.

Makro ekonomik istikrarsızlıklar, döviz kurlarındaki dengesizlik, girdi maliyetlerinin yükselmesi ve piyasanın sürekli speküle edilmesi,serbest piyasa mekanizmasının sağlıklı bir şekilde işleyememesi gibi yapısal sorunlar fındık piyasasını olumsuz etkilemektedir. Fındık sektöründeki sanayi kuruluşları bu makro ekonomik olumsuzluklardan etkilenirken bir çoğu kapasite küçültmüş atıl kapasiteyle çalışmak durumunda kalmıştır.Uygulanan devlet teşvikleri sanayinin sorununu çözememiş aksine rekabet gücünü olumsuz etkilemiştir.Sektörel ve Bölgesel Teşviklerin uygulanması gerekmektedir.

 Sektördeki mevcut firmaların sermaye yapılarının zayıf olması direkt satış yapma ve büyük parti sipariş alma imkânlarını engellemektedir. Bunun sonucunda düşük kar marjı ile çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu manada sektörel teşvikler önem kazanmakta olup, özel kredilendirmeler ve diğer destek teşvikleri ile sektördeki mevcut sanayi işletmelerinin finansal yapıları güçlendirilip, kar marjlarını artırmalarının önü açılmalıdır.

 Sektörde bulunan sanayi işletmelerinde yeterli AR-GE çalışması yapılmamaktadır. Bunun sonucunda yeni ürün çeşitlemesi ve yoğun teknoloji kullanımı gerçekleşmemektedir. Üretim faktörleri arasında vazgeçilmez bir noktaya oturmuş olan “Teknoloji”nin çağın ve rekabet şartlarının gerektirdiği şekilde kullanılmaması sektörün sanayi yönlü gelişimi ve örgütlenmesi önünde önemli bir diğer sorundur. Fındık tüketilen yerli sanayilerin gelişimine ve teşvikine yönelik politikalar üretilmelidir. AR-GE çalışmaları finanse edilmelidir . Mamul çeşitlendirmelerinde TUBİTAK, FTG, Fındık Araştırma Enstitüsü gibi kurumlara daha geniş olanaklar sağlanmalı çalışmaları daha ciddiye alınmalıdır.

 Türk fındığının tüm dünyaca kabul edilen tanınan bir markası yoktur . Bu gün dünya pazarlarında “Fransız Şarabı”,”Hawana Purosu”, “Belçika Silahı” nasıl ki kendi markası ile yer alıyor ve aranıyorsa Türk Fındığı içinde aynı durumun gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin Fındık İhracatı (Ton/1000 $)
                              1999                  2000                 2001              2002
 Fındık imal eden,fındık işleyen müesseselerin bir çoğu gayri sıhhi çalışmaktadır. Büyük ve ciddi firmalar, ucuz ama kalitesiz üretim yapan bu firmalar ile de rekabet etmek zorunda kalmaktadırlar. Kalite bilinci tam olarak oluşmamıştır tüketici için, malın ucuz olması önemli bir tercih sebebidir. Ancak olaya daha geniş bakılmalıdır, ucuz da olsa insanlar para ödeyerek sağlıklarını riske atmaktadır. Ayrıca kaliteli üretim yapmak için önemli yatırımlar yapan ve ciddi maliyetlere katlanan büyük firmalar haksız bir rekabet ortamı içinde kalmaktadırlar. Avrupa kapılarından “Aflatoksin” iddiası ile geri dönen fındıklar iç piyasaya özellikle metropol kentlerde piyasaya sürülmektedir. Bu durum piyasanın haksız ve denetimsiz rekabet koşullarının baskısında kalmasına neden olmaktadır.

Ürün Miktar Değer Miktar Değer Miktar Değer Miktar Değer
Kabuklu Fındık 533 1.184 523 1.178 675 928 316 362
İç Fındık 121.199 443.894 112.129 366.737 174.727 486.087 56.362 136.974
Fındık Ezmesi 178 763 602 1.802 76 239 55 134
Fındık Unun 6.619 23.889 6.560 20.659 6.580 17.969 2.242 5.210
Fındık Yağı 1.418 3.358 1.470 2.749 3.484 3.624 2.794 2.494

 Dünya sürekli değişim içindedir. Her geçen gün yeni trendler ortaya çıkmaktadır. Sağlıklı yaşam, organik tarım, bilinçli tüketici bu trendlerdendir. Fındık dünyanın en mükemmel gıda maddesidir, kalp-damar sağlığı başta olmak üzere insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri artık tüm otoritelerce kabul edilmiş durumdadır. Sağlık deposu bu ürünü en çok üreten ve ticaretinde lider olmamıza rağmen, bu yönünü gerek dış gerekse iç pazarda işlenememiştir. Fındık kendi bünyesinde bir çok avantaj barındırmaktadır, bu avantajların pazar payını artırmak için bir araç olarak kullanılması vizyonu yoktur. Sektörün sanayi yoluyla gelişimi ve örgütlenmesinde fındıkla ilgili tüm çevreleri içine alacak bir “Milli Fındık Politikası” saptanmalı, kısa-orta ve uzun vadeli hedefler tespit edilmelidir. Üretiminden, pazarlanmasına kadar plansız bir şekilde bu güne kadar gelmiş olan fındık piyasası için,planlı döneme geçilmelidir.

 

Yazı kategorisi: FINDIK FIYATLARI NASIL BELIRLENIR ? | Etiketler: , | » yorum bırak;

FINDIK ÜRETiMi

Yazan: findik28 Nisan 26, 2008

Fındığın Tarihi ve Üretimi

Fındık meyvesi çok eski devirlerde insanlar tarafından yenilmiş ve besin değeri takdir edilmiştir. Zaman zaman hükümdar sofralarına giren fındık meyveleri sonraları Akdeniz bölgesinde ticaretin artması ve genişlemesi ile bir servet ve bereket timsali halini almıştır.Fındık dünya çapında yetiştirilme alanı bulmuş, rağbet görmüş bir üründür.Tarımla uğraşan birçok küçük işletmeli ailelerin geçim kaynağı olmuştur. Daha sonraları yetiştirilme alanları genişletilerek ithalatta ve ihracatta yerini almıştır. 

Fındık insan hayatına öyle bir yerleşmiştir ki geçmişten bugüne kadar edebiyatta, folklor de, sözlüklerde, seyahatnamelerde ve hatta tıp ta adından bahsettirmiştir. Böylelikle fındık insanlığın vazgeçilmez ürünlerinden biri olmuştur.

Çeşitli kaynaklardan yararlanılarak hazırlanan bu tezde, fındığın tarih boyunca gelişimini, türlerini ve dünyada ki üretim alanları hakkında geniş bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Fındığın geçmişini zenginlikleri ortay koymak amaçlanmıştır.

Ülkemizde ekonomik, sosyal ve doğal kaynakların korunması yönünden önemli bir yere sahip olan fındık bitkisi; çiçekli bitkiler (spermatophyta=phanerogamae), kapalı tohumlular(Angiospermae) alt şubesi, iki çenekliler (Dicotyledonae) sınıfı, serbest taç yapraklılar (Choripetalae) alt sınıfı, mantolular grubunda, kayıngiller (Fagales) takımı, huşgiller (Betulaceae) Familyası fındıkgiller (Corylus) cinsi içinde yer almaktadır.

Fındığın Kuzey Yarım kürenin ılıman iklim kuşağını, Japoya’dan, Çin, Mançurya, Kafkasya, Türkiye, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya kadar yabani formlar biçiminde kapladığı bilinmektedir. Kültür formlarını oluşturan en önemli türler ise Artvin’den Kırklareli’ne kadar uzanan Kuzey Anadolu Dağları ve Kuzey Geçit bölgelerinde yoğun olarak bulunmaktadır. Fındığın kültüre alınma tarihi 2500 yıl öncelerine kadar dayanmaktadır. Enophen İsa’dan önce 400 yıllarında Kuzey Anadolu’da Pontus Euxinus’da (Kerasus) (Giresun) Pontus Yemişi adını verdiği ufak bir meyveden bahsetmektedir. Bu kadar eski kültür izine rastlanması sonucu fındığın anavatanının yurdumuzun Karadeniz Bölgesi olduğu ve kültür fındığının dünyaya buradan yayıldığı kabul edilmektedir. Bu meyvenin 600 yıldan beri ticareti yapılmaktadır. Ülkemizde yetiştiriciliği yapılan 16 çeşit fındık mevcuttur. Buna ilave olarak Giresun’ da bulunan Fındık Araştırma Enstitüsünde 30 yıldan beri süregelen seleksiyon ve melezleme çalışmaları sonucunda ticari üretimi yapılabilecek 7 çeşit adayı daha geliştirmiştir.

Kültür fındığı, Kuzey Anadolu’dan, önce Yunanistan’a oradan da İtalya’ya götürülmüş, bu ülkede Avella şehri civarında yaygın olarak yetiştirilmeye başlanmış ve önemli türü olan Corylus Avellana L. adını bu yöreden almıştır. Sicilya ve İspanya’ya Araplar eli ile ulaşmış, Fransa’da çok yaygın zamanlara kadar önemli bir kültür bitkisi olarak ele alınmıştır. İngiltere ve Almanya’da çoğunluğunu Corylus Maxima Mill.’in oluşturduğu ve doğal flordan seçilmiş tipler büyük ilgi uyandırmıştır. ABD’de ise, fındık yetiştiriciliği son 70 yıl içinde gelişme göstermiş, güçlü araştırma ve geliştirme programları ile desteklenerek önemli bir sıçrama yapmıştır.

Özetle tarihte fındık

Bazı kaynaklar fındığın Anadolu’dan bütün dünyaya yayıldığını söyler. Bazı kaynaklar ise fındığın Orta Asya’dan Karadeniz sahillerine göçler yoluyla Türkler tarafından getirildiğini, daha sonra Avrupa’ya götürüldüğünü ifade eder.
Bunun için de “Yağ Taşı – Yağmur Taşı” adlı efsane ile “Bugu Tekin” efsanesini kanıt olarak gösteririler. Bu efsanelerde, fındık ağacı kutsal olarak gösterilmekte, Tanrı’nın nurunun ilk defa fındık ağacı üzerine indiği bildirilmektedir.

Fındık kelimesi Türkçe’ye muhtemelen Türkler’in Anadolu’ya yerleşmesinden sonra girmiş olmalıdır. Kelime daha sonra Arap dilinde “bunduk” tarzında söylenmiş ve yerleşmiştir.

Başta Hıristiyanlık olmak üzere bütün dinler fındığı kutsal meyve saymıştır. Dörtbin yıl önce Orta Asya’dan getirilerek çevremizde yetiştirildiği anlaşılmaktadır. Ksenofon “Onbinlerin Ric’atı” adlı eserinde kapalı şekilde fındığa değinmektedir. Yunanlı hekim Dioscorides de Kitabü’l-Haşayış adlı eserinde fındıktan yapılan ilaçlardan bahsetmektedir.

İspanya kralı Henri’nin, Timur’a gönderdiği elçi Klaviyo, Semerkant dönüşü, Pontus devleti başkenti Trabzon’dan 1405 yılında İstanbul’a hareketinde fındık dolu bir gemi ile yola çıktığını seyahatnamesinde yazmaktadır. “Timur Devrinde Kadisten Semerkanta” adlı bu kitap fındık ihracatından bahseden ilk eserdir. Türkiye’den ilk kabuklu fındık ihracatını 1773 yılında Rusya’ya, 1792 yılında Romanya’ya, 1851 yılında İngiltere’ye, 1871 yılında da Belçika’ya yapılmıştır.

Fındık tarihe kutsal bir yemiş olarak geçmiştir. Eski Türkler’in din hayatında pek önemli bir yer tutan fındık, aynı zamanda barış ve esenlik sembolü sayılıyordu. Türkler gibi, başka bazı uluslar da fındığı kutsal sayarlardı. Yunanlıların ticaret tanrısı Hermes’in asası bir fındık dalıydı. Eski Romalılar da fındığa önem vermişlerdi. Düğünlerde, çeşitli şenliklerde, bir teke, fındık dallarına sarılıp yakılır, böylece tapınağa kurban edilirdi. Sihirbazların mucizeler yaratan sihirli değnekleri de aslında birer fındık dalıydı. Araplar’a göre elinde fındık dalı bulunan bir kimse, kendini bütün kötülüklerden koruyabilirdi.

Fındığın kutsallığına inanan uluslar arasında İngilizlerle Fransızlar da vardı. İngilizler Noel sofralarında fındık bulundurmayı, sofrayı fındık dalları ile süslemeyi gelenek haline getirmişlerdi. İtalyanlar da fındık türlerine ermişlerinin adlarını vererek fındığın kutsallığını belirtmek istemişlerdir.

Müslümanlarda da fındık önemli bir yer tutar. Din adamları fındığın bir cennet meyvesi olduğuna inanmışlardı. Adem soylencesinde  gökten yere indiği vakit, Tanrının emriyle 30 çeşit meyveyi de birlikte getirdigi soylenir. Bunların arasında fındık da vardı. İnsanoğlu yerleşik düzene geçip tarım yapmaya başladığından beri pek çok bitkiyi ekip biçmiştir. Fındık da bunlardan biridir.

Yaklaşık 5 bin yıldır bilinen fındığın vatanı Anadolu’dur. M.Ö. 400′de Pontus kıyılarından geldiği için Pontus Cevizi adını almıştır. Sicilya ve İspanya’ya Araplar tarafından götürülmüştür. Yeryüzünde 360-410 kuzey enlemlerinde kendine özgü iklim koşullarında yetişebilen fındık, deniz kıyısından en çok 30 km içeride ve 750-1000 metreyi geçmeyen yerlerde ürün vermektedir. Dünya yıllık fındık üretiminin %67-75′ı Türkiye’nin Karadeniz kıyılarında yapılmaktadır. İtalya, İspanya ve Amerika fındık yetiştiren diğer ülkelerdir. Türkiye’nin en çok yağış alan bölgesi Karadeniz’de arazi fazla eğimlidir. Toprağın yapısı ve iklim koşulları Karadeniz Bölgesi’nin önemli bir kısmında fındık dışında başka bir tarıma izin vermemektedir. Fındık, erozyon tehlikesiyle karşı karşıya olan bölgede verimli toprakların yok olmasını engelleyip çevreye olumlu katkı sağlamaktadır. Ayrıca bölgedeki fabrikaları doğal çevrenin bozulmasına neden olan fiziksel ve kimyasal atıklar ortaya çıkarmaz. Fındık tarımı genellikle küçük arazilerde ve aile işletmeciliği biçiminde yapılmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 600 bin hektar arazide 400 bin çiftçinin fındık üretimiyle uğraştığı bilinmektedir. Fındık yetiştirildiği bölgelerde doğrudan ya da dolaylı olarak 8 milyon insanı ilgilendirmektedir.

FINDIK TÜRLERİ

Corylus cinsi bitkileri, kışın yaprağını döken çalılar veya ağaçlardır. Çiçekleri bir evcikli ve bir eşemlidir. Erkek çiçekler, kış aylarında olgunlaşır ve çiçek tozlarını saçarlar. Ancak bu dönemde dişi çiçeklerde Fındık (corylus avellana L.) Fagales takımı, Betulaceae familyası corylus cinsine girer. ne yumurtalık ne de yumurta hücresi henüz oluşmamış ve gelişmemiştir. Yumurta hücresi, ilkbaharda olgunlaşır ve döllenme, tozlaşmadan 3-5 ay sonra gerçekleşir. Corylus cinsi, çiçeklerinin bu özellikleriyle, diğer bitki cinslerinden ilginç bir ayrıcalık gösterir. Çiçeklenmenin kış aylarında oluşu herhangi bir yerde ekonomik anlamda bir fındık yetiştiriciliğini sınırlayan ve belirleyen en önemli etmenlerden biridir.

Corylus cinsi, Rehder’e (1947) göre 15, Kasaplıgil’in (1972) son çalışmalarına göre 25 türü içerir. Bu türlerden bir kısmı yenilebilen meyveleri ve anaç özellikleri, bir kısmıda son baharlarda parlak sarı veya kırmızı renge dönüşen iri yaprakları ve güzel görünümleri için yetiştirilir. Bu türlerin birbirinden ayrımında kullanılan en değerli ölçü, meyve zuruflarının, şekil, boy, biçim ve büyüklüğü gibi özellikleridir. Meyvenin şekli ve büyüklüğü, aynı türe giren çeşitli formlarda, hatta aynı bitkide bile önemli ölçüde değişebilmektedir. Bu nedenle, bazı türlerin ayrımındaki belirsizlikler hala sürmektedir. Corylus cinsine giren türler ve bunların dünya üzerindeki başlıca yayılış alanları aşağıda gösterilmiştir. (Kasaplıgil 1972)

 

FINDIK YETİŞTİRME TEKNİĞİ

A. Arazi ve Toprak Hazırlığı: Ekonomik ömrü oldukça uzun olan fındığın dikimden önce arazi ve toprak hazırlığının çok dikkatli bir şekilde yapılması gerekmektedir.Üzerinde tek yıllık bitkilerin yetiştirildiği arazilerde fındık bahçesi tesis edilebileceği gibi, çok yıllık bitkilerin yetiştirildiği araziler, eski ve yaşlanmış fındık bahçelerinin yenilenmesi şeklinde de fındık bahçesi tesisi yapılabilmektedir.

Çok yıllık bitkilerin yetiştirildiği arazilerde bitki kökleri ve parçaları temizlenir.Tek yıllık bitkilerin yetiştirildiği arazilerde ise fazla bir arazi temizliğine ihtiyaç bulunmamaktadır.Arazi üzerinde yapılan genel temizlikten sonra bu arazilerde toprak-su muhafaza ve drenaj tedbirleri alınmalıdır.Bu tedbirlerin alınması meyilli arazilerde erozyonu önleme,düz taban arazilerde taban suyunun drene edilmesi şeklindedir.

a. Düz Arazilerde Toprak-Su Koruma Önlemleri: Yeni tesis edilecek fındık bahçesi için düz arazilerde uygulanacak top- rak tesviyesi meyilli arazilere göre daha kolay olmakta, ancak taban suyunun alçak ve yüksek olmasına göre bazı farklı uygulamalar yapılmaktadır.Taban suyunun fazla sorun olmadığı arazilerde tümsek olan yerlerden alınan toprak çukur olan yerlere doldurularak arazinin düzgün bir yüzey alması sağlanır.

Taban suyunun yüksek olduğu arazilerde fındığın dikileceği çukurlar arasına taban suyunu en az 1.2 m. derinde tutacak şekilde drenaj kanallarının açılması gereklidir.Kanallardan çıkarılan toprak iki kanal arasına konularak bir sırt meydana getirilir ve fındık fidanları bu sırt üzerinde açılacak olan çukurlara dikilmelidir.

b.Meyilli Arazilerde Toprak-Su Koruma Tedbirleri: Meyili %5′den fazla olan arazilerde muntazam bir dikimin yapılması, yağmur sularının depo edilmesi,gübreninyıkanıp gitmemesi, hasadın kolay yapılabilmesi, budama, gübreleme ve mücadele gibi kültürel uygulamaların lolay yapılabilmesi için arazinin teraslanması (sete alınması) gerekmektedir. Arazinin meyil durumuna gö- re aşağıdaki teraslama sistemlernden bir tanesi uygulanır.

1.Kanal Teraslar: Arazi meyilinin %5-25 olduğu durumlarda bu teras şekli uygulanır.Bu teras sistemi arazide 15-20 m. ara- lıklarla arazi meyline dik ve bir tarafa meyilli olarak yüzey akışını önleyecek şekilde en ve derinlik verilerek kanallar açılır. Açı- lan bu kanallar arasında kalan kısma uygun aralık ve mesafe verilerek açılan çukurlara dikim yapılmalıdır.

2.Hendek Teraslar: Arazi meyli %25-75 arasında ise hendek teras sistemi uygulanır.Diğer teraslama sisteminde olduğu gibi teras yapımına arazinin üst kısmından 3-4 m.aşağıdan olmak üzere başlanır.Burada önemli olan verimli üst toprağın aşağıya çekilmeyip üste atılmasıdır. 20-30 cm. kalınlıktaki üst toprak alındıktan sonra alt toprak 20-30 cm. kazılarak aşağıya atılır ve 1.5 – 2 m. eninde teraslar meydana getirilir. Fazla suların kolayca dışarı atılması için her 15-20 m.’de bir teras boyunca ve teras tabanına dik olacak şekilde su akıtma kanalları açılır. Daha sonra açılan bu kanallar çakıl ve taşlarla döşenir. Arazinin üst kısmına atılan verimli toprak setlere çekilerek düzgün bir şekilde yayılır.Bu sete alma işlemi arazinin tabanına kadar 4-5 m. aralıklar- la devam ettirilir ve arazinin teraslanması bitirilir.

3.Cep Teraslar: Arazi meyli % 75′den fazla olduğu ve diğer teras sisteminin uygulanamadığı arazilerde cep teraslar uygulanır.Bu teraslar 2 * 2 m. en ve boyda, 4-5 m. aralıklarla ve saçayağı şeklinde yapılmalıdır.Yine bu teras sisteminde verimli olan üst toprağın üst kısma getirilmesine dikkat edilmelidir.

Arazi hazırlığı bu şekilde yapıldıktan sonra dikimden önce iyi bir toprak hazırlığınında yapılması gerekmektedir.Toprak hazırlığında aşağıdaki uygulamalar yapılmalıdır.

a.Toprak analizi: Arazi hazırlığı yapıldıktan sonra dikimden önce toprakta noksan olan besin maddeleri için temel gübrelemenin yapılması, toprağın asitlik durumunun tespiti ve uygulanacak olan kireç miktarının tayini için mutlak surette toprağın analizi yapılmalıdır.

b. Toprağın Kirizma Yapılması: Kirizma toprağın derince işlenmesidir. Kirizma ile alt toprak kabartılarak havalanması sağlanır, mikroorganizma faaliyeti artırılır, su tutma kapasitesi de artırılarak toprağın fiziksel ve kimyasal yapısı nispeten düzeltilmiş olur. Yapılan toprak analiz neticelerine göre tavsiye edilen miktarlardaki çiftlik gübresi ve kireç arazi üzerine eşit bir şekilde dağıtıldıktan sonra kazma ve kürek gibi el aletleriyle toprağa iyice karıştırılır.

c.Toprak Yoğunluğunun Giderilmesi: Fındıklık tesis edilecek olan arazide uzun yıllar çok yıllık bitkiler yetiştirilmiş ise toprak yorgunluğu meydana gelmiştir.Toprak yorgunluğunun giderilmesi için bu arazilerde 1-2 yıl mısır ve sebze gibi tek yıllık bitkiler yetiştirilerek toprak dinlendirilmelidir.

B. Çeşit Seçimi: Fındık bahçesi tesis ederken üzerinde dikkatle durulması gereken noktalardan bir taneside çeşit seçimidir. Bahçe içersinde yer verilen çeşitlerin;

  1. Verimli ve kaliteli olmasına dikkat edilmelidir.
  2. Pazarda tutulan ve yüksek fiyat bulan çeşitler olmalıdır.
  3. Bahçe içersinde çeşit standardizasyonunun sağlanmasına dikkat edilmelidir.
  4. Ana çeşitlerin meyve tutumunun yüksek olması bakımından bahçe içersinde tozlayıcı çeşitlere yer verilmelidir.

Tombul fındık çeşidinde görülen yüksek orandaki periyodisite iyi bakım şartlarında en aza indirilebilmekte ve her yıl düzenli olarak verim alınabilmektedir. Pazarda yüksek fiyat bulan ve bunuda kaliteli olmasına borçlu olan tombul, yetiştiricilikte en önemli olan fındık çeşididir.

Bahçe içersinde karışık çeşitlere yer verilerek daha başlangıçta standardizasyonun bozulmasına müsaade edilmemelidir. Fındığın işlenmesi esnasında çeşit karışıklığından doğan güçlükler, iç fındık ihracatında da karşımıza çıkmaktadır. O nedenle bahçe içersinde yer verilecek tozlayıcı çeşitlerin de ana çeşidin meyve şekil ve iriliğinde olmasına ayrıca kalitesinin de iyi olmasına özen gösterilmelidir. Meyve tutumunun yüksek olması bakımından bahçe içersinde 1/10 oranında tozlayıcı çeşitlere yer verilmelidir. Bahçede bulunan esas çeşidin karanfil açım başlangıcı, yoğun karanfil açım dönemi ve karanfil açımının sonlarına doğru yüksek kaliteli çiçek tozu veren, meyve şekil ve kalitesi bakımından ana çeşide benzerlik gösteren yabani fındık çeşitleri bahçe kenarlarında hakim rüzgâr geliş yönünde ve bahçe içersinde üç sırada bir sıraya gelecek şekilde serpiştirilerek dikilmelidir.

Rakımı yüksek olan (500 m. ve daha fazla) yerlerde diğer çeşitlere göre daha geç uyanan ve geç donlardan az etkilenen standart çeşitlere yer verilmesi daha uygundur.

Araştırma sonucuna göre bazı fındık çeşitleri için önerilen tozlayıcı çeşitler.

Ana Çeşitler

Tozlayıcı Çeşitler

TOMBUL

Palaz, Çakıldak, Kalınkara, Sivri, İncekara,
Yabani Sivri, Yabani Tombul ve Yabani Palaz

PALAZ

Yabani Sivri,Yabani Tombul

ÇAKILDAK

Tombul, Yabani Sivri, Palaz ve İncekara

İNCEKARA

Yabani Palaz

SİVRİ

Palaz, İncekara ve Tombul

KALINKARA

Çakıldak, Palaz ve Sivri

C. Fidan Seçimi ve Dikime Hazırlanması:

Fındık kök sürgünü (piç) oluşturan bir bitkidir.Belli kurallar dahilinde üretimi bu sürgünlerle yapılmaktadır. Amaca uygun olan kök sürgünlerinde şu özellikler aranmalıdır:

Amaca uygun olan kök sürgünlerinde aranan özellikler

  1. Ocakların güneş gören, pişkin,hastalıksız ve 1-2 yaşlı kök sürgünleri olmalıdır.
  2. İyi teşekkül etmiş tomurcukları bulunan kök sürgünleri olmalıdır.
  3. Kök teşekkülü iyi olan ve ocak içerisine yakın olmayan yerlerde gelişme gösteren kök sürgünleri olmalıdır.

Bu özelliklere sahip kök sürgünleri seçildikten sonra köklere zarar vermeden çepin ile çıkarılmalıdır.Alınan bu kök sürgünlerinden dikimden önce ”Dikim Budaması” yapılmalıdır.Bunun için yaralı,bereli ve zedelenmiş olan kökler sağlam doku nokta- sından kesilmeli,uzun olan kökler kısaltılmalıdır.Fidanlar yaklaşık 35-40 cm.uzunluğunda ve bir göz üzerinden tırnak bırakılma- dan,gözün ters istikametinden keskin bir makas ile kesilmelidir.Hazırlanan bu fidanlar bekletilmeden daha önce hazırlanan di- kim çukurlarına dikilmelidir.

D. Dikim Zamanı:

Dikim için en uygun olan zaman sonbahar aylarıdır.Kışı sert geçen yörelerde ve dikime geç kalınması halinde İlkbaharda da dikim yapılabilir.

E. Dikim ve Terbiye Sistemleri:

Fındık yetiştiriciliği genellikle ocak dikim sistemine göre yapılmaktadır.Bu sistem fındık üretim bölgesinde uygulanan geleneksel dikim şeklidir.Bunun yanında Fındık Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğünde üzerinde uzun yıllar araştırılması yapılarak ortaya koyulan diğer bir dikim şekli de çift dikim sistemidir.Çift dikim sisteminin ocak dikim sistemine göre avantajlı yanları şunlardır;

Çift dikim sisteminin ocak dikimi sistemine göre avantajları

  1. Çift dikim sisteminde ocak dikim sistemine göre bir kat daha fazla verim alınmaktadır.
  2. Meyilli arazilerde bu dikim sistemi için 1.5-2 m. genişliğindeki terasların yapılması aynı arazide ocak dikim sistemi için 3.5-4 m. genişliğindeki terasların yapılmasına oranla daha kolay ve daha az masraflıdır.Bu nedenle meyilli arazilerde bu dikim sistemi ön plâna çıkmaktadır.
  3. Çapalama,budama,gübreleme,mücadele ve hasat gibi işlemler daha kolaylıkla yapılabilmektedir.

1.Çift Dikim Sistemi:

Çift dikim sistemi gerek dikim ve gerekse de şekil bakımından ocak dikim sisteminden farklıdır.Bu dikim sistemi düz arazilerde uygulanabildiği gibi daha çok meyilli ve toprak derinliği az olan arazilerde önem kazanmaktadır. Meyilli arazilerde arazinin meyil derecesine göre 1.5-2 m. teras üstü genişliği ve 3.5-5 m. teraslar arası mesafe olacak şekilde teraslama yapılır. Düz arazilerde ise sıralar arasındaki mesafe 4-5 m. olmalıdır. Arazi hazırlığı bu şekilde yapıldıktan sonra 1.5-2 m. aralıkla, 50cm.genişliğinde ve 30-40 cm.derinliğinde çukurlar açılır,ikinci sıradaki açılacak olan çukurlar birinci sırada açılmış olan iki çukurun orta aralığına gelecek şekilde ayarlanır.Yapılan toprak tahlil neticesine göre önerilen çiftlik gübresi, fosforlu, potaslı gübre ve kireçleme uygulamaları yapıldıktan sonra fidan dikimine geçilir.Dikimde ana çeşitler arasında 1/10 nisbetinde ve araziye dengeli dağılacak şekilde tozlayıcı çeşitlere yer verilir.

Açılan her çukurun ortasına gelecek şekilde bir fidan dikilir.Dikimi takip eden ilk gelişme yılında fidanlara müdahale yapıl- maz.Ancak dikkatli bir şekilde ot temizliği ve özellikle genç sürgünlere zarar veren haşerelere karşı mücadele yapılmalıdır. Fidan başına yarısı Mart ayı başında, diğer yarısı da Mayıs ayı sonu Haziran ayı başlarında olmak üzere % 26′lık Kalsiyum Amonyum Nitrat gübresinden 40 gr. verilmelidir.

İkinci yılın İlkbahar başlangıcında gözler uyanmadan önce fidanlar budama makası ile toprak seviyesinden kesilir ve kesim yerlerine aşı macunu sürülür.Yaklaşık iki ay sonra kesim yerinin altından ve yanlarından çıkan yeni sürgünlerden düzgün ve kuvvetli gelişenlerden bir tanesi meyilin üstüne, bir tanesi de meyilin alt kısmına gelecek şekilde iki adet sürgün bırakılır. Diğer sürgünler budama makası ile dipten temizlenir.Sürgünler toprak yüzeyi ile ve birbirleri arasında 60 derecelik açı olacak şekilde geliştirilir.Gelişme düzensiz ise bu gelişmeyi sağlamak için fidanlar kazıklara bağlanır.

Üçüncü yıl başında ana dalı teşkil edecek olan bu iki sürgün 60-70 cm. yükseklikten ve bir dış göz üzerinden kesilir.Yıl içerisinde kesim yerinin altında oluşan sürgünlerden karşılıklı iki tanesi Sonbaharda bırakılır, diğerleri kesilir.Böylece birinci katın iskeleti kurulmuş olur.

Dördüncü yılın başında birinci katın isleletini oluşturan yan dallar 40-50 cm.’den ve bir önceki yıl kesilen sürgün ucunda bırakılan gözden süren doruk dal ise 60-70 cm.’den ve yine bir dış göz üzerinden kesilirler.Yıl içersinde kesim yerinin altında oluşan sürgünlerden karşılıklı ikişer sürgün bırakılır, diğerleri Sonbaharda kesilir. Böylece birinci kat oluşturulmuş, ikinci katında iskeleti kurulmuş olur.

Beşinci yıl başında bir önceki yıl kesilen sürgün ucunda bırakılan gözden süren doruk dal 60-70 cm.’den ve ikinci katın iskeletini oluşturan iki yan dal ise 40-50 cm.’den kesilirler. Yıl içersinde kesim yerinin altında oluşan sürgünlerden Sonbaharda karşılıklı ikişer dal bırakılmak suretiyle ikinci kat oluşturulur.

Dalların birbiri içersine girmemesini sağlamak için seçilecek sürgünlerin dar açılı olmamasına dikkat edilir. Böylece iki ana dal üzerinde iki katlı taç sistemi kurulmuş olur.İlerki yıllarda kazandırılan bu taç şeklinin bozulmaması için şeklin dışına gelişme gösteren sürgünlere müsaade edilmez

2.Ocak Dikim Sistemi:

Daha ziyade düz arazilere uygun olan bu dikim şekli meyilli arazilerde arazi meyil durumuna göre teraslama yapıldıktan sonra uygulanmalıdır. Ocak dikim sisteminde dikim çukurları dikimden en az bir ay önce 120 cm. çap ve 60 cm. derinlikte açilmalıdır. Ocak çukurlarının açılmasında dikkat edilecek en önemli husus ocaklara verilecek aralık ve mesafedir. Ocaklara verilecek aralık ve mesafe ayarlamasında ilerde ocaklar Maksimum taç gelişmesini sağladıktan birbirlerine göl- ge yapmaması ve birbirleri içersine girmemesine dikkat edilmelidir. Bu nedenle toprak yapısı da dikkate alınarak ocak çukurları merkezleri arasında kuvvetli topraklarda 5-6 m. ,zayıf topraklarda 4.5-5 m. aralık ve mesafe verilmelidir. Toprak analiz neticesine göre önerilen ölçüde çiftlik gübresi, fosforlu, potaslı gübre ve kireçleme uygulamaları yapıldıktan sonra fidan dikimine geçilir. Hazırlanan dikim çukurlarına çukur kenarından 10 cm. içerden, 45-50 cm. aralıklarla ve karşılıklı fidanlararasında 1/10 nisbetinde ve araziye dengeli dağıtılacak şekilde tozlayıcı çeşitlere yer verilmelidir.

Dikimi takip eden ilk gelişme yılında fidanlara müdahale edilmez,ancak dikkatli bir şekilde ot temizliği ve özellikle genç sürgünlere zarar veren haşerelere karşı mücadele yapılmalıdır. Fidan başına yarısı Mart ayı başında yarısı da Mayıs ayı sonu Haziran ayı başında olmak üzere % 26′lık Kalsiyum Amonyum Nitrat gübresinden 40 gr. verilmesi fidan gelişmesini olumlu yönde etkilemektedir.

İkinci yılın İlkbahar başlangıcında gözler uyanmadan önce fidanlar budama makası ile toprak seviyesinden kesilir ve kesim yerine aşı macunu sürülür.Kesimden yaklaşık iki ay sonra kesim yerinin altından ve yanlarından bol miktarda çıkan yeni sürgünlerden dışa doğru gelişme gösterenlerden birer sürgün bırakılır diğerleri budama makası ile kesilir.

Üçüncü yıl başında sürgünler 100 cm.’den ve bir dış göz üzerinden kesilirler. Yıl içersinde kesim yerinin altında oluşan sürgünlerden birinci katın yan dallarını oluşturmak üzere Sonbaharda amaca uygun olan ve almaşıklı gelişme gösteren iki tane sürgün bırakılır diğerleri kesilir.

Dördüncü yıl başında bir onceki yıl sürgün ucunda bırakılan gözden oluşan doruk dal ve ana dal üzerinde birinci katı oluşturacak olan iki adet yan dal 60-70 cm.’den ve bir dış göz üzerinden kesilirler.Yıl içersinde kesim yerinin altında oluşan sürgünlerden o yılın sonbaharında yanlarda almaşıklı gelişme gösteren amaca uygun ikişer adet sürgün bırakılır diğerleri kesi- lir.Böylece birinci kat teşekkül ettirilir ve ikinci katı oluşturacak olan yan dalların iskeleti kurulmuş olur.

Beşinci yıl başında doruk dal ve ikinci katı oluşturacak iki yan dal 60-70 cm.’den kesilirler.Sonbaharda ikinci katın yan dalları üzerinde ikişer adet tali dallar bırakılır, diğerleri kesilir. Bu taçı oluştururken dar açı yapmayan ve ocak içersine gelişme göstermeyen dalların seçilmesine dikkat edilmelidir.

Bu terbiye sisteminde 6 ana dalın her birisi üzerinde iki kat teşekkül ettirilmiş ve her katta da tali dal gelişmesi sağlanmış olan, ortası açık ve yanlara doğru gelişme gösteren bir yapı kazandırılmış olur.

7.6. Budama Tekniği:

Dikimde fidanlara şekil kazandırılması ile başlayan budama,fındıkta ekonomik verimlilik çağının sonuna kadar yıllık sürgün gelişiminin sağlanması, verimin artırılması ve ekonomik ömrün uzatılmasında olumlu sonuçlar sağlayan en önemli kültürel uygulamalardan bir tanesidir.

Budama ile;

  1. Dikimde fidanlara şekil kazandırılmış ve bu şeklin muhafazası sağlanmış olur.
  2. Her yıl çok sayıda uzun sürgünler oluşturularak bol ve kaliteli ürün alınması sağlanır.
  3. Aşırı büyüme gösteren dalların birbirine girmesi önlenerek bakım, tarımsal savaş ve hasat işlemlerinin daha kolay yapılması sağlanır.
  4. Hastalıklı, yaşlı,kuru,karacakart ve ocak içlerine yönelen dal ve dalcıkların çıkarılması ile ocakların yayvan bir taç kazanması sağlanmış olur.
  5. Ocaklar arası mesafenin en az 4.5 m. en fazla 6 m. olmasını sağlamak için gerektiğinde ocakların çıkartılması ve ocaktaki ana dal sayısının 6-8′e indirilmesi ile güneşlenme, havalanma ve bitki besin maddelerinden en iyi bir şekilde istifade etmesi sağlanmış olur.
  6. Fındıklık içersinden yabancı ağaçların çıkarılması ile gölgelenmeden meydana gelecek verim düşmesi önlenmiş olur.
  7. Kök sürgün verme temayülü fazla olan fındıkta her yıl kök sürgün temizliği yapılmak suretiyle bunların besin maddelerini sömürmeleri önlenmiş olur.

7.6.1. Budama Zamanı:

Genel olarak fındıkta budama zamanı Sonbahar aylarıdır.Fındıkta budamaya vegetasyonun durduğu ve büyük oranda yaprakların döküldüğü dönem dikkate alınarak başlanmalıdır.

7.6. 2. Budamada Kullanılan Aletler

Budama testeresi: Ana ve yan dalların kesilmesinde kullanılır.Budamada kullanılan testerenin çeliği sert, ince,derin dişli, ve keskin olmalıdır.Ayrıca fazla enli ve uzun olmamalıdır.

Budama makası: Yıllık sürgünler ile ince dalcıkların kesilmesinde kullanılır.Makasın keskin olması gereklidir.

Çepin: Bir tarafı keskin diğer tarafı çatal şeklinde olan çepinler kök sürgün temizliğinde kullanılır.

Fındık üreticisinin büyük bir çoğunluğu bu aletleri tanımadıkları gibi budama işlerinde yörelere göre ismi değişmekle birlikte ”Girebi” kullanmaktadırlar.Bu aletle dip sürgün temizliği,ana dalve yan dalların kesimleri yapılmaktadır.Girebi ile yapılan buda- mada kesim yerleri yüksek olduğu gibi kesim yerlerinde yarılmalar meydana gelmektedir. Yarılan bu kesim yerleri de haşerele- re yataklık teşkil etmektedir.Arzu edilmeyen bu durum nedeniyle budama işlemi testere, makas ve çepinle yapılmalıdır.

7.6.3. Terbiye Sistemine Göre Şekil Kazandırılmış Fındık Bahçelerinde Budama Tekniği

İlk beş yılda verilen terbiye sistemine göre şekil kazanan fidanlar verim çağına girer ve bu verimlilik 12. yaştan sonra aza- mi seviyeye ulaşır.Bu yüksek verimlilik genel olarak 20-25 yaşlarına kadar devam eder.Bu verim döneminde her yılın Sonbaharında kurumuş, kırılmış,yaralanmış,hastalıklı,birbiri içersine giren dallar ile obur sürgünler ve verilen şeklin dışına taşan yıllık sürgünler budama makası ile kesilirler. 20-25 yaştan sonra yan dallar üzerindeki dalcıklar sıklaşır ve yıllık sürgün uzunluğuda kısalarak verimde düşme başlar. İşte verimin düşmeye başladığı fizyolojik dengenin bozulduğu bu dönemde yıllık sürgün miktar ve uzunluğunu artırmak için mümkün olduğu kadar verilen şekle bağlı kalmak kaydı ile 10 cm.’den kısa yıllık sürgünler ve yan dallar üzerindeki dalcıklarda seyreltme yapılır.Dal içlerine ve taçın dışına taşan uzun sürgünler kısaltılarak vegatatif ve ge- neratif gelişmeye hız kazandırılır.Dolayısıyle bozulan fizyolojik denge yeniden kurulacak şekilde yıllık budama işlemleri ağırlaştırılarak uygulanır.

7.6.4. Terbiye Sistemine Göre Şekil Kazandırılmamış Halk Bahçelerinde Budama Tekniği

Üretici bahçeleri tekniğe uygun dikim ve terbiye sistemine göre kurulmamış olduğundan gelişigüzel dallanma göstermek- tedir. Bu tür bahçelerde budama uygulamasıda yapılmadığından her yıl düzenli olar0ak verim de alınamamaktadır.

Üretici bahçeleri;

  1. Çok dikilmiş ve yaşlanmıştır.
  2. Ocaktaki ana dal sayısı istenilen sayıdan çok fazladır.
  3. Dikimde ana dallar arasında bırakılan mesafe çok dar tutulduğundan bir noktadan dallanma göstermekte, kökleri birbiri içinde gelişmekte, yüksekten dallanmakta ve dallar iç içe girmiş bulunmaktadır.
  4. Ocak içleri kapalı olup havalanma ve güneşlenme yeterli değildir.
  5. Ocaktaki ana dalların gelişmesi düzensiz ve dallar arasında yaş farkı bulunmakta olup hasat sırasında dalların birbirine sürtünmesinden dal ve dalcıklar kırılmakta, mahsul gözleride dökülmektedir.
  6. Fizyolojik denge bozulmuş, özellikle güneş görmeyen kısımlarda kısa, cılız ve birbiri içersine gelişme gösteren sıhhatsiz dallanma görülmektedir.
  7. Hastalıklı, kuru,yaşlı dallar ile dip sürgünlerinin kesimi yüksek yapılmakta, ana kökler üzerinde bırakılan kök sürgünleri ile yıllardır üretime devam edildiğinden kökler kütükleşmiş ve fonksiyonunu yerine getiremez duruma gelmiştir.

Bu tür bahçelerde budamaya geçmeden önce ocaklar arsındaki aralık ve mesafeyi genişletmek amacıyla aralardan ocak çıkarılarak işe başlanmalıdır.Ocaktaki ana dal sayısının 6-8′e indirilmesi hedef alınmalı ve ocak içlerini açacak şekilde yanlara gelişme gösteren dallar bırakılmak suretiyle yaşlanmış, kurumaya yüz tutmuş, hastalıklı dallar ve üstüste gelişme gösteren dallardan bir tanesi budama testeresi ile dipten kesilmeli ve kesim yerlerine aşı macunu sürülmelidir.Ocak boşluklarında kök sürgünleri geliştirilerek ocağın boş kalan kısımları doldurulmaya çalışılır,geri kalan kök sürgünleri ana kökleri yaralamadan çepin ile dikkatlice temizlenir.Ocakta bırakılan ana dallar tek tek elden geçirilerek budama makası ile iç içe girmiş, hastalıklı, kurumuş ve yaralanmış dal ve dalcıklar tırnak bırakılmadan kesilir.Ocak içlerine gelişen obur sürgünler alınır, yanlara fazla taşan sürgünlerde tepe vurması yapılır.Yan dallarda almaşıklı, uzun ve kuvvetli gelişen sürgünler bırakılır.Kısa gelişen sürgünler ke- silerek seyreltme yapılır.Böylece gübreleme ile birlikte bozulan fizyolojik dengenin kurulmasına çalışılır.

Köklerde kütükleşme, ana dalların büyük çoğunluğunda karacakarta kaçma, sürgün gelişmesinde zayıflama ve dallarda çıplaklaşma varsa bu tür bahçelerin bozulan fizyolojik dengesini budama ve gübreleme ile sağlamak çok güçtür.O nedenle bu bahçelerin sökülerek 1-2 yıl dinblendirildikten sonra yenilenmesi gerekmektedir.

7.6.5. Kök Sürgün Temizliği:

Fındığın kök sürgünü verme temayülü çok fazladır.Ana dalların kökleri üzerinde her yıl bol miktarda gelişme gösterirler.Gelişen bu kök sürgünleri ocağın besin maddesine ortak olmakta,dalların sıklaşmasına sebep ol- makta,havalanma ve güneşlenmeyi engellemektedir. Bu nedenlerle üretim süresi boyunca dikilen ana dal sayısı sabit tutularak gelişen kök sürgünleri Sonbaharda ve Mayıs sonu Haziran ayı başında olmak üzere yılda en az iki kez çepin ile temizlenmeli- dir.Ancak üretim süresi boyunca kurumuş,kırılmış,hastalıklı ve yaşlanmış dalların çıkarılması durumunda boşalan dal istikametinde büyüyen kök sürgünlerinden bir tanesi bırakılır ve geliştirilir. Böylece ocak içersinde boşalan dalların yeri doldurulmuş olur.

7.7. GÜBRELEME

Dikimden itibaren fındık fidanlarının sağlıklı olarak gelişebilmesi, iyi taçlanma gösterebilmesi ve verime yattıktan sonra da kaliteli ürün verebilmesi için fındık yetiştiriciliğinde gübreleme büyük önem taşımaktadır.

7.7.1 Gübrelemenin Esasları:

Fındık kökleri ile her yıl topraktan devamlı besin maddesi almaktadır. Zamanla toprakta besin maddelerinin tükenmesi ile gelişim bozuklukları ve üründe azalmalar meydana gelir. Toprakta noksan olan besin maddelerinin tekrar toprağa verilmesi işlemine gübreleme, bu amaçla kullanılan materyale de gübre denilmektedir. Gübrelemeden beklenilen faydanın sağlanması, toprakta hangi besin maddesinin noksan olduğunun ve noksanlık derecesinin belirlenmesi ile mümkündür.

Gerek yeni dikim yapılacak, gerekse de verim çağında olan bahçelerde fındığın normal bir gelişme gösterebilmesi için ihtiyacı olan besin maddelerinin belirlenmesinde mutlaka toprak ve yaprak analizlerinin yapılması gerekmektedir. Bahçelere analiz yapılmadan gübre verildiğinde birçok sakıncalar ortaya çıkmaktadır.

Bahçeye analiz yapılmadan gübre verildiğinde ortaya çıkan sakıncalar;

  1. Gereğinden fazla gübre kullanılabilir. Bu durumda hem ekonomik yönden çiftçi zarara uğrar, hemde fazla miktarda verilen gübreden dolayı fındıkta gelişim bozuklukları olur. Ayrıca fazla verilen besin maddesi diğer elementlerin bitki tarafından alımınıda engelleyeceğinden gübrelemeden beklenilen fayda sağlanamaz.
  2. Fındığın ihtiyacı olan miktardan daha az gübre kullanılabilir.bu durumda istenilen ürün alınamaz.
  3. Kullanılacak gübrenin miktarı kadar gübrenin çeşidi, uygulama zamanı ve yöntemide önemlidir. Toprak yapısına göre yanlış cinste gübre kullanıldığında toprağın fiziksel yapısında bozulmalar meydana gelir.Örneğin; asit karekterli bir toprağa asit karekterki gübre verildiğinde toprak daha da asitleşir.

7.7.2. Yaprak Örneklerinin Alınmasında Dikkat Edilecek Hususlar ve Yaprak Örneklerinin Alınması

  1. Fındık bahçesinden yaprak örneği almak için bahçeye girildiğinde, bahçede farklı fındık çeşitleri bulunuyorsa her çeşit için ayrı ayrı yaprak örnekleri alınıp birbirleri ile karıştırılmamalıdır.
  2. Fındık yapraklarında sarılık, kuruma, kıvrılma gibi belirtiler varsa bu ocakların yaprakları ayrı alınmalıdır.
  3. Bahçede fındık yaprakları normal gelişme göterdiği halde böceklerin yaptığı zarar biliniyorsa ve yapraklarda yırtılma, şekil bozuklukları varsa bu yapraklardan örnek alınmalıdır.
  4. Fındıklar için yaprak örneği alma zamanı fındıkların hasat olumundan yaklaşık 10-15 gün önceki dönemdir.
  5. 20 Dekara kadar büyüklükte olan fındık bahçelerinde bahçenin genel görünüşüne göre diagonal, zikzak veya u harfi şeklinde yürünerek, bahçeyi temsil eden 25 ocağın dört ayrı yönünden olmak üzere 80-120 adet yaprak alınmalıdır. 20 Dekardan büyük bahçelerde örnek sayısı artırılmalıdır.
  6. Yaprak örnekleri tespit edilen ocaklardan bir insan boyu yükseklikteki meyveli dalların 0 yılki orta kuvvetteki sürgünlerinden, güneşgören, hastalıksız sürgün uçlarından itibaren 3′cü veya 4′cü yapraklarından alınmalıdır.
  7. Alınan yaprak örnekleri delikli naylon torbalara koyulur, hazırlanan iki etikete isim, adres, tarih, mevkii, saha,çeşit vs. gibi bahçe hakkında genel bilgiler yazılarak etiketin bir tanesi torbanın içersine diğeri torbanın ağzına.Ayrıca uygulanan üretim tekniği ile ilgili bilgileri kapsayan form doldurulur.
  8. Yaprak örnekleri aynı gün yaprak-toprak analiz laboratuvarlarına gönderilmelidir.Aynı gün gönderilemediği takdirde buzdolabında muhafaza edilmeli ve 1-2 gün içerisinde laboratuvara ulaştırılmalıdır.Yapraklar bekletilirse yanma ve bozulmalar olacağından analizler yanlış sonuç verecek ve önerilecek gübre tavsiyeleride doğru olmayacaktır.

Çizelge:6 Yaprak örnekleri için doldurulacak olan bilgi formu

Tarihi

 

Sulama şekli zamanı

 

Bahçe sahibinin
Adı Soyadı

 

Toprak işleme durumu

 

Yaprak örneğin
alındığı yer

 

Taban suyu durumu

 

Alanı
(ocak sayısı)

 

Verimlilik
(kg/ocak)

 

Çeşitler

 

Periyodisite durumu

 

Yaşı

 

Simptomlar

 

Hastalık ve
zararlı durumu

 

Kullanılan
ilaçlar

 

Kullanılan
Gübreler

 

Örnegi alan elemanın
Adı Soyadı

 

7.7.3. Toprak Örneklerinin Alınmasında Dikkat Edilecek Hususlar ve Toprak Örneklerinin Alınması:

  1. 1- Toprak örneği almadan önce fındık bahçesinin genel toprak yapısına bakılır. Eğer bahçede meyil, toprak derinligi, toprak yapısı ve drenaj durumu bakımından farklı özellikte yerler bulunuyorsa her farklı yer için ayrı örnek alınmalıdır.Bir farklılık yoksa 20 Dekara kadar bir toprak örneği yeterlidir.
  2. Toprak örnekleri bahçelerin köşelerinden, çift ve yol kenarlarından, harman yerlerinden ve gübre yığını olan yerlerden alınmamalıdır.Ayrıca toprağın fazla çamurlu olduğu zamanlarda da toprak örneği alınmamalıdır.
  3. Toprak örnekleri Sonbaharda alınır.Ancak Temmuz ayında yaprak örnekleri alınırken bir bütünlük sağlamak Sonbahar ve kışın verilecek gübrelere zamanında tavsiye yapabilmek için toprak örnekleri yaprak örnekleri yaprak örnekleri ile aynı zamanda alınabilir. Şekil:11- Bahçede toprak örneklerinin alınacağı yerlerin işaretlenmesi ve toprak örneklerinin alınması
  4. Toprak örneği almak için bahçenin genel görüşüne göre S, U şeklinde veya zikzak çizerek bir hat boyunca bahçede yürünür. Baçenin büyüklüğüne göre 20 dekar olan bahçeler için 3-6 adet arasında yer işaretlenir ve bu yerlerden örnek alınır. İşaretlenen yerlerin üzeri önce çapa veya kazma ile otlarından temizlenir ve 50 cm. derinlikte bir çukur açılarak 20 cm. derinlikte, 3-5 cm. kalınlıkta toprak dilimi alınıp kibrit kutusu şeklide düzeltilerek bir kovaya konulur.Daha sonra 20-40.cm derinlikten yine 3-5 cm. kalınlıkta diğer toprak dilimi alınarak kibrit kutusu şeklinde düzeltilir ve başka bir kovaya konulur.bu işlem işaretlenen diğer yerlerde de aynen tekrarlanır.Bu şekilde aynı kovada toplanmış olur. Toprakların içinde taş, kök parçaları varsa temizlenir ve toprak iyice karıştırılır. her karışımdan ortalama 1kg toprak alınarak ayrı ayrı naylon veya bez torbalara koyulur.Yaprak örneklerinde olduğu gibi etiket doldurulur.Bu etikete toprak derinliği ve diğer bilgiler.

7.7.4. YENİ DİKİM FINDIK BAHÇELERİNDE GÜBRELEME (0-5 yaş):

Arazi ve toprak hazırlığı yapıldıktan sonra dikilen fındık fidanlerının sağlıklı olarak gelişebilmesi ve verim yıllarında da bol ve kaliteli ürün verebilmesi ve için dikimden önce temel gübrelemenin yapılması gereklidir. Temel gübrelemenin de alınan toprak örneklerinde yapılacak analizler doğrultusunda olması zorunludur.

Toprağı organik maddece zenginleştirmek amacıyla dekara 3-5 ton çiftlik gübresi ve toprak analiz sonuçlarına göre tavsiye edilen miktarlardaki kireç fidan çukurları açılmadan önce bütün arazi yüzeyine homojen olarak dağıtılmalı ve derince çapalanmalıdır.Ayrıca temel gübreleme olarak dikimden önce fidan çukurlarına tavsiye edilen çeşit ve miktarlardaki fosforlu ve potasyumlu gübreler karıştırılarak verilmelidir.

Dikimden önce yapılan bu temel gübrelemeden sonra birinci yıldan itibaren 5.inci yıla kadar her yıl fidan başına 40gr. azotlu gübreniin yarısı mart ayı başında diğer yarısı da mayıs sonu haziran ayı başında olmak üzere fidanların etrafına muntazam bir şekilde verilmeli ve çapalanmalıdır.Bu şekilde ilk 5 yılda yapılan gübreleme ile fındık fidanlarında istenilen özellikte yıllık sürgün gelişmesi sağlanabilmektedir.

7.7.5 VERİM ÇAĞINDAKİ FINDIK BAHÇELERİNİN GÜBRELENMESİ:

Fındığın normal gelişe bilmesi ve bol ürün verebilmesi topraktan aldığı besin maddeleri ile mümkün olmaktadır. Bu besin maddelerinden en önemlileri ise azot,fosfor,potasyum ve kalsiyumdur. Diğer besin maddeleride fındık için çok önemli olmasına rağmen bunlar önceki besin maddeleri kadar önemli değildir.

Önemli besin maddelerinin noksanlık ve fazlalıklarında fındıkta görüln gelişim bozuklukları, noksanlığında verilmesi greken gübreler ve uygulama yöntemleri bir bütünlük içinde ele alınmıştır.

7.7.5.1. AZOTLU GÜBRELEME:

a. Azot Noksanlık ve Fazlalık Simptonları:

Azot fındığın vegetatif gelişmesi ile direk ilgilidir;noksanlığında ocağın gelişmesi zayıflar, sürgünlerin büyümesi gecikir, sürgünler kısa ve ince olup sürgün gelişmesi vaktinden önce durur. Yaprak ve meyve gözleri az olur, paprak normalden küçük olup sarımsı-yeşil renk alır. Yapraklara elle dokunulduğunda sert bir his verir. Azot noksanlığı önce yaşlı yapraklarda sararma şeklinde kendini gösterir noksanlık ilerledikce diğer yapraklarda sararmaya başlar ve vaktinden önce dökülür. Karanfillrin çok azı meyve bağlar.Meyveler fazla büyümez, küçük kalır ve dökülürler Meyve zurufları kısa ve kuyruk uçlu olup açık yeşil renklidir.

Azot fazlalığında ocakların gelişmesi çok kuvvetlidir.Sürgünlerin boyları uzun vesağlıklı görünüşte, yapraklar büyük ve koyu yeşil renklidir Buna karşılık dokuları yumşak ve fazla suludur.Sürgünler yeterince pişkinleşemezler. bu da gerek kış soğuklarından ve gertekse hastalık ve zararlılardan fındıkların kısa sürede etkilenmesine sebep olurÜrün fazla olmasına rağmen meyveler küçüktür. Meyvelerin kabukları kalınlaşır, iç meyvenin protein oranı artarken yağ oranı azalır. Dolayısıyla meyve kaliteside düşer

b. Azotlu Gübre Uygulama Yöntemi:

Labotuarda yapılan yaprak ve toprak analizleri ile verilecek azotlu gübrenin miktar veçeşidi tesbit edilir. analiz yapılmadan belirli bir miktar ve çeşitte gübre önermek önceden de anlatıldığı gibi fındığın gelişmesine ve toprağın yapısına ilerki yıllarda olumsuz etki yapacaktır.

Genellikle karadeniz bölgesi topraklarının büyük bir çoğunluğu asit karakterde olduğu dikkate alınırsa kalsiyum amonyum gübresi fındıkta güvenle kullanılabilir.

Toprak, iklim özellikleri ve fındığın normal gelişebilmesi için azota en fazla ihtiyaç duyulan devreler dikkate alınarak azotlu gübrenin genellikle yılda iki defa verilmesi uygundur. birinci uygulamada o yılın iklim özelliklerine göre fındıklar uyanmadan önceki dönemde yani şubat ayı sonları ile mart ayı başlarında tesviye edilen azotu gübrenin yarısı verilmelidir. tavsiye edilen gübrenin diğer yarısı ikinci uygulama olarak çiçek gözlerinin teşekkülü devresinde yani mayıs ayı sonları haziran ayı başlarında uygulanmalıdır.

Azotlu gübre ocak dallarının iz düşümlerindeki 30-40cm. genişlikte halka şeklindeki banda muntazam olarak serpilir ve capa ile 5-10 cm. toprak derinliğine karıştırılır.Ocak altları otlu ise gübre verilecek alan önce çapa ile otlarından temizlenmelidir. Azotlu gübrelerin uygulanma yöntemi genelde tüm bahçeler için aynı olmasına karşılık bahçenin düz veya meyilli olmasına göre bazı faklılıklar göstermektedir. Düz arazilerdeki fındık kökleri dal iz düşümlerinde her yöne eşit dağıldığı halde meyilli arazilerdeki fındık kökleri ocakların yanlarında en fazla, alt kısımlarında kısmen ve üst kısımlarında ise en az gelişme göstermektedir .Bu nedenle azotlu gübreler fındık köklerinin dağılma ve gelişme durumu dikkate alınarak oluşturulacak olan halka şeklindeki banda verilmelidir.

7.7.5.2. FOSFORLU GÜBRELEME:

a.Fosfor noksanlık ve fazlalık simptomları:

Fosfor noksanlığında fındık bitkisinin gelişmesinde genel bir durgunluk olur,sürgün gelişmesi gecikir,sürgünler kısa ve ince olur.Fosfor noksanlığı önce yaşlı yapraklarda görülür.Yapraklar önce koyu yeşil olmasına rağmen sonra yer yer morluklar görülür ve yaprakların alt yüzü boyunca kırmızılıklara rastlanır. Aşırı noksanlıkta morluklar bronzlaşır ve yapraklar dökülür.Yapraklar normal büyüklüğünü alamaz veküçük kalır.fındık mahsüle geç yatar,meyveler küçük kalır ve meyve olumu gecikir.Meyve dökümleri görülür,zuruflar kıvrık kenarlı ve kısa kalır.

Topraklara ihtiyaçtan fazla fosfor verildiginde toprakta bulunan azot, potasyum, demir ve aliminyum gibi önemli bitki besin maddelerinin alınması engellenir, dolasıyla bu besin maddelerinin noksanlıklarında meydana gelen arazlar ortaya çıkar.

b.Fosforlu Gübre Uygulama Yöntemi:

Fosforlu gübreler genellikle toprakta uzun süre etkisini gösterebildiği için 3 yılda bir defa Kasım-Şubat ayları arasındaki dönemde yaprak ve toprak analiz sonuçlarına göre tavsiye edilen miktarlarda kullanılır.

Fosforlu gübreler ocakların dal iz düşümlerinde ocağın büyüklüğüne göre açılacak olan 16-32 adet ve 15-20 cm. derinlikteki çukurlara eşit oranda dağıtılarak üzeri toprakla kapatılmak suretiyle uygulanır. Bu şekildeki uygulama ile gübrenin toprakla temas yüzeyi azaltılır,elverişsiz hale geçmesi önlenir ve bitki tarafından alınması da kolaylaştırılmış olur.

7.7.5.3. POTASLI GÜBRELEME:

a. Potasyum Noksanlığında Görülen Simptomlar:

Potasyum noksanlığında sürgünler erken gelişmeye başlamasına karşılık, gelişme yavaştır. Sürgün boyları kısa ve ince kalır. Potasyum noksanlığı önce yaşlı yapraklarda yaprağın küçük kalması şeklinde kendisini gösterir.Daha sonra yaprakların kanarlarında kavrulma meydana gelir ve genelee yaprak renklari açık yeşile döner. Ayrıca yapraklarda kıvrılma görülür. Meyveler küçük kalır ve boş meyve oranı artar. Zuruflar kavruk ve zuruf uçları kıvrıktır. bitki dondan ve hastalıklardan daha fazla zarar görür.

b. Potaslı Gübre Uygulama Yöntemi:

Karadeniz bölgesi fındık toprakları genellikle potasyum bakımından yeterlidir. Potasyum bakımından yeterli bulunan topraklara gübreleme yapıldığı takdirde bu gübrelemenin hiçbir şekilde faydası olmayacağı gibi asit karakterli toprakların daha da asitleşmesine yardım edilmiş olunur. Ancak analiz sonuçlarına göre ihtiyaç duyulan bahçelere uygulama yapılmalıdır.

Potasyum da fosfor gibi toprakta tutulan bir besin maddesidir. Toprakta tutulmasına, toprağın azitligi, organik madde miktarı. katyum değişim kapasitesini yüksek oluşu gibi faktörler etki yapmaktadır. Bu nedenle potasyumlu gübreler KASIM-ŞUBAT ayları arasındaki dönemde fosfor uygulama yönteminde anlatıldığı gibi uygulanmalıdır. Yine potaslı gübre de üç yılda bir uygulanmalıdır.

7.7.5.4. Diğer Besin Maddeleri ve Uygulama Yöntemleri:

Fındığın ğelişmesi için ihtiyacı olan besin maddeleri sadece azot,fosfor ve potasyum olmayıp genel fonksiyonları ve yaptıkları işlem bakımından bunlar kadar önemli olan Ca, Mg. Fe, Mn. Zn, Cu, B gibi besin maddelerini de kapsamaktadır. Bu besin maddelerinin noksanlığı fındıkta son yıllarda yapraklarda sararma ve deformasyonlar, meyve dökümleri ve boş fındık oluşumunun artması şeklinde yer yer görülmeye başlamıştır. Yapılan yaprak analizlerine göre noksanlıüı saptanan bu elementlerin uygulanması fındığın gelişmesi ve verimi üzerine olumlu etki yapacaktır. Bu besin maddelerinin meyve ağaçlarına uygulanması yapraktan ve topraktan olmak üzere iki yöntemle yapılmaktadır.

Yapraktan gübre uygulaması hem daha az gübre kullanılması ve hemde noksanlığın sebep olduğu arazın kısa sürede girilmesi bakımından toprak uygulamasına göre daha avantajlıdır. Her besin maddesi için kullanılması gerekli olan konsantrasyonlar bilinmektedir. Bu miktarlardan daha fazla kullanılması yapraklarda ve meyvelerde yakma yapacağından sakıncalı olup çok dikkat edilmesi gerekmektedir. Yapraktan uygulamalar pülverizatörlerle yapılmaktadır. Uygulama yapraktan fındık yapraklarının alt ve üst yüzeyleri tamamen gübre solüsyonu ile ıslatılmalı, ocağın tüm yeşil aksamasında kuru yer kalmayıncaya kadar püskürtmeye devam edilmelidir.Ocağın büyüklüğüne bağlı olarak 3-4litre arasındaki solüsyon tüm ocağı ıslatmak için yeterli gelmektedir.Uygulamanın yapıldığı günde hava fazla sıcak olmamalı (20c civarında ) en iyisi sabah erken saatlerde veya akşam üzeri uygulama yapılmalıdır. Ayrıca besin maddesinin yapraklar etrafından alınması için en az 1-2 gün yağmur yağma- ması gereklidir.Uygulamadan hemen sonra yağmur yağacak olursa uygulama tekrarlanmalıdır.Bu besin maddelerinin uygulanması fındık yaprakları normal gelişmelerini tamamladıktan sonra Mayıs ayından itibaren Temmuz ayına kadar noksanlığın şiddetine göre 15-20 gün ara ile 2-3 defa yapılması şeklindedir.Topraktan uygulama ise fosforlu gübrelerin uygulanmasında olduğu gibi yapılmalıdır.

7.7.6. Verim Çağındaki Fındık Bahçelerinde Kireçleme:

Fındık bitkisi normal gelişmesini Ph’sı 5-7 arasında olan topraklarda sağlıyabilmekte ve bol ürün verebilmektedir.Ancak fındık tarımı yapılan Karadeniz bölgesi toprakları genellikle asit karekterlidir.Toprağın asit karekterde olması azot,fosfor ve potasyum gibi bazı elementlerin alınmasına engel olduğu gibi demir, aliminyum gibi bazı elementlerinde çözünebilirliğini artırdığından toksik etki yapmasına sebeb olur.Toprakta kireç noksanlığının fındıkta meydana getireceği zararlar diğer besin maddelerinin alınamaması ve toprak yapısının özelliği ile direk ilgisi olup yaprakların vaktinden önce sararmaları,tepe sürgünlerinde kurumalar,zayıf kök teşekkülü ve azot,fosfor,potasyum noksanlığında görülen arazların meydana gelmesi şeklindedir.

Asit toprakların kireçlenmesi ile toprakların fiziksel kimyasal ve biyolojik özellikleri düzeltilir.Toprağın havalanması,ısınma ve su tutma özellikleri de düzeltilmiş olur.Toprakta mikroorganizma faaliyetleri artar,bazı besin maddelerinin ayırışması ve bazılarının da topakta tutularak yıkanıp gitmesine engel olur.Özellikle asit karekterli olan toprak bünyesini de fındığın gelişmesi için istediği normal Ph derecesine yükseltir.

Fındık bahçelerinin toprak analizleri sonucuna göre kirece ihtiyacı olup olmadığı ve ne kadar kireç verilmesi gerektiği tesbit edilir.Toprak asitliği Ph uygun olan bahçelere kireçleme yapmak toprağın yapısını bozacağı gibi fındığın fazla kireçten zararlanmasına da neden olur.Toprağın fiziksel yapısı uygulanacak kireç miktarına etken olup hafif tekstürlü topraklara verilecek miktar ağır tekstürlü topraklara göre daha az olmaktadır.Ayrıca kullanılacak kirecin cinsi,uygulama zamanına büyük etki yapmaktadır.Fındık çin genelde Kasım-Aralık ayları kireçleme için uygundur.Kireçleme işlemi 4-5 yılda bir toprak analizi yaptırılarak ihtiyaç olduğu takdirde tekrarlanmalıdır.

Kireçleme fındık bahçelerinde iki yöntemle uygulanır.Tavsiye edilen kireç miktarı bahçenin tamamına muntazam ve eşit olarak serpilerek köklere zarar vermeyecek şekilde mümkün olduğu kadar derin çapalanır.Yada ocakların dal iz düşümlerindeki 50-60 cm. genişliğinde halka şeklindeki banda muntazam olarak dağıtılarak mümkün olduğu kadar toprak derinliğine çapalanır.Bu takdirde verilecek kireç miktarı birinci yönteme göre daha az olmaktadır.

7.7.7.Verim Çağındaki Fındık Bahçelerinde Çiftlik Gübresi Uygulanması:

Toprağa verilecek çiftlik gübresi ve benzeri organik gübreler toprağın verimliliğinin artmasına,toprakta besin maddelerinin tutulmasına,su tutma kapasitesinin ve katyon değişim kapasitesinin yükselmesine,toprağın havalanma ve işlenmesine,toprağın erken tava gelmesine ve agregat teşekkülüne olumlu etkiler yapmaktadır.

Çiftlik gübreleri hayvanların sıvı ve katı ifrazatları ile yataklık olarak kullanılan materyalden oluşur.Çiftlik gübresinin bileşimi hayvanın yaşı,cinsi, beslenme durumu ve yataklık olarak kullanılan materyalin cinsine bağlı olarak değişir.1 ton ahır gübresinde ortalama 5.5 kg.Azot,2.5 kg. Fosfor, 5.5-6 kg. Potasyum ve diğer önemli besin maddeleri bulunmaktadır.

Çiftlik gübresinin özelliğini kazanabilmesi dolayısıyla toprak ve fındık bitkisi üzerine olumlu etki gösterebilmesi için 6 ay veya 1 yıl kadar ihtimar yapmış olması gereklidir. İhtimar yaptırmak için gübrelikte çiftlik gübresi 80 cm. karanlıkta tabaka halinde sıkıştırılmadan konulur. Gübrenin ısısı 55-60 C ye yükseldiğinde ıslatılarak bir miktar fosforlu gübre, bir miktarda kireç konulup karıştırılarak sıkıştırılır ve üzeri toprak ile hava almayacak şekilde kapatılır. Bu şekilde ihtimar yapmış olan çiftlik gübresi ile gübreleme yapılmalıdır.

Fıkdık bahçelerine bu gübreler sonbahar veya ilkbahar başınba ocağın dal iz düşümüne halka şeklindeki 50-60 cm geşlikteki banda 30-40 kg. kadar eşit olarak dağıtılır ve hemen toprağa çapalanır. Gübre çapalanmadan ocak altlarında bırakıldığı takdirde değerinden büyük ölçüde kaydeder. Karadeniz bölgesinin fazla yağışlı olması nedeniyle ihtimar yapmış çiftlik gübresinin ilkbaharda fındıklar uyanmadan uygulanması gereklidir. Sonbaharda uygulama yapıldığı takdirde fazla yağış alan bölgelerde gübrenin değeri önemli miktarda hatta yarı yarıya azalmaktadır. Ahır gübresi toprağın genel yapısına ve organik madde miktarına göre 3-4 yılda bir uygulanmadır.

Çiftlik gübresinin bulunamadığı durumlarda toprağa organik madde kazandırmanın diğer bir yöntemide yeşil gübrelemedir. Fındık bahçeleri için yeşil gübre bitkileri fiğ, yabani bezelye ve yulaf gibi bitkiler olup bunlar sonbaharda meyilli arazilerde dal iz düşümlerdeki 50-100 cm.lik halka şeklindeki banda, düz arazilerde ise tüm bahçeye ekilir ilkbaharda çiçeklenmeden önce biçilerek toprağa karıştırılır. Bu uygulamaya toprağın organik maddesi az olan yerlerde birkaç yıl üst üste devam edilmelidir. Ayrıca bahçelerdeki yaprak, mısır sapı ve benzerleri gibi maddelerden elde edilecek çürüntülerde toprak verimliliğini artırmak için kullanılabilir. Bu artıkların çürümeleri yani yarayışlı hale geçmeleri çiftlik güpresinde olduğu gibi bazı işlemlerin yapılmasını gerektirir. Çürüntü elde edildikten sonra fıkdık dal iz düşümlerine saçılarak toprağa 5-10 cm. derinlikte karıştırılmalıdır.

Çizelge: 7 VERİM ÇAĞINDAKİ FINDIK BAHÇELERİNE VERİLECEK GÜBRELER VE UYGULAMA YÖNTEMLERİ

GÜBRELER

UYGULAMA ZAMANI

UYGULAMA YÖNTEMİ

AZOT

Tavsiye edilen miktarın yarısı MART ‘da kalanı ise MAYIS ayı sonunda verilmeli

Dal uçları altındaki 30-40cm. genişliğindeki banda serpilip 5-10 cm. toprak derinliğine karıştırılır.

FOSFOR

3 yılda bir defa KASIM-ŞUBAT ayları arasındaki dönemde verilir.

Dal uçları altında 16-32 adet 15-25 cm. derinliğindeki çukurlara eşit olarak konularak üzeri toprakla kapatılır.

POTASYUM

2-3 yılda bir defa KASIM-ŞUBAT ayları arasındaki dönemde verilir.

Dal uçları altında 16-32 adet 15-25 cm. derinliğindeki çukurlara eşit olarak konularak üzeri toprakla kapatılır. Fosforlu gübre ile birlikte verilebilir.

KİREÇ

3-5 yılda bir defa KASIM-ARALIK ayları arasındaki dönemde verilir.

Dal uçları altındaki 40-50 cm. lik bant şeklindeki halkaya muntazam serpilip 5-10cm. toprak derinliğine çapalanır.

AHIR GÜBRESİ

3-4 yılda bir defa KASIM-MART ayları arasındaki dönemde verilir.

Ocak dal altlarındaki 50cm.lik banda saçılıp 5-10cm topraga karıştırılır.

MİKRO ELEMENTLER

M.g, Fe, B.v.b Yapraktan : MAYIS-TEMMUZ ayları arasında 15-20 gün ara ile 2-3 defa verilir.
TOPRAKTAN: Yapraklanmadan önce bir defa verilir

Düşük konsantrasyonlardaki solüsyonların(%0,1-1) yapraklarda kuru yer kalmayıncaya kadar püskürtülmesi ile yapılır. Dal uçları altındaki 30cm. genişlik 10cm. derinlikte band halindeki halkaya muntazam olarak dağıtılarak toprakla kapatılır.

7.8 FINDIKTA ALINMASI GEREKEN DİĞER KÜLTÜREL TEDBİRLER

Fındık yetiştiriciliğinde budama, gübreleme vemücade uygulamaları yanında özellikle eski dikim bahçelerde alınması gereken birtakım kültürel önlemler daha vardırki bunların başında çapalama,yabancı ot kontrolü, fındık ocaklarının arasında yetiştirilen meyve ağaçları, kızıl ağaç ve diğer ağaçların kesilmesi gerekmektedir.

Yeni dikilmiş olan fındık fidanlarının besin maddesi ve suyuna ortak olmasını önlemek ve fidanların sağlıklı gelişmesini sağlamak için verim çağına kadar her yıl fidan çukurlarında sık sık ot temizliği yapılmalıdır.

Verim çağındaki fındık bahçelerinde yılda iki kez uygulanan azotlu gübre tatbikatı sırasında fındık dallarının iz düşümlerindeki gübreleme alanını çapalamak suretiyle bir yandan usulüne uygun gübreleme yapılması sağlanmış olmakta, diğer yandan da yabancı ot kontrolü yapılarak su ve besin maddesi kaybı düşürülmektedir. Gübreleme alanı dışında çıkan diken ve yabancı otlar Mayıs ayı başı ve haziran ayı sonlarında yılda en az iki kez olmak üzere girinti veya tırpan ile temizlenmelidir.Bu şekilde yapılacak olanuygulamalar ile bahçe içersind yetişen bitkilerin fındığın besin maddesi ve suyuna ortak olması önlenmiş olup. Ayrıca büyük bir çoğunluğu %40 meylin üzerinde olan fındık bahçelerinde yapılan uygun çapalama ile erozyona verilmemiş olmakta ve fındık köklerinin kesilmesine de meydan verilmemektedir.Son yıllarda toprağa karıştırılmadan bahçeye serpilerek uygulanan gübre ile hayvanlara ot teğmin edilmesine çalışılmaktadır. Yapılan bu yanlış uygulama sonucu her ne kadar arzulanan ot teğmin edilirsede elde edilen bu yabancı otlar fındığa verilen gübrenin büyük bir çoğunluğunu sömürmekte ve suya ortak olmaktadır. en önemliside yapılan bu yanlış gübre uygulaması sonucu yüzlek olan fındık köklerinin dahada yüzlek gelişmesine neden olmakta ve gelişme alanı daralmaktadır.

Fındık bahçesi içersinde yetiştirilen meyve ağaçları, kızılağaç ve diğer yabancı ağaçlar fındık bitkisine gölge yaparak güneşlenmesini önlemekte, Besin maddesine ortak olmakta ve gölgede yetişen fındığın yıllık sürgün gelişmesi cılz olmakta ve meyve tutum oranı da düşmektedir. Bu nedenledirki sonbaharda bahçe içerisinde yetişen bütün yabancı ağaçlar kesilerek bahçeden uzaklaştırılmalıdır.

Yapılan bütün bu kültürel uygulamalar neticesinde fındık veriminde büyük artış sağlanabilmektedir.

Yazı kategorisi: FINDIK ÜRETIMI | Etiketler: | » yorum bırak;